Türkiye’nin ilk atom mühendisi Ahmed Yüksel Özemre (1935-2008)meşhur Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı adlı kitabında çocukluk hafızasına kazınan bir hatırasını şöyle anlatıyor:

“Sekiz veya on yaşlarındaydım. Üsküdar’a Karagöz oyunu gelmişti. Babamla beraber gittik. En ön sırada oturduğumuz için perdeyi rahatça görebiliyordum. Çok heyecanlıydım. Nedense babam, yanında oturan arkadaşıyla fısıltı halinde oyunun sözlerini konuşuyorlar oyunla ilgilenmiyorlardı. Bense oyun boyunca perdeye gölgesi yansıyan kuklalara bakarak, perde gerisinden onları oynatan ve konuşturan ustayı merak ediyordum. Oyun bittiğinde, babam merakımı anlamış olacak ki, oradaki görevli birine ustayla tanışmam için yardımcı olmasını rica etmişti. Görevliyle birlikte perdenin ardına geçtik.

Usta: “Gel bakalım evladım. Perde gerisindeki ustayı mı merak ettin?Diye sordu. “Evet, efendim” deyip kemâl-i edeble elini öptüm. Başımı sıvazlayıp tebessüm ederek ömrüm boyunca unutmayacağım o sözleri söyledi. “Evladım; sen bu yaşta perdeye aldanmayıp perde gerisini merak ettiysen, bil ki bir gün hakikat perdesi sana açılacaktır.”

Şeyh Küşterî tasavvufî semboller içeren perde gazelinde dünyayı hayâlperdesine benzetmiştir. İzleyicinin gördüğü perde, nefs ve dünyayı tasvir eder. Zaten dünyaya ibret gözüyle bakmayan hakikatte kördür. Ölüm gelince tüm hayâller biter. Perdeler, gölgeler kaybolur ve hakikat başlar.

Sufilerin yolunda söz azalır, remz ve semboller çoğalır. Ariflerin şiirlerinin toplandığı divanlar, genelde şerhe muhtaçtır. Az sözde çok mana içeren kibar-ı kelâmı anlamak için can kulağı ile dinlemek gerekir. Ariflerin ifadesiyle hakikat ve marifet bilgisi önündeki en büyük engel, ten kafesiyani bedendir. Şeytan ve kötülük emreden hayvani nefs insanın en büyük düşmanıdır. Hz. İsa’nın (as.) deyişiyle “İki doğum ve iki ölüm gerçekleşmeden insan melekût âlemine yol bulamaz.”

Biyolojik doğum/ölüm insanın yatay tarihidir. Misâlen, falan oğlu filan kişinin, doğduğu ülkenin nüfus kütüğüne kaydedilmesi ve ölünce istatistik kayıttan düşülmesinden ibarettir. İki tarih arasına bakıp matematik hesabıyla falanca zat uzun yaşamış yahut genç ölmüş derler adama. Hayat bir imtihandır oysa. Kutsal ruh taşıyan insanın, matematik hesabıyla var olup/yok olması mümkün müdür?

Yaşarken nefs perdesini aşarak karanlıklardan (zulûmat) kurtularak marifete (nur) ulaşan, keşfi açılan arifler ölmez. Ölen, toprak olan bedendir. Ruh ölmez. “Her nefs, ölümü tadacaktır. (Ankebut 29/57)”Dikkat buyurunuz; ayette, nefs –insan- ölecektir yerine ölümün acısını “tadacaktır” denildi.

Henüz ölümü/eceli gelmemişken, nefes alıp vermeye muktedirken nefsinigünahtan arındıran (tezkiye), kalbini Allah’tan razı olarak saflaştıran (tasfiye) kişinin nefs-i emmâre hazları –kötülük- gücünü yitirir. “Mutû, kable en temûtu / Ölmeden önce ölünüz” sırrı budur.

Sufî, -yaşarken tattığı- bu iradi ölümün ardından hakikat âlemine doğar.Allah’tan gaflet halinden kurtulup marifete erdiği an, (Eynemâ kuntum ve huve meakum. Hadid, 57/4) melekût âlemine dikey olarak yükselir. Yatay tarih nefsin, dikey tarih ise ruhun zamansal yolculuğudur. Biyolojik olarak evvelce dünyaya geldiği halde Allah’tan uzak kalmış nice yaşlılar vardır ki, manada hiçtir, çocuk gibidir.

Sıddık Naci Efendi; Anadolu erenlerinden Bekir Sıdkı Visâlî (1880-1962) Hazretlerinden rivayeten şöyle demişti: “Evladım bu dünyadaki her şey hayalden ibarettir.”

Hayy (diri) ve Hakk (tek gerçek) olan Allah’tır. Hayâl oyunu (Hacivat-Karagöz) ancak erbâbının anlayabileceği esrarlı bir oyundur. Câhil-i nâdân (kalp gözüyle bakmayan) ne anlar bu sırrı.

Merhum Ahmed Yüksel Özemre’ye hayal perdesi açılmıştı. Hakikati aradığı günlerde bir kâmilin önünde diz çökerek; onun gölgesinde Muhammedî (sav) nefesin bereketiyle yaptığı “Seyr-u Sulûk” esnasında; yaşarken öldüğünü, cenaze namazının kılındığını ve mezara konulup üzerine toprak atıldığını görmüş, adım adım kendi ölümünü seyr etmişti. Rahmet olsun onlara ki; secde ile Allah’a yaklaştılar. Yedi kat semaya yükseldiler. Bizler kevn-i fesâd âleminde debelenip duruyoruz.

Perdeleri aşıp geri gelen Bâzu’l eşheb Hz. Pîr Abdulkâdir Geylâni ne güzel söyledi: Bütün bu kavgalar, hay huylar perdenin beri yakasında… Perdenin öte yakasında ise; sadece sessizlik, sükûnet, heybet ve hayret var.

İbrahim Selamet

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi