Fahri Tuna

Vergi bizde olumsuz bir kavramdır. Bir ödeme, bir çıkış, bir gider akla gelir vergi denilince.Halbuki bende vergi olumlu bir kelimedir. Hele de Allah vergisiyse.

Ve kalpten inanırım, Allah'ın her insana en az bir özel bir yetenek yüklendiğine. Fabrika ayarlarına elbette. Kimimiz onu / onları tanımadan, kimimiz onları kullanamadan, kimimiz onları gün yüzüne çıkaramadan, kimimiz onları çarçur ederek göçer gideriz bu kavanoz dipli dünyadan. Nice yeteneklerin harcandığına şahit olmakla geçti ömrümüz. Üzülmekten gayri bir şey gelmedi maalesef elimizden. Birkaçına dokunabildik sadece.

Seçkin Bayramoğlu, hüdayınabit bir tiyatrocu. Rabbim doğuştan genlerine meddahlığı yüklemiş ona. Ne de olsa Ormancı Haçcesi'nin torunu.

Pek fark edilmez ama aslında bugünümüz, dünün, hatta hatta önceki günün ürünüdür. Hepimiz kırk dede evvelimizin yahut otuz önceki babaannemizin veya yirmi önceki anneannemizin, sadece boyu posu kaşı gözü sesi yüzünü değil, yeteneklerini de taşıyoruz. Bihakkın. Tıp söylüyor bunu, bilim söylüyor. Ben de inanıyorum. (Örneğin, benim sülalemden beş yazarın çıkması tesadüf olabilir mi sizce?)

Ormancı Haçcesi, Bolu Sebenli bir becerikli ana. Ormancı torunu, ormancı kızı, ormancı eşi. Adı Hatice elbet. Yüz binlerce Hatice'mizden birinde üç ormancı birden bir araya gelirse,elbette Ormancı Haçcesi unvanı da yapıştırılır ona. Köydeki gider Haccelerden nasıl ayıracaksın onu, değil mi ama. Bir römork kadını gülmekten kıran bir becerikli anadır Haccegız. Onun olduğu mekânda hüznün hükmü iki dakikayı geçemez. O sözü aldı mı, ortalık şenleniverir. Yüzler güler, ortalık neşelenir, kahkahalar patlar birbiri ardı sıra. Otoriterdir, özgündür, özgür ruhludur da. Elinden de dilinden de gelmeyen yoktur. İki öğretmen anasıdır üstelik. İşte Seçkin, bu özellikle babaannenin en büyük torunudur. Birebir yüklenmiştir birçok özelliğini.

Çeyrek asırlık kardeşim benim Seçkin. Tiyatro vesilesiyle tanıdım. 2000’de, deprem sonu, Adapazarı Büyükşehir Şehir Tiyatrosu kurma çalışmalarımızın en dikkat çeken öğrencisiydi. İBB Şehir Tiyatroları’nın başarılı oyuncu/yönetmeni Hasan Hüseyin Karabağ’ın yönetiminde iki sezon gerçekleştirdiğimiz tiyatro eğitimlerine katılan yirmi beş kadar Adapazarlı içinde, en disiplinli en istikrarlı en çok gelişen ve en yeteneklisi oydu. Hasan Hoca’nın sağ koluydu. O eğitimden faydalanan genç yeteneklerin arasında geçen çeyrek asır içinde, en çok şehre sanat katkısı sunan da Seçkin oldu.

Gölge oyunu (Hacivat-Karagöz), meddahlık, oyun yazarlığı (senaryo) ve modern tiyatroca oyunculuk. Hepsinde de a kategoriden bir sanatçıdır Seçkin. Ne kadar gelenekselciyse o ölçüde de moderncidir. Şahidim, şahidiz, şahit herkes. Yirminin üzerinde Karagöz - Hacivat senaryosu yazmış, onlarca şehirde yüzlerce mekânda binlerce kez oynamıştır. Meddahlığın da kitabını yazmıştır. Pinti Hamit sunumunu yüz kere izlesem iki yüz kere gülerim. Gülüyorum da.

Seçkin’i, Ahmed Vefik Paşa’nın Molier’den çevirisi Zoraki Tabip’te seyretmiştim ilkin, 2002’de. Benim gibi İstanbul Şehir Tiyatrolarında ve BKM’de yüzlerce oyun seyretmiş notu kıt biri için bile çok başarılıydı. Sonra naçizane benim önerimle 2006’da Sait Faik’in doğumunun 100’üncü yılında kendisinin yazıp sahneye koyduğu ve oynadığı tek kişilik Lüzumlu Bir Adam: Sait Faik oyununda da çok başarılıydı. 2013’te onun Edirne’de, Kırcaali’de, Üsküp’te, Gostivar’da, Prizren’de, Mamuşa’daki okullarda Türk çocuklarıyla Karagöz-Hacivat’ı buluşturmasının, dost edişinin bizzat şahitlerinden birisi de bendim. Kısacası Balkanlar da iyi tanır Hayalî Seçkin’i. Tanır bilir sever.

Kültür Bakanlığının Geleneksel Tiyatro Sanatçısı belgeli sanatçısıdır o. Tescilli belgeli takdirnameli sanatçıdır yani.

Bolu’ya, Yalova’ya, İzmit’e, Edirne’ye, Rumeli’ye… İkili üçlü dörtlü. Onlarca seyahatimiz, turnemiz oldu. Bu kadar becerikli, bu kadar problemsiz, bu kadar kompleksiz, bu kadar uyumlu çok az insan tanıdım ben. Fedakâr, çözümcü, digergam. Kendisini ve çıkarını en son hatırlayan. Verici, saygılı, edepli. Tam bir görev adamıdır, başarılı sanatçılığı kadar. Yol arkadaşlığı da birinci sınıftır.

Aile dostumuzdur da o bizim. Söylemesi ayıp nişanındaki yirmi kişiden biri de bendim. Oğlumun düğününde Osmanlı kıyafetleri içinde sırtında güğüm masa masa şerbet dağıtan da oydu. Her bayram güler yüzlü eşi Çiğdem’i ve şimdilerde psikoloji okuyan pırlanta kızı Nida’yı alıp elimizi öpmeye evimize gelen de odur. İhmal etmez hiç. Arada akşam oturmalarına da gideriz, gelirler.

Seçkin’in her muhabbeti bir tiyatro oyunu gibidir. Neyi anlatırsa anlatsın, onun en komik en çarpıcı en ironik tarafını yakalar ve anlatır size. Cem Yılmazvari, özel hayatından anlattığı her anısını yüz kere dinleseniz yine kahkahalara boğulursunuz.

Rus atasözü Zaftıra zaftıra vudin godina (yarın yarın olur sana yıl)’dan tutun da ortaokulda yediği Adapazarı’ndan Bolu’ya Kuzey Anadolu Otobanı olacak dayaklara. Onlarca traji-komik anılara. İzninizle birini anlatmalıyım:

Seçkin askere gidecektir. 1996 senesi. Cep telefonları daha icat edilmemiş. Kontörlü telefonlar dönemi (Cilalı Taş Devri gibi oldu biraz ama gerçekten de öyle.) Kurada askerliğinin nereye çıktığını bir türlü öğrenemeyen, askerlik şubesini araya araya 100 kontörlük beş-altı kart tüketen, işi hep sürüncemede kalan Seçkin Bayramoğlu bir çare düşünür. Ve uygulamaya da koyar:

Çark caddesinde bir arkadaşının tezgahtar olduğu konfeksiyon mağazasına gider. Yazdığı senaryoyu kasadaki ablaya anlatıp yardımını rica eder. Askerlik şubesinin telefonunu çevirirler. Karşıdaki asker açar. Bir müzik koyarlar. Müzik biter bitmez, kasadaki abla, karşısındaki askere, yarbayımı bağlıyorum deyip telefonu Seçkin’e verir. Karşıdaki zavallı asker, emredin komutanımmm diye bağırır. Bizim Seçkin, E,evladım, ben Yarbay Çerçeve. Bizim bir yeğenimiz var. Bakalım nereye düşmüş, bir bakıverin de bana bilgi verin, der. Asker yine, emredin komutanımmm, ismi nedir? diye bağırır.

-Çocuğum, ismi Seçkin. Seçkin Bayramoğlu, Bolu Seben doğumlu. Hadi bir bakıver bakalım, der nazik bir ifade ile. Hemen bakıyorum komutanımm çeker asker yine. Şak şak şak, defterleri karıştırır asker. Bir-iki dakika sonra cevap verir:

-Denizli, 11.Piyade Tugayı, 12.Piyade Alayı, Çavuş Talimgah Taburu komutanımmm, diye cevaplar.

Kendisine Yarbay Çerçeve süsü veren Seçkin, günlerdir öğrenemediği hayati bilgiye ulaşmıştır. Rahatlamıştır. Rolüne devam eder, teşekkür ederim çocuğum. Komutanına selamımı söyle. İyi mesailer diliyorum sana da, der.

İşte Ormancı Haççesi’nin Tiyatrocu torunu Seçkin Bayramoğlu budur. Budur böyledir buncadır.

Böyle kırk tane birbirinden renkli anısı yaşanmışlığı hatırası da vardır.

Elbette onu her seyreden tanıyan dost olan tebrik eder, takdir eder, alkışlar. Ona ne şüphe!

Bu bayram bir sürpriz yaptık, eşim, kızım, 2.5 yaşındaki torunum Mehmet Selim, biz onlara bayramlaşmaya gittik. Dört saat nasıl geçti, anlayamadık. Tam bir bayram havası esti kalplerimizde.

Gecenin 00.45’inde dönerken, arabada konuşuyoruz. Gece boyunca konuşan oynayan ve hâlâ uyumayan iki buçuk yaşındaki torunum Mehmet Selim’i kast ederek iyiydi bu akşam dedim ben. Selim de cevap verdi: İyiydi. Kızım Ayşenur şaşkınlıkla sordu: Kim iyiydi? Selim cevap verdi:

-Şeşkin abiy!

Seçkin Bayramoğlu, sadece kendisini seyredenlerden değil, minik Mehmet Selim’den de alkış alan sanatçımızdır.

Helal sana be Yarbay Çerçeve’miz! Hakikaten helâl.

kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ