Fotoğraf seyahatimiz bu ay Sivas yollarında, ben (Madımak) önyargılarımla trene binerken YHT’nİn konforlu seyahatinde her şeyi unutuyorum. 21.30 gibi vardığımız Sivas şıkır şıkır, şehir yaşıyor, korkulacak bir şey yok yani. Biz de gece çekimi yapmak için şehre karışıyoruz. Derken Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamaları ile ortalık daha da şenleniyor. Bir tarafta Sivasspor fanatikleri bir tarafta GS taraftarları ortada kalıyorum, kolluk kuvvetleri bütün önlemleri almış; olaysız, şenlikli devam eden ortamı bırakıp otelimize dönüyoruz.
Sabah saat 05.00 Divriği’ye doğru mahmur biraz uykulu yola çıkıyoruz. Tek tük ağaçlı yollarda dağların üzerine tabiat yeşil halısını atmış, dağlar pilise etek gibi yukardan aşağıya genişleyen kıvrımlarda hoş bir görüntü veriyor. Uzansan çukurlarında birikmiş karları toplayacaksın sanki göz alabildiğince yeşilin içinde bir tane beton yığının olmadığı, insan elinin değmediği muhteşem bir yolculuktan sonra Divriği’ye varıyoruz.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifasındayız. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilen yapı topluluğu muhteşem mimarlık ve mühendislik dehası. Evliya Çelebi bile yüzyıllar önce "Methinde diller kısır, kalem kırıktır." demiş ki aynen öyle. Cennet Kapı’nın (Kur’an-ı Kerimde cenneti anlatan ayetlerdeki eşsiz cennet nimetlerinin taşa nakşedilmiş tasvirleri bulunan kapı) önündeyiz. Dahice tasarlanmış taş oymacılığı eseri bu kapıda sabahın ilk ışıklarıyla (Mayıs-Eylül aylarında) beliren namaz kılan kadın (Melike Turan Melek) silüetini, öğleden sonra şah kapısında namaz kılan adam silüeti (Ahmet Şah) fotoğraflarını çekiyoruz. Mihmandarımız Mustafa Yıldırım sayesinde tarihi yapının üzerindeki taş işçiliğinin mesajlarını, mimari detayları öğrendiğimizde ise bu sanat ve tasarım harikası eserde Evliya Çelebi’ye katılmamak mümkün değil. Eseri merak eden internetten bakabilir.
Küçük hediyelik standında tek bir kitap var satışta “Hayalleri Uçuran Adam NURİ DEMİRAĞ”. Sivaslı tarihçi İlhan Ege yazmış. Nuri Demirağ’ı biliyorum tabii ama Divriliği olduğunu bilmiyordum. Nuri Demirağ (Mühürzade Mehmet Nuri Bey) hocası Salih beydenUlu Cami’yi ve Darüşşifayı dinledikten sonra kendine bir söz verir. Taşlara bin bir lisan öğreten, inancı, kültürü haykıran ecdadı gibi becerikli biri olacaktır. Sözü nasıl kalbi duyguyla verdiyse artık o gece bir rüya görür. Hürrem Şah (baş mimar) elinden tutar, Cennet Kapısının önünde bütün desenleri ve şekilleri tek tek anlatır. Ayrılırken “Nuri, bu eser benim hayalimdi. 15 yıl gece gündüz bu hayal için çalıştım, sen de hayallerinin peşini asla bırakma” der. Ve böylece Nuri Demirağ Hürrem Şah’tan el alarak bu toprakların yetiştirdiği en yerli ve milli isimlerinden biri olarak vatan için çok önemli projeler üretmiş. 10bin kilometrelik demiryolu ağının 1250 kilometresini inşa etmiş, uçak fabrikası kurmuş askeri eğitim ve yolcu uçakları üreterek göklerde gururla havalandırmış. Boğaziçi köprüsü ve Keban barajı projeleri vefatından yıllar sonra ilham olmuş hayata geçirilmiş. Tarihe not düşen bu vatansever yürekliinsanın hayat hikayesini göğsüm kabararak gözleri nemli duygularla okurken gelişim-değişim yolunda (Devrim arabası da dahil) önümüze dökülen engel taşlarını lanetliyorum.
Nuri Demirağ’ın yaşadığı Mühürzade konağında aynı zamanda müzesinde soluklanıyoruz. Zira engebeli coğrafyada yürüyüş yoruyorsa da gördüklerimize değiyor. Yöresel lezzet Divriği pilavı ve üzüm hoşafını tatmadan dönmek haksızlık olurdu. Çünkü fotoğraf kadar yöresel lezzetleri de tatmak önemli.
Yolunuz Sivas’a düşerse mutlaka 4-5 gün ayırın, 2 günü Divriği için olsun.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ