Sakarya Hareketi’nde, Yarı İçerden Yarı Dışarıdan Yaşamak - I

Fahri Tuna

Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde yatılı olarak okuduğum yıllarda, henüz lise öğrencisiyken (sene 1976), Arapça öğretmenimiz Numan Yazıcı ve sıra arkadaşım Şair Mustafa Emircan’ın yönlendirmesiyle, Çark Caddesi Demircioğlu İşhanındaki Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Sakarya Şubesi’ne intisap ettim. Bununla müftehirim. Başkanımız Kayserili Mustafa Tekelli’ydi. Bursalı Yusuf Aydın Ağabeyimiz ilgileniyordu daha çok biz liselilerle.

Orta öğretim komitesi başkanımız, sınıf arkadaşımız Mustafa Karabıyık’tı. O günlerde MTTB’ye devam eden, Kenan Tandoğan, Nuri Osman Ürküt ve Vedat Ünsal ağabeylerimizi, merhum Mustafa Yazıcı, Yavuz Üstüner, Yaşar Toprak, Mustafa Emircan, Ömer Aksu, Server Aydınlı, Abdurrahman Özçelik adlı dönem/sınıf arkadaşlarımı hatırlıyorum. Harıl harıl Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç kitapları okumaya başlamıştık.

Edebiyata ve yazmaya olan ilgim beni son sınıfta Edebiyat Kolu Başkanlığına götürdü. Sezai Karakoç meftunu Edebiyat Öğretmenimiz Yusuf Şahin hocamızın yönlendirmesiyle, o eğitim öğretim döneminde (1977-78) başta Mehmet Akif ve Çanakkale geceleri olmak üzere bir dizi yarışmalar düzenlediğimizi ve Sesimiz adıyla, okul tarihinde ilk kez duvar gazetesi çıkarttığımızı hatırlıyorum. Bunlar kültür sanat yönünde amatörce de olsa ilk çabalarımdı.

Ağa Camii Karşısından Mttb Dershanesi

Aynı günlerde nüfusu 80 bin civarında olan Adapazarı merkezinde bir tek Büyük Dershaneadında sosyalist kökenli bir ekibin sahipliğinde üniversite hazırlık dershanesi vardı. MTTB Sakarya tarafından o sene, Büyük Dershane’nin yarı fiyatına, üniversite hazırlık kursu açıldı. Artık hafta sonları gerçekleşen hazırlık kurslarımız, kurumun Kömürpazarı Ağa Camii karşısındaki dört katlı binamızdaydı. Matematiğe İbrahim Özgür, Fiziğe Yılmaz Güney ve Mehmet Kaymak, Kimyaya Ali Osman Aydın hocalarımız giriyorlardı. Bu hocalarımızın tamamı SDMMA asistanlarıydı. Sonradan öğrendik ki yaklaşık sekiz ay süren hazırlık kurslarımıza, bu hocalarımızın hepsi, imece usulüyle ve tek kuruş ücret almadan girmişler.

O yaz yapılan tek dereceli ÖSYM Sınavında, İstanbul ve Ankara’da sağ-sol olaylarından her akşam üç-beş öğrencinin katledilme haberleri üzerine rahmetli babacığım Arif Tuna, Adapazarı dışında üniversite okumama izin vermediğinden, ilk üç tercihimi zorunlu olarak SDMMA’nin üç bölümüne yaptım. (O yıllarda sadece Makine, İnşaat ve İşletme mühendisliği bölümleri mevcuttu.) Dördüncü sıraya İstanbul Üniversitesi Hukuk, beşinci sıraya okumayı çok istediğim İstanbul Üniversitesi Edebiyat’ı yazdım. Üçüncü sıradaki SDMMA İşletme Mühendisliği bölümünü kazandım ve Ozanlar mahallesindeki Akademi’ye kaydımı yaptırdım. (Puanım İstanbul Hukuk ve İstanbul Edebiyat’a da yetiyordu ama daha yukarıdan bir bölüm gerçekleşmişti. Nasibimiz böyleymiş.)

Babamın Olaylara Karışmamak İçin Yemin Ettirişi ve Uzaktan Mttblilik

Babam hemen her sokağında akrabamızın veya köyden bir komşumuzun yaşadığı Ozanlar Mahallesi’nde bana, - halamın da oturduğu - Alaca Sokakta, tek katlı bir evin bodrum katında rutubeti yoğun (sanki diğer katlarda rutubet yokmuş gibi), tek odalı bir yer kiraladı. Kaldığım evin okuluma mesafesi yaklaşık üç yüz metreydi.

MTTB’li olduğumu, yoğun şekilde kitap okuduğumu, siyasetle ve memleket meseleleriyle ilgilimi gören ve her akşam TRT Haberlerinde üniversite öğrencileri arasındaki - o günlerin tabiriyle - anarşik olaylarda üç beş kişinin öldürüldüğünü duyan babam, SDMMA’nın derse başlayacağı günden önceki Pazar günü, bana abdest aldırttı, Kur’an’ı (mushafı) getirtti, dört yıllık üniversite öğrenciliğim boyuncu hiçbir öğrenci hareketine karışmayacağıma, olaylarda yer almayacağıma, aksi takdirde okuldan alacağına, Kur’an-ı Kerim’e el batırarak yemin ettirdi.

Anlaşılmıştı; ben ancak MTTB Gönüllüsü olabilecektim ancak. Yarı içeriden yarı dışarıdan. Uzaktan MTTB’li. Baba izni o kadardı. Yeminli izin.

İşletme Mühendisliği - I’de Mttbli On Altı Öğrenci, İki Ülkücü, Bir Komünist

Sınıfımıza derse devam eden 65 kişiydik. Beşi (Suriyeli Üsame Rüveyha, Irak Türkmen’i Muvaffak İsmail Ömer, İran Türkmen’i Behram Selami’yi hatırlıyorum) yabancı uyruklu, gerisi Türkiye’den altmış öğrenci. Yirmi kadar da kız öğrenci vardı sınıfımızda. Geriye kalıyordu kırk kadar öğrenci.

Kısa sürede saflar netleşmişti. 783001 Numaralı öğrenci Konyalı Ali Uyanık, sınıfımızda MTTB Başkanıydı. Sınıfta on altı kişi, o günlerin tabiriyle Emtetebililerdik. Namı diğer Akıncılar. Sınıfımızdaki Emtebelileri sayayım: Konyalı Ali Uyanık başkanımıza ilaveten, Kayserili Rauf Memiş ve Osman Kozan (Uzun Osman), Bolu Geredeli Abdurrahman Özçelik (İmam-Hatip’ten devre arkadaşımdı, o dönem birincisi, ben dönem yedincisiydim, aynı okul/aynı sınıfta buluşmuştuk), Sivaslı Bekir Sakin, Oflu Reşat Karatay, İzmitli Yusuf Karaosmanoğlu, Ordulu Mevlüt Sarıkaya, Afyon Çaylı Bayram Topal, Sinop Boyabatlı İsmail Hakkı Cedimoğlu, Konyalı Sait Kayısı, Adapazarlı Fahri Tuna, Maraşlı Mehmet Fatih Taşgetiren, Kütahyalı Ahmet İça, Kayserili Hilmi Baştürk, Bursalı Adem Arlı.

Sınıfta çoğunluk ve hâkimiyet bizdeydi. Çoğu renk vermiyordu. Bir iki Nurcu (Zafer Dergisi) ve Adalet Partili, iki de Işıkçı (Türkiye Gazetesi) müntesibi vardı. Ülkücü olarak da Mustafa Toka ve Ömer kardeşlerimiz. (Biz Büyükdoğucularla Ülkücüler zaten uzak değildiler.) Bir de Komünist Zeki (Balçın. Zeki insan olarak iyi dostumdu benim. Hâlâ da öyledir.)

Özetle sınıfta yirmi kadar siyasiydik. Yaklaşık sınıfın üçte biri ideolojilerle ilgiliydi.

Akademi’den Gümrükönü’ne Toplu Gidip Gelen Üç Grup

Okulda derslerin bitiminde İslamcı, Ülkücü ve Komünist olarak adlandırılan üç ayrı grup, gününe göre otuzar kırkar ellişer kişilik gruplar halinde, polis kontrolünde, yaklaşık bir kilometrelik yolu, Akademi’den Gümrükönü’ne yürüyerek, kâh slogan atarak gidip geliyorlardı. Sınıfımızdan benim dışımdaki on beş kişilik İslamcı Grup yani MTTB, Mustafa ve Ömer Ülkücü, Zeki de Komünist grupla toplu gidip geliyorlardı. Her an kavga / olay çıkması olası şekilde, slogan ata ata, gergin vaziyette.

O günlerin şartlarında yaklaşık 700 öğrenci mevcutlu bizim Mühendislik Akademisi’nde siyasi görüşü belirgin yaklaşık iki yüz elli kadar kişinin, okula yalnız veya iki-üç kişiyle gidip gelmeleri çok tehlikeliydi. Her an bir saldırıya maruz kalması an meselesiydi. Ve bu yöndeki üzücü olayları da duyuyorduk.

Ben - babama verdiğim söz/yemin gereği - gruptan ayrı gidip geliyordum eve. Zaten evim okula üç yüz metre ya var ya yoktu. Bana pek karışan da olmuyordu doğrusu. Dönemin MTTB Başkanı Suat Ateş Abimin ve bir önceki dönem başkanımız İbrahim ErtiryakiAbimin, grupla hareket etmem konusunda beni - öfkeli ve emredici bir ses tonuyla -uyardıklarını, benim de (yemin ve evimin yakınlığı gibi) iki mazeretimi, onay görmese de ilettiğimi hatırlıyorum.

İki büyük hadiseyi ayrı tutarsak ne okulda ne de sınıfımızda ciddi bir olayı / kavgayı hatırlamıyorum. Gerginliği hissediyorduk, o ayrı. Okulun bahçesinde Atatürk büstünün etrafını, yirmi beş - otuz kişilik Komünist Grup mesken tutmuştu. Dersleri olmadığı sürece hep orada otururlardı; bugün gibi gözümün önünde. (Atatürk’ün ardına sığınmak onların ezeli ve ebedi taktikleriymiş demek ki.) Ülkücü Grubun kantinin bir köşesini mesken tuttuğunu da hatırlarım. Ülkücü kardeşlerimizle aramızda ciddi bir sorunu da hatırlamıyorum.

Öncü Liderler: Yusuf Aydın, İbrahim Ertiryaki, Suat Ateş

O dönemin Sakarya Hareketi Öncüleri (uç beyleri demek daha doğru) olarak çok değerli ağabeyleri, birer paragrafla anlatmak isterim:

Hareketimizin beyni Bursalı Yusuf Aydın Ağabeydi. Belki 1.70’e ancak varan ortadan kısaca boylu, zeki ve derin bakışlı, her zaman güzel giyimli, karizmatik yürüyüşlü, az konuşan çok uygulatan, doğal liderimiz Yusuf Abi. Her zaman ciddi her zaman toparlayıcı her zaman müşfik. Akıl. Vakar. Cömertlik. Bugün bir Sakarya Hareketi varsa, yarım asır sonra söylediğimiz - yazdığımız, adından bahsedilmesi en başta, en fazla, en çok hak edeni muhtemelen odur. Belki de tek başına hareketin yüzde 20’si, 25’dir, demek mübalağa olmaz. Elbette Adapazarlı Cevat Sarıgüzel, elbette Kayserili Mustafa Tekelli, elbette Bolulu Alaattin Yılmaz’ın da hakkı ve payı büyüktür; haklarını telsim etmeliyiz. Ama asıl teşkilatçı, örgütçü, adım adım kozanın örücüsü, hiç tartışmasız merhum Yusuf Aydın Ağabeydir. Bilinsin isterim.

Resmi başkanımız Eskişehirli (aslında Antepliymiş) Suat Ateş’ti. Ortadan uzunca boylu, sakallı, yakışıklı, karayağız, karizmatik bir öğrenci lideriydi. Düşmana korku dosta güven veren yürüyüşü ve duruşu vardı. Etkili konuşuyordu. Yusuf Aydın ne kadar akıl ise Suat Ateş de eylem, aksiyondu daha çok. Bana, bize öyle görünüyordu.

Bir önceki dönem başkanımız İbrahim Ertiryaki Ağabey de geliyordu zaman zaman okulumuza. Ve Ağa Cami karşısındaki binamıza. Ortadan uzunca boylu, sportmen vücutlu, sarışın, az ama öz konuşan, gözlerinden güven ve şefkat fışkıran yiğit bir ağabeyimizdi. Seviyorduk onu. Üstelik Sakarya Hareketi’ndeki ender Adapazarlılardandı (İbrahim Ertiryaki, Hikmet Sevim, Hikmet Yıldız, Şadi Tanış ve Fahri Tuna. O günlerde beş Adapazarlının da başı ve öncüsü oydu.) Bana - belki de yakın dostu Numan Yazıcı Hocamın yönlendirmesiyle - daha bir sahip çıkıyor, ilgileniyor gibiydi. Ya da ben öyle hissediyordum.

Üç Efsane Öncü: Ali Bakaner, Sabahattin Aşlakçı, Şinasi Arabacı

Bu üç baş öncüden sonra ikinci öncü üçlü olarak Afyonlu Ali Bakaner, Çankırılı Sabahattin Aşlakçı ve Bursalı Şinasi Arabacı’yı saymak gerekiyor, Sakarya Hareketi’nde.

Ali Bakaner Abi ortadan az uzunca, esmer, siyaha çalan sakallı, çok karizmatik, çok samimi, çok korkusuz, kâh Hazreti Ömer gibi celadetli, kah Hazreti Ebubekir gibi sakin ve cömertti. Sahabeden biri tarihin koynundan çıkıp gelmiş de aramızda yaşıyor gibi gelirdi bize.

Sabahattin Aşlakçı Abi, ortadan bayağı uzun, siyah sakalı, gözlerinden edep vakar ve yiğitlik fışkıran, lider yaradılışlı, sözleriyle değil de gözleriyle konuşan, koruyucu biriydi. Yürüyüşü ve varlığı bizler için çınar ağacı gibiydi.

Şinasi Arabacı Abi ise 1.90 boyu, karayağız teni, belirgin siyah bıyıkları, endamlı ve edalı yürüyüşü ile Altaylardan Gelen Yiğit filminin başrol oyuncusu bir aktör gibiydi. Sanki tarihi bir filmin çekimlerinden gelmiş gibiydi. Grubumuzun Ulubatlı Hasan’ydı adeta. Öyle etkili.

Bu üç isim, bahçede şöyle bir yürüyüp gelsinler - geçsinler, savaş meydanında dost kuvvetlere güç ve moral, düşman kuvvetlere korku ve endişe püskürtüyorlardı.

Bu üç isim (Bakaner, Aşlakçı ve Arabacı), biz yeni yetme MTTBliler için gerçek birer efsaneydiler. Rol modelimizdi onlar. Onlar gibi olmak istediğimiz, örnek aldığımız prototiplerdi. Hâlâ da öyledirler. Öyle sever, öyle güveniriz. Rabbim güç kuvvet sağlık afiyet versin.

Haftaya: Adapazarı’nı Huzur Şehri Yapan İki Faktör: MTTB ve Halkın Sağduyusu

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ