Ankara; Hacı Bayram’ın Şehri Konuşturan: Şair Kadir Korkut, Anlatan: Yazar Fahri Tuna
Ankara, birkaç cümle ile nedir senin için Fahri Abi? Aklına neler gelir Ankaradenilince? Eski ve yeninin birlikteliği gelir. Önceki gün ve bugün gelir. Selçuklu eseri Arslanhane Camii gelir. Diğer adı Ahi Şerafettin Camii’dir. Kalenin eteğindeki eski Ankara evleri, sokakları gelir. Hacı Bayram Hazretleri, camii ve türbesi gelir. Akif’in İstiklal Marşını yazdığı Taceddin Dergâhı gelir. Cumhuriyetin ilk meclisi gelir. Cumhuriyetimizin ilk ve tek başkenti gelir. Planlı, programlı, hesaplı bir memur şehri gelir. Eskinin ve yeninin birbirine karışmadan ama kavga da etmeden yaşaması, yaşatılması gelir.
Ankara’yı kısaca tanımak istesek? İsmi angora keçisinden gelmektedir. Başkent Ankara’nın güncel nüfusu 5 milyon 864 bin. Kısaca 6 milyon desek yeridir. 25 ilçesi olan Türkiye’nin ikinci büyük şehri Ankara. Çankaya ilçesi, 2025 sonu itibarıyla 952.000 kişilik nüfusla Türkiye’nin 922 ilçesi arasında 3. Sırada. Keçiören de 932.000 nüfusuyla Türkiye 4. Ayaş, Beypazarı, Nallıhan gibi tarihî ve kültürel yönden, Yıldırım Beyazıt’la Timur’un 1402 yılında savaştığı ve tarihe Ankara Savaşı olarak geçen Çubuk ve Sakarya Meydan Muhaberesinin yaşandığı Polatlı ilçeleri de tarihimiz açısından iz bırakmış yerleşimlerdir.
Ankara’nın bizim için önemi nedir? İki Ankara var aslında. Biri muhafazakâr kesimin pek hazzetmediği modern Ankara. Batılı başkentlerin kopyası yapılmaya çalışılan Ankara. Merhum Serdengeçti’nin tabiriyle mabetsiz şehir. Laik-seküler kesimin ise, adeta ladinî bir şehirmiş gibi sunup pek haz etmedikleri Hacı Bayram semti, Arslanhane Camii, Taceddin Dergâhı ve HamamönülüAnkara. Ben üçüncü Ankara’dan yanayım: İki tarafa da bizim diyen bir anlayış bu. Bir nevi karşılıklı kabulleniş. Ve bir sentezle yeni bir yüzyıla giriş, eski(mez) Ankara’yı, ona tepeden bakan, yok sayan seküler Ankara ile barıştırış. Cumhuriyetin 2. Yüzyılında iki tarafın kardeşçe dostça yürüyüşü. Üslup mimari anlayış ve yaşayış birlikteliği. Neden olmasın diyorum.
Ankara senin dünyana nasıl girdi abi? İlk tanıdığın Ankaralı kimdir? 1976 yılında Tercüman Gazetesinde ödüllü bir bulmaca doldurmuş, göndermiştim. Doğru doldurmuşum ki, 300 metrekare arsa kazandığımız haberi ve yazısı geldi. Geliniz, tapunuzu alınız diyordu. Biraz araştırdık, şehrin on-on beş kilometre kadar dışındaymış. Babam, boşverrr, bizim arazimiz bize yeter deyince, peşini araştırmadım. Ki 16 yaşındaydım zaten. Yoksa tam elli senelik Angaralı olacakmışımben. İki yıl sonra, İTÜ SMF’de okurken, üst sınıftan dostum Veysel Karafilik ile girdi hayatıma Ankara. Sene 1978. Veysel kardeşim Ankara Kırıkkalelidir. Demek ki 48 sene olmuş dostluğumuz. Hâlâ çok yakın arkadaşız. Ailece görüşürüz. Yirmi gün önce biz onların misafiriydik. İki akşam önce de ailece onlar bizim misafirimizdi.
Senin Ankara’ya ilk gidişin-görüşün ne zaman ve nasıl oldu? Bugüne değin kaç kere gittin? En son gidişin ne zaman? 5 Haziran 1978’de kura çekmek için. Öğrenci grubu olarak gitmiştik. O akşam Seyranbağları’nda bir yurtta kalmıştık. İlk izlenimim pek olumlu değildi. Sonraki 48 yılda, on kereyi geçmezken, son üç yılda 30 kere gitmişimdir. Artık kalbimin yarısı Ankara’da. Zira kızımız Ayşenur, damadımız İsa Hoca ve torunumuz Selim Paşa orada yaşıyor. Ayrıca birçok yakın dostum da var Ankara’da.
Ankara senin için kimler demek Fahri Abi? Tanışma sırasıyla söylemek gerekirse, şöyle bir sıralama yapabilirim: Dostum Veysel Karafilik, Yazar ağabeylerim D.Mehmet Doğan ve Hüseyin Su. Tarihçi ve gurme dostum Prof. Dr. Hakan Kırımlı. Nikâh şahidi olduğum şair Adem Karafilik. İki çok iyi öykücü Necip Tosun ve Sadık Yalsızuçanlar. Yayıncı Ömer Faruk Ergezen. Şair, deneme ve portre yazarı Mehmet Aycı. İki TYB Genel Başkanı selef ve halef, Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ve Prof. Dr. M.Enes Kala. İslâm sanatları uzmanı Bekir Soysal. Ebu’l-Hayr dostumYavuz Selim. Ve torunum Mehmet Selim. Tam on dört kişi saydım, bir çırpıda.
İlk olarak okul arkadaşın Veysel Karafilik ile başlayalım mı abi? Memnuniyetle. Orta boylu, her Ankaralı gibi orta boylu, karayağız, 68’inde hâlâ simsiyah saçlı, a kalite bir mühendis, a kalite bir yönetici, a kalite bir denetçi, a kalite bir adam, a kalite bir dost. Vefalı, güvenilir, cömert. Adamın kralı. Hayattaki en yakın beş dostumdan birisi. Ankara’yı onunla tanıdım, onunla sevdim ben.
D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sı? Ben ona Mehmet Yesevi diyorum. (Beni Hoca Ahmed Yesevi’ye de götürdü sağ olsun.) Mehmet Abi benim hayatıma ruberu/yüzyüze, yani bizzat 1997 yılında girdi. Yoksa 1976’lardan Batılılaşma İhaneti kitabıyla girmişti de dediğim bizzat tanışmamız. Vefat ettiği Ağustos 2024’e kadar da yakın olduk. 2009’da TYB Sakarya Şubesini bana kurdurdu. Çok güzel anılarımız var. Çok seyahatlerde bulunduk. Bilgi, belge… Tam bir bibliyograf, tam bir yaşayan ansiklopediydi. Birçok açıdan sığınağımdı Mehmet Abi. Açık söyleyelim; şehirleri bize sevdiren en büyük faktör, o şehrin bağrındaki güzel dostlarımız. Onu tanıyana kadar pek hazzetmediğim başkenti, zaman zaman o anlattıkça, onun Ömrüm Ankara’sını okuyunca her şey çok değişti. Açık seçik ifade edeyim: Ben D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sını çok seviyorum. Fazla söze ne hacet.
Hüseyin Su? Birbirimizi bilirdik. 2010’da GAP Kültür Birliği’nin başındayken düzenlediğim Güneydoğu Anadolu Bölgesini kapsayan bir öykü yarışmasına onu da jüri üyesi olarak davet ettiğimde ruberu/yüzyüze tanışmış olduk. Duruşu tavrı zarafeti birikimi, haza entelektüel. Tam bir tevazu abidesi. Gösterişsiz, dost, beyefendi. Son kırk senedir Türkiye’nin neresinde kim ne yazmış, hepsini bilir takip eder. Ankara’ya gidişlerimde huzur bulduğum bir sığınak. Ankara Hüseyin Su demek biraz da benim için.
Tarih profesörü arkadaşınız Hakan Kırımlı? Örnek tarih akademisyeni. Bilkent Üniversitesi’nden yeni emekli oldu. 9.Sapanca Şiir Akşamlarında 2009 yılında tema Kırım’dı. Kırımlı şairler, ses sanatçıları vesaire. O programda tanıştık. Kaynaştık. Aynı kafanın adamıyız. Kalender, dost, gurme. Has gurme, öz gurme, gerçek gurme. Hangi şehirde ne yenir, nerede yenir, avucunun içi gibi bilir. Gerçek lezzet avcısı. (Sabah uçağına atlar doğru Mardin’e. Kebap yer, kaburga dolması yer, akşam uçağıyla Ankara.) Arada görüşürüz, telefonlaşırız, yazışırız. Türkiye’nin peynir tatlıları üzerine bir kitap çalışması var. Yayınını bekliyoruz. Ankara’nın zenginliklerinden. Ankara Hakan’la güzel ve leziz.
Adem Karafilik? Nikâh şahidi olduğum güzle dost. Veyselciğimin de kardeşi. Ömrü Ankara olan şair. Öğretmen, kişisel gelişimci, şair, yayıncı. Sekiz sene her on beş günde bir Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğrencilerine o şiir, ben deneme-portre dersi verdim. Çok anımız var. Hepsi olumlu. Hepsi güzel. Samimi edepli vefalı kardeş. Akıllı adam. (Ben ilk evliliğinin nikâh şahidiyim. Benim nikâh şahitliği yaptığım yirmi aileden on altısının boşandığını görünce, ikinci evliliğini benden habersiz yapan ve yirmi beş yıldır da evliliği devam eden uyanık şair. Aferin sana Adem.) Her Ankara seyahatimde uğradığım huzur limanı. Asistanı Priştinalı akrabam Nurten Lahi’ye de selamlar bu arada.
Necip Tosun? Uzaktan soğuk yakından sımsıcak güzel dost. Türk Öykücülüğünün yaşayan en büyük beş kaleminden birisi. O oranda da mütevazı ve dost canlısıdır. Doğu ve batıyı ruhunda ve kaleminde meczetmiş örnek yazar. Edebiyat için TRT Genel Müdürlüğü dahil birçok bürokratik makamı reddetmiş, kaleme sadık kalmış büyük yazarımız o bizim. O hiç anlatmasa da mevcut bürokrasi hayatı da başarılarla doludur. Mevlana’nın pergel metaforu gereği, bulunduğu hiçbir an ve görevde Anadolu’yu unutmadı, unutturmadı. Dostluğundan müftehirim. Ankara’nın yüz akı Necip. Bin akı hatta.
Sadık Yalsızuçanlar? Kardeşimdir. Kardeşiyim. Kardeşiz. Ne zaman nerede nasıl tanıştık hiç bilmiyorum. İnsan kardeşiyle tanışmasını nereden hatırlar, değil mi ama. Şu anda baskıda olan Gürdüm Sevdim Yazdım adlı altıncı ve son portre kitabımın arka sayfa yazısını o yazdı. Sağ olsun, var olsun. Dostluğun, tevazunun, samimiyetin müheykel hâli. Ve kalemin. Ve başarının. Ve şöhretin. Ve edebin. Çeyrek asırdır, her buluşmada görüşmede aynı sıcaklık ve dostlukla. Ankara’nın bereketi Sadık. Bereketimiz o bizim.
Ömer Faruk Ergezen? Veysel Karafilik, öyle görünmez kahramandır ki, bütün iyileri önünüze adım adım çıkarır tanıştırır dost eder sizi. Hüseyin Su da öyle, Ömer Faruk da. Hece Yayınları, Hece Dergisi sahibi Ömer Faruk kardeşim. Doğunun sıcaklığı misafirperverliği cömertliği ile ticaretin diplomatik dilini ruhunda meczetmiş asil adam. Çayı kahvesi içilecek adam. Dünyayı da konuşabilirsiniz, Türkiye’yi de edebiyatı da. Konuşuyorsunuz zaten. Ankara’nın hakkını verenlerden.
Mehmet Aycı? Şair, deneme yazarı, biyografi yazarı, portre yazarı. Portre alanında kırk yıldır kalem oynatan biri olarak, izninle iddialı bir şey söyleyeceğim Kadirciğim: Biz şu anda Türk portre edebiyatında kalem oynatan yirmi beş kadar kalemiz. İçimizde -tartışmasız- en iyimiz, en başarılımız Mehmet Aycı’dır. Lirik, fantastik, şiirsel yazıyor. İyi de dostuz. Canımsın ve kurban olurum sözleri ona o kadar çok yakışıyor ki. Dostluğu de portreleri kadar güzel ve lezizdir. Ankara’yı bize can ve kurban (yakın) eden güzel insanlardandır Mehmet kardeşim.
Musa Kazım Arıcan? D. Mehmet Doğan’ın gerçek kardeşi. Mehmet Abinin sekiz aylık hastalığında da on yıllık (2016-26) Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlığında da Doğan manevi mirası ve emanetini elinden geldiğince güzel taşıyan kardeşimiz. Sekiz aylık hastalığı süresince hem genel başkan hem rektör olma yoğunluğuna rağmen, her gün hastaneye gidip elinden geleni yapan vefalı yürek. Ankara’da Hataylılığını unutmayan güzel kalpli adam. TYB iftarında kendi elleriyle yoğurup ikram ettiği Hatay usulü çiğ köftesinin lezzetini nasıl unutabiliriz. TYB’yi kendisi kadar güvenilir Enes Kala’ya devretmesi de çok akıllıca ve yerinde oldu. Mehmet Abi’den devraldığı Hacıbayram Kalesi Kumandanlığı’nda Musa Hoca’ya güvenimiz tamdır.
M. Enes Kala? On beş sene kadar önce tanıştığımızda, kendi kendime dedim ki işte geleceğin TYB Genel Başkanı. Bunu sağlığında Mehmet Doğan ağabeye de birkaç defa dile getirmiştim, kanaat izharı babında. Yaradılışındaki makuliyet, mesuliyet, müeeddebiyet ve çözümcülüğünü, Mehmet Abi yakınlığı ve Musa Hoca ortak çalışmalarında çok da iyi pişirmişti. Enes benim âlem arkadaşımdır seyahat gecelerinde. El etek çekilince yürürüz Enes’le biz, Edirne’de, Filibe’de, Saraybosna’da, sabah kahvaltılarına kaçarız ekipten uzaklaşıp Prizren’de, Trabzon’da, Türkistan’da. İman, ceht, samimiyet ve vefa adamıdır. Ankara’daki kardeşimdir. TYB’ye ve Ankara’ya da daha da katacakları olacak inşallah.
Bekir Soysal? Biz Bekir Baba’yı İstanbul’da tanıdık sevdik esasında. Son yıllarda onu Ankara’da görüyoruz. Ankara’ya daha bir lezazet muhabbet ve mehabet kattı. Bekir Baba, -nedense- hep D. Mehmet Abi’yi hatırlatır. Onun yarım asırlık, hatta daha eski yol arkadaşı, ayaktaşı. Asistanlığı ve kardeşliğiyle müftehirim Bekir Baba’nın. O bir gönül ve irfan adamı, medeniyet sevdalısıdır. Son yıllarda TYB iftarlarında karşılaşmak başka bir güzellik katıyor ortama. İyi ki dostumuzsun ve Ankara’dasın ağabey.
Yavuz Selim? Mehmet Şeker’in 2017’de hayatıma kazandırdığı güzel adamlardan. Ankara Gölbaşı’nda mukim. Gölbaşı’nda değil Huzurbaşı’nda ikamet ediyor sanki. Benim de dokuz yıldır yazdığım Haber Ajanda ve Kültür Ajanda’nın başkumandanı. Ona her gittiğimde onunla her görüşmemde her kahve içişimizde ülkemin önümüzdeki bin yıllık geleceğine olan iman ve güvenim katlanıyor. Sağ olasın Yavuz kardeşim. Ülkesine selim, ülkesinin düşmanlarına yavuz olan adam. Ebu’lhayr adam. Ankara’nın çatı katında oturan, ülkeyi gözlemleyip gerekli yerlere ilaç gönderen tabip gibidir kendileri.
Mehmet Selim? Kaç yaşında olursanız olun, hayat her sene yeni bir şey öğretiyor insana. Son üç yıldır öğrendiğim hakikat şu: Torununuz nerede yaşıyorsa, kalbinizin yarısı orada. Benim on yıllık ve on bir yıllık evli iki çocuğumdan şimdilik tek torunum var. (Allah başkalarını da nasip etsin inşallah.) Damadım İsa ve kızım Ayşenur, üç yıldır Ankara’da yaşıyorlar. Torunumuz Mehmet Selim de 3 Eylül 2023’te Ankara’da, Çankaya ilçesinde doğdu. Selim Paşa’mız şimdilerde iki buçuk yaşında. Dillendi bir güzel. Çok iyidir aramız. Ankara’yı zaten seviyorduk ama torunla beraber katlandı. Onun, babasının işyerinden 200 metre yukarıdaki Hacı Bayram Camiinin avlusunda koşarken gelen fotoğraf ve videoları beni bir başka mutlu ediyor. Ankara eşimle benim için, olgunluk yaşlarımızın tatlı sevdası oldu diyebilirim. Çok şükür.
Son olarak, Ankara denilince aklımızda nasıl bir cümle kalmalı? Ankara’yı beş kelime ile nasıl hatırlamalıyız? Beş kelime ile: Eski. Yeni, Arslanhane. Hamamönü. Başkent. İlaveten artık mabetli şehir. Hacı Bayram Veli hazretlerinin şehridir Ankara. Öyle bilir, öyle hisseder, öyle severiz. Hep de seveceğiz.



Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi