Ordu, birkaç cümle ile nedir senin için Fahri Abi? Aklına neler gelir Ordu denilince? İyiler ve iyilikler şehri. Doğal güzellikler şehri. Türkü şehir, türküler şehri. Şairin de şirin de romanın da bestekârın da müftünün de bürokratın da akademisyenin de yöneticinin de iyisinin, hasının çıktığı şehir. Türk şehir, türkü şehir, Türkçe şehir. Hekimoğlu’nun şehri. Boztepe’nin şehri. Teleferiğin şehri. Yeşilin ve mavinin koyun koyuna, soluk soluğa yaşadığı güzel şehir.
Ordu’yu kısaca tanımak istesek? Orta Karadeniz’de (Samsun’la Giresun’un arasında), 19 ilçesi olan, yaklaşık 775 bin nüfuslu bir Çepni/Türkmen şehridir Ordu. 1921’de vilayet olmuş. 2015’ten bu yana büyükşehir. Merkezi Altınordu ilçesi. Ünye ve Fatsa en tanınmış ilçeleri. TBMM’ye 6 milletvekili gönderiyor. Nüfus olarak Türkiye’nin 30. büyük ili. Fert başına milli gelir açısından 81 il arasında 67. sırada maalesef.
Ordu’nun bizim için önemi nedir? Adı üzerinde bir Türk, Türkmen şehri. Adını Türkmen boylarının askeri üs olarak kullandığı bir yerleşim olmasından alıyor bir defa. Vilayet-i Çepni Sancağının şehirlerinden birisi yani, tarihimizde. Türk Halk Müziğinin en önemli yirmi türküsünden ikisidiyebileceğimiz Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa ve Hekimoğlu türküsü Ordu’ya ait. Çok temiz ve duru bir Türkçeye sahiptir Ordu. Yeşilçam’a Kadir İnanır gibi iz bırakmış bir aktör, Türk edebiyatına ve Türk müziğine Selçuk Küpçük gibi bir şair-bestekâr-yorumcu armağan etmiş bir vilayet. Fındığı ve kestane balı ünlüdür. Doğu Karadenizliler (Trabzon-Rize-Artvinliler), kendilerinden oldukça farklı bir kültüre sahip oldukları için olmalı, OrduluyuKaradenizliden saymazlar. Zira Ordu’nun Doğu Karadeniz’de yaygın olan Laz, Gürcü, Hemşinli kültürüyle neredeyse hiç ilgisi yoktur. Bu farklılık da doğal olarak yemeklerinden türkü ve atasözlerine, deyimlerine, oyunlarına yansımıştır. Altını çizdiğimiz gibi Ordu, ana hatlarıyla bir Çepni Türk’ü yerleşimidir.
Ordu senin dünyana nasıl girdi abi? İlk tanıdığın Ordulu kimdir? Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde (1974-78 arası) parasız yatılı okurken, o yıllarda Karasu’ya bağlı bir yerleşim olan (şimdi Ferizli ilçesine bağlı) Sinanoğlu’ndan gelen sınıf arkadaşımız 686 Şükrü Sevinç sayesinde. O da benim gibi parasız yatılı ve Almanca sınıfındandı. Bir de o yıllarda Süper Lig’in önemli bir takımı olan Orduspor sayesinde. Şimdi artık Orduspor diye bir takım var mı? Varsa kaçıncı ligde, hiç bilmiyorum. Aklıma geldikçe de üzülüyorum.
Senin Ordu’ya ilk gidişin-görüşün ne zaman ve nasıl oldu? Bugüne değin kaç kere gittin? En son gidişin ne zaman? Oldukça geç sayılabilecek yaştı gördüm Ordu’yu. 2002’de kültürel bir araştırma için Trabzon’a giderken mola vermiştik. Bu da 42 yaşında gördüğüm anlamına geliyor. Boztepe’ye de çıkmıştık elbette. O gezide ilk dikkatimi çeken şey, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’nin fotokopi ile biraz uzatılmış biraz kısaltılmış gibi, yerleşim şekillerinin, -işte denize kıyısı var, sahili var, Boztepe’si var, sarp dağlar yükseliyor-; birbirlerine çok benzedikleri. 2002’den sonra, 6-7 kez daha gittim Ordu’ya. Hep kültürel geziler vesilesiyle. En son Türkiye Yazarlar Birliği ebedi başkanı merhum D. Mehmet Doğan’ın öncülüğünde, 2023 yılı Ekim ayında, TYB’nin 45’inci kuruluş yılında, Ankara-Ardahan Kültür Kervanından dönüşte, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu üzerinden dönmüş, Ordu’da mola vermiş, şair dostlarımız Selçuk Küpçük ve Gökhan Akçiçek’le de hasret gidermiştik.
Ordu senin için kimler demek Fahri Abi? Liseden sınıf ve koğuş arkadaşım Şükrü Sevinç demek elbette, en başta. Sonra 16 yaşımdayken birlikte fındık topladığımız Ahmet Ağabeyim demek. Prof. Dr. Ali Erbaş demek. Futbolcu Turgay Poyraz demek. Şair-bestekâr Selçuk Küpçük demek. Roman ve öykü yazarı Mustafa Everdi kardeşim demek. Ve en son olarak TYB Ordu Başkanı şair kardeşim Gökhan Akçiçek demek.
İlk olarak sınıf arkadaşın Şükrü Sevinç ile başlayalım mı abi? Ha şu bizim meşhur Şükürsüz Şükrü ile. Az önce de söylediğim gibi, 1974 senesinde Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nin sınavla parasız yatılı olarak kazanmış beş çocuktan ikisi (686) Şükrü Sevinç ile (862) Fahri Tuna’ydı. Dört sene aynı koğuşta kaldık. Beraber ağlayıp beraber büyüdük. İkimiz de köy çocuğuyduk. Şükrü, Ordu’dan Sinanoğlu’na 1950’lerde göçen ve köylerde imamlık yapan Durmuş Hoca’nın oğluydu. Bizim Manav köylerinde de parayla tutulan mevsimlik hocalardan biriymiş rahmetli Durmuş Sevinç Amca. Şükrü, zeki pratik çalışkan azimli ve sabırlı bir gençti. İstanbul İlahiyat’ı bitirip Din kültürü öğretmeni oldu. Öğretmenlikler, okul müdürlükleri, ilçe milli eğitim müdürlükleri de yaptı başarıyla. Üç kadim dini de iyi bilir. Zaten İstanbul’da İlahiyat eğitimi görürken camilerden çok kilise ve sinagoglarda vakit geçirdiğini söyler. Dinlerin mantığını iyi kavramış bir dostumdur. Cömerttir. Vefalıdır. Yeme içmesini, yedirmesini içirmesini sever. İri kıyım ve 130 kiloluk fiziğine rağmen gezmeyi, yürümeyi çok sever. Birbirimize çok takılırız. Ulan Şükrü, kırk sene İlahiyat öğretmenliği yaptın, artık bir kelimeyi şahadet getir de Müslüman ol, sözüme dostlarımız çok gülerler.
Fındık toplama arkadaşın Ahmet Abin? 1976 yazıydı. On altı yaşındaydım. Yaz tatilinde köydeydim. Harmanları dövmüştük. Ağustos ayı boş aydı. Köyün çocukları Karasu’ya fındık toplamaya gidiyorlardı. Ben de gitmek istedim. Babam karşı çıktı, izin vermek istemedi. Çelimsiz kuru bir şeydim. Sopa gibi. Kıyamıyordu bana. O kadar çok ısrar ettim ki, köyümün çocuklarından ayırmadı beni, izin verdi de gittim. Sekiz-on gençtik. Kim aracı oldu, nasıl oldu, bilmiyorum. Karasu’ya bağlı Kocaali nahiyesinin Kirazlı Köyü’nde Burunsuz Ahmetlakaplı birinin fındık bahçesine düşürdü bizi kader. On, bilemediniz on beş gün. Bizim dışımızda on-on beş fındık toplayıcısı daha vardı. Kadınlı erkekli, kızlı kızanlı. Kırk yaşlarında annemiz yaşında kadınlar da vardı, bizim yaşlarımızda veya bizden biraz büyük abiler, ablalar da. Orduluymuşlar. Şükrü’den sonra Ordulu birilerini o gün gördüm, tanıdım ben. Tanıdım ve sevdim. Yiğit bir abi vardı başlarında. Ahmet Abi. Altmış altı yıllık hayatımda en sevdiğim üç beş abimden biridir. Öylesine yiğit, öylesine mert, öylesine babacan. Ordu’nun Korgan ilçesindenmiş. Uzun boylu, karayağız, yakışıklı bir ağabey. On beş günlük dostluğumuzdan geriye iki hatıra kaldı ondan bana: Biri Ferdi Tayfur’un o günlerde yeni patlayan Susadım çeşmeye varmaz olaydım şarkısı, ikincisi sara nöbeti. Ahmet Abi günde iki kez sara nöbeti geçiriyordu; kaskatı kesiliyor, titriyor, elleri ağzı kilitleniyor, dili tutuluyordu. En fazla iki-üç dakika sürüyordu ama bize iki-üç gün gibi geliyordu. Nasıl üzülüyorduk, anlatamam. O günden bu yana geçen elli senemde ne zaman bir sara hastasına rastlasam, aklıma Ordu Korganlı Ahmet Abim gelir, üzülür, üzülürüm, başka da elimden bir şey gelmez. (O fındık toplama serüvenimden bana iki şey daha kaldı; biri o zamanlar çok moda olan Hıslon marka kol saati alışım, diğeri de seni milletvekili yapacağım ben, diyen Burunsuz Ahmet Amca’nın (Çatalbaş) ömür boyu süren bana sevgisi, dostluğu, vefası.) Korganlı Ahmet Abiyi, bizim Şükürsüz Şükrü araştırdı, ricam üzerine. İzini buldu. Zaten babasının amca torunu çıktı. Ünye’de lokantacılık yapmış sevgili Ahmet Ağabeyim. Maalesef birkaç sene önce de rahmeti rahmana kavuşmuş. Rabbim mekânını cennet eylesin, iyi kalpli yiğit ağabeyimin.
Prof. Dr. Ali Erbaş’ı sormak istiyorum? Yine İmam-Hatip yıllarımızda, bizden üç sınıf aşağıda,Ordu’dan gelen, parasız yatılı kardeşlerimizden birisidir Ali Erbaş. Hâfızdı. Çok güzel sesi vardı, çok güzel Kur’an okur, ilahiler söylerdi. Daha o yaşlarda dikkati çekmişti. İlahiyat profesörü oldu sonra. Dekan oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı yaptı. Hemen her Ordulu gibi iyi kalpli, mülayim, edepli, cana yakın, saygılı ve vefalı bir kardeşimdir. Oğlumun düğününe katıldı, kızının düğününe katıldım. Çok sevdiğim Ordulu bir kardeşimdir.
Sakaryaspor’un 1980’lerde istikrar abidesi sol beki Turgay Poyraz’ı sorsam? Sakaryaspor’umuz Süper Lige çıkmıştı. Sene 1981. O sene Orduspor’dan iki genç yetenek transfer edildi: Şenol Çorlu ve Turgay Poyraz. Şenol forvetti, sol açık. Turgay solbek. Şenol kısa sürede parladı, Fenerbahçe’ye gitti. Turgay ise uzun yıllar terletti yeşil siyahlı formamızı; düşünün, yedi sezon. Önce arkadaş sonra dost olduk Küçük Turgay ile. Kendisi sigortacılık okumuştu, eşi de öğretmendi. İdealist, entelektüel adamdı Turgay. Sorumluydu. Yiğitti. Mertti. Saygılıydı. Kimsenin hakkını kimseye yedirmeyendi. Ödemeleri yapılmayan futbolcuları idmana çıkmama konusunda örgütlemiş, sonra da sözlerin tutulmasına zemin hazırlamıştı. Tipik görev adamıydı Turgay. Gerçek bir profesyoneldi. Her zaman on üzerinden yediydi mesela. Sekize dokuza çıkar ama altıya düşmezdi. Sakaryasporlu taraftarlara, kırksene sonra, en sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir on bir yapın deseniz, yüzde sekseninin solbekiOrdulu Turgay Poyraz olacaktır. İstanbul’a yerleşti sonra. Tekstil fabrikatörü oldu. İyi de oldu. Zaman zaman alolaşır, hasbıhal ederiz. Paylaşımları, sosyal duyarlılığı, haksızlıklara karşı duruşu, kırk yıl öncesiyle aynıdır benim Turgay’ımın. Helal ona. Bana Ordu’yu sevdiren adamlardandır Turgay.
Şair - bestekâr Selçuk Küpçük? Sonraları Selçuk Küpçük’ü tanıdım. Sevdim, dost olduk. Abi - kardeşiz. Şair bestekâr entelektüel. Adam gibi adam. Şiirse şiir, beste ise beste, icra ise icra, sahneyse sahne, albümse albüm. Denemeleri de ayrı güzeldir. TYB ödüllüdür de. Ülkemizde çok az sayıdaki dergi uzmanlarından birisidir bizim Selçuk. Gösterişsizdir. Vefalıdır. Müdanasızdır; aynı, tıpkı, sanki benim gibi, benim kadar. Yerden göğe Türk, yerden göğe Müslümandır. Yiğit adamdır. Mert adamdır. Adil adamdır. Aynı şeyleri severiz, aynı şeylere kızarız, yanı şeylere üzülürüz onunla. Bana Ordu’yu sevdiren beş-altı kişiden birisidirSelçuk Küpçük.
Asker arkadaşınız Yazar Mustafa Everdi’nin Ordu’sunu sormak istiyorum? Çok sevdiğim asker arkadaşım bizim Niğdeli Mustafa Everdi, askere (1984 yazı-Denizli, kısa dönem) gelirken bıçkın zeki atak yiğit bir avukattı. Hikâyeler yazıyordu o yıllarda. Sonraları romancı oldu. Avukatlıktan noterliğe terfi etti. Ordu’da dört-beş sene noterlik yaptı. Oradaki yakın dostları, benim de dostlarım olan Selçuk Küpçük ve Gökhan Akçiçek oldular. Onları paylaşımlarında veya telefonlaştığımızda, akşam sabah, sık sık beraber ve mutlu görmek beni de mutlu ediyordu. İyiler iyileri çekmiş, güzel günler geçirmişlerdi Ordu’da. (Kılçıklı kalemdir bizim Everdi. Kılçıklı Öyküler de yazdı, yayınladı, kitaplaştırdı sonraları.)
Tyb Ordu Şubesi başkanı Şair Gökhan Akçiçek? Gökhan kardeşimi ne zamandan beri tanırım, çıkaramadım. Herhalde çeyrek asırdır. Sapanca şiir akşamlarından veya dergilerden olmalı. Öğretmendir. Şairdir. Çocuk edebiyatı yazarıdır. Onun TYB Ordu Şube Başkanlığı döneminin bir kısmında,ben de TYB Sakarya Şubesi Başkanıydım. Zaman zaman görüşür konuşuruz. İyi bir şair, iyi bir dosttur Gökhan kardeşim.
Başka kimler var Ordulu, senin hayatında Fahri Abi? Başka Ordulular da tanıdım elbette. Ve sevdim. Eğitimci, şair, bürokrat, Ordu İl Milli Eğitim Eski Müdürü Selahattin Özdemiroğlu’nu mesela; adamın hasıdır. Sakarya İl Milli Eğitim Eski Müdürü Fazilet Durmuş kardeşim mesela; yöneticisinin hasıdır. Felsefe profesörü Hakan Poyraz’ı mesela; entelektüelin hasıdır. Galatasaray’da ve Sakaryaspor’da da oynadı, futbolcu Kemal Yıldırım mesela; futbolcunun hasıdır. Adapazarı Belediyesi Başkan Yardımcısı, Belpaş Genel Müdürü, SakaryasporBaşkanı Selahattin Aydın mesela; yöneticinin ve dostun hasıdır. Üniversiteden sınıf arkadaşım Ordu Mesudiyeli melankolik âşık merhum Mevlüt Sarıkaya mesela; arkadaşın hasıydı. Şu anda Sakarya İl Müftüsü olan, lisede bizden bir sınıf aşağıda, okul arkadaşımız Müftü Mehmet Âşık mesela; müftünün hasıdır. Bu isimler bizzat tanıdığım, mesaim veya arkadaşlığım olan, yer yer hayatıma dokunan örnek Ordulular. Bir de uzaktan sevdiğim güzel Ordulular var: Buğulu sesiyle okuduğu türkülerle bizi yayla yayla gezdiren Ümit Tokcan mesela. Galatasaray’ın acar solbeki Erdoğan Arıca mesela.
Son olarak, Ordu denilince aklımızda nasıl bir cümle kalmalı? Ordu’yu beş kelime ile nasıl hatırlamalıyız? Ordu, beş kelimeyle; iyi insanlık, doğal güzellik demek, türküler demek, Boztepe demek. Teleferik demek. Bir cümleyle Ordu, iyiliğin ve güzelliğin koyun koyuna yaşadığı, yaşandığı, yaşatıldığı Çepni şehri demek.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ






