Bütün dünyada tanınan ilâç firmamız Eczacıbaşı’nın adını sağlık sektörü dışındaki bizlere duyuran şey , spor sahalarında kazandığı şampiyonluklar olmuştur..1973 yılında fabrikanın yanında kurduğu spor tesisleriyle ülkemizin salon sporları dalında ilk sıralarına yükselen bu aile firmasının üyelerinden biri olan Şakir Eczacıbaşı , uzun ömrü süresince hem holdingin başkanlığında bulunmuş, hem fotoğraf sanatını sürdürmüş,hem firmanın düzenlediği festivallerle İstanbulu dünyada daha fazla tanıtmaya çalışmış ve hem de otuz yıl civarında kulübün başkanlığını yaparak bu konuda büyük tecrübe sahibi olmuş bir insan olduğu için kendi yazdığı kitapta spor kulüplerine yol gösterecek değerde olan tavsiyelerini spor kulübü yöneten herkesin dikkate almasında fayda olacağı fikrindeyiz.
Spor kulübüne faaliyet alanı olarak futbol dışındaki dalları seçmelerinin sebebi basket,voleybol ve tenis gibi dünyanın çok rağbet ettiği sporların küçük salonlarda,küçük bahçelerde ,hatta ev bahçelerinde bile yapılabilir olmasını ve okullarda da çok sayıda gencin bunlara alıştırılabileceğini düşünmeleridir.. Kulübün kuruluş aşamasında düşündüklerini kendisi şöyle anlatıyor:
“Kulüp kurulur kurulmaz bizden beklenen,birinci lig kulüplerinden birini satın almak,en iyi oyuncuları da toplayıp bir an önce şampiyonluğa oynamaktı,Oysa bizim bambaşka amaçlarımız vardı.Başka külüplerin takımlarını dağıtmamak,en alt kümelerden başlayıp kendi sporcularımızı yetiştirmek, kulübü yönetecek olanlar bizim firmamızdan seçileceği için bu sürede onların da spor idareciliğini öğrenmelerini sağlamak amaçlanıyordu.Bu tutum ileride kurulacak sanayi kulüplerine de örnek olabilirdi.Yetişmiş oyuncuların bir takımdan ötekine geçmesi,sporun yaygınlaşması açısından hiçbir anlam taşımıyordu.Amaç Türkiyenin nüfusu arttıkça sayısı hızla artan gençlere yeni olanaklar sağlamak,spor tesisleri kurmaktı.
Kendi yetiştireceğimiz oyuncularla takım kurmanın bir faydası daha vardı;
Takım oyunlarnda başarya ulaşabilmek için sporcular mümkün olduğunca bir arada yaşamalı,birbirlerine yakınlık ve güven duymalı,bir elin parmakları gibi , tam bir uyum içinde birlikte hareket etmeliydiler..Yugoslav millî basketbol takımını Avrupa şampiyonluklarına taşıyan ünlü teknik direktör Jeravica bana şöyle demişti’Bir takım, ancak aynı antrenörün yönetiminde en az üç-dört yıl birlikte çalışır,birlikte mücadele eder,birlikte oturup kalkarsa iyi maç yapabilir,başarılı sonuçlar alabilir ’Bugün futbol kulüplerine bakıyorum da neden hiçbiri bu kurala uymuyor diye şaşıyorum.Her yıl Alınan futbolcular, daha bir yıl sona ermeden değiştirilen teknik adamlar.Oysa onların çoğu kendilerini isbatetmiş kişiler ama bir insan nasıl birkaç ayda büyük bir şehri tanıyabilir, idarecilerle anlaşabilir,takım arkadaşlarına uyum sağlayabilir,yarıştığı takımlardaki futbolcuların özelliklerini bilebilir?
Bir dost şöyle demişti”Bunu onlar bilmiyor mu sanıyorsun? Büyük oyuncular almakla kulüp taraftarlarını sevindirmek,takımı daha çok desteklemelerini sağlamak,yönetimin ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamak,dolayısıyla da başkanlık seçimini kazanmak isterler,.Öte yandan,büyük kulüpler,heryıl şampiyonluk beklentisini sürdürmek zorundadırlar,antrenörlerinin yeni bir takım yaratmasını bekliyemezler. Şampiyon olmazlarsa da , ellerinden geleni yaptıklarını ,çok büyük oyuncuları,en tanınmış hocaları aldıklarını , ama onların başarılı olmadığını söylerler...
***
Eczacıbaşı anlatıyor:İlk yıllarda birinci lige çıkan voleybol erkek takımı sıkı çalışmak zorundaydı,hoca ararken, henüz tanınmış olmayan,çok genç,ama güvenilir bir insan olarak bilinen, iyi kurslara katılmış Cengiz Göllü’yü Ankaradan getirdik..Göllü ile ara vermeden tam yirmi yıl çalıştık.Kendisi çok başarılı oyuncular yetiştirdi,Eczacıbaşı takımını Avrupa liglerinin en üstüne taşıdı, devrim yarattı.Göllü’nün işe başlamasından sekiz yıl sonra 1980’de kız takımı Avrupa ikincisi olmuştu..Şakir bey devam ediyor ”Şampiyonluk bir kulübün başarısını gösteren tek ölçü değildir.Sporu çevreye yayma çabası,spor tesislerinin , genç ve yıldız takımlarının gösterdiği gelişmeler,kısacası şehrin ve ülkenin sporuna yapılan katkılar, başarının ölçüsü sayılmalıdır.-Bu konuda o yılların popüler yazarlarından Bapçum’un bir yazısını örnek gösteriyor-;Şampiyonluk insanlara ve kulüplere onur verir.Ama şampiyonluğa giden çeşitli yollar varadır.Kolay yollar,güç yollar,çileli yollar.Tesadüflerle kazanılmış en kolay şampiyonluklarda bile kabiliyet ve direnç lâzımdır.Daha kolay kazanılan şampiyonluklar vardır. Paran varsa seçersin ülkenin en yetenekli en tecrübeli sporcularını,tüm imkânları halı gibi döşersin önlerine,bir starlar takımı kurup yürürsün şampiyonluğa...Ulaşırsan mutlu olursun,onur kazandırırsın..Bunun dışında bir de çileli yolu vardır şampiyonluğun.Gencecik çocukları alırsın,sporu ve sporculuğu öğretir,bir güzel eğitirsin,onların kişisel yeteneklerini geliştirir, takım içinde karşılıklı yardımlaşma düşüncesini pekiştirirsin.Genç takımlarda tecrübe kazandırırsın.Sonra çıkarsın anlı şanlı, kolay şampiyonluk kazanmanın yollarını bilen ve deneyen kulüplerin karşısna..Tırmana tırmana,çalışa çalışa yükselir ve en ağır çileleri çektikten sonra zirvedeki tahtına kurulursun...Şampiyonluk kişilere onur verir, ama çileli yoldan zirvelere çıkanlar da şampiyonluk denen olguya onur verirler...

Uzun lâfın kısası: Şakir Eczacıbaşı’nın tecrübelerinden yararlanmak için onun yaptıklarını uygularsak ,bizim de devamlılık kaidesine riayet etmemiz, ve Eczacıbaşının Cengiz Göllü’ye verdiği zamanı ve imkânı, futbol kulübümüzü BankAsya’ya çıkaran şimdiki hoca Yıldırım’a ve yönetime sağlamamız gerekir..