Günümüzde şehirler hızla eşrafını kaybediyor. Özellikle de bizim Adapazarı.
Eşraf nedir senin zihninde ey okur, anlatır mısın? Şehrin zengin taifesi diyorsun. Hayır. Şehirdeki 'köklü ailelerde aile büyüğü olanlar, dedin. Değil. O şehirden seçilmiş eski-yeni milletvekilleri varsa cevabını verdin ha. Hayır, otur, sıfır. Belediye başkanı, oda başkanı, kulüp başkanı çıkaran aileler, mi dedin. Cevabım, cıkkk. Eee Fahri Tuna, sen söyle o zaman, söyle de öğrenelim, dediniz. Duydum.
Gelin, sorgu-sualden vazgeçelim, tümden gelim yöntemiyle bulalım cevabı: Adapazarı için, baba-oğul Mustafa-Ahmet Pekşen, diyelim.
İşte eşraf. Haza eşraf. Örnek eşraf.
Mustafa Amca'yı biraz anlatınca, eşraf kavramı zihninizde zank diye oturacak zaten: Başarılı bir tüccar (Pekşenler), iyi bir sanayici (Pekşen Safematic), hem de yabancılarla (Almanlarla) ortak üretim yapan, ekmeğini birkaç yüz emekçiyle bölüşen adil patron, Sakaryaspor Kulüp Başkanı, Karakol Yaptırma Yaşatma Derneği kurup hayırsever arkadaşlarını bir araya getirerek başta Adapazarı Emniyet Müdürlüğü binası olmak üzere birçok ilçede karakollar ve lojmanlar yapan öncü ve hayırsever bir kişilik, 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı sırasında dönemin Sakarya Valisi Mustafa Uygur'un gözetiminde, Sakaryalı hayırseverleri harekete geçirip dört günde 7 milyon lira (yaklaşık 200 daire parası) yardım toplayıp Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim eden bir vatanperver lider, 1970 baharında, dönemin valisi Mustafa Uygur'un talebiyle, Adapazarı'nda üniversite kurmak için ilk planda yatırılması gerekli 400 bin lirayı, hayırsever iş insanlarını bir araya getiren, (Nurettin Tepe'nin 50 bin, Ömer Aydemir'in 50 bin ve diğerleriyle beraber) yarım saatte 407 bin lirayı toplayıp devlete teslim eden, ilk adıyla SDMMA’nın sonraki adıyla Sakarya Üniversitesi’nin temelini atan örnek bir eğitim gönüllüsü ve... en bilinmeyen, bilmesini istemediği, adının söylenmesini yasakladığı, onlarca camiye yardım: Ses cihazı alıp hediye etme. Halılarını temin etme. Minaresini yaptırtma. Işık düzenini, elektrik sistemini kurdurma. Avizelerini temin eden gösterişsiz, örnek bir Müslüman şahsiyet.
Kimse bilmez. Bilemez. Bildirmez. Zira ibadeti de hayrı da hasenatı da kimse görmeden duymadan bilmeden yapan bir güzel insandı Mustafa Amca. Yaptığı hayırları hakkında, Allah biliyor, başkasının bilmesine ne hacet, derdi evlatlarına sık sık.
Üç Mustafalar’dan biriydi, bir zamanların Adapazarı’nda, meşhur. 1960’ların, 70’lerin ve 80’lerin Adapazarı’nda üç köklü ailenin (Sakallıoğlulları, Yamanlar ve Pekşenler) reisi olan üç hayırsever, üç büyük tüccar, üç şehir sevdalısı, üç öncü şahsiyete, üç dosta halkın taktığı isimdir bu.
Akil insan diye bir kavramımız var bizim. Bir nevi bilge şahsiyet. Hiçbir çıkar menfaat gözetmeksizin, çıkış yolu gösteren aksakal. Adapazarı için 1980-90’ların tartışmasız beş âkil kişisinden, beş bilgesinden biriydi Mustafa Pekşen.
Gün geçmezdi ki, mekânı milletvekilleri, belediye başkanları, oda başkanları, vali-dekan-emniyet müdürleri ziyarete gelmiş olmasın. Öylesine samimi, öylesine kuşatıcı, öylesine yol gösterici, paylaşımcı kahve muhabbetiydiler ki bunlar, tadına doyum olmuyordu.
Mustafa Pekşen için, kendisinin ve ailesinin çıkarı daima ikinci plandaydı. Onun için bayrağı, dini ve Adapazarı her şeyden önce gelirdi.
O iliklerine kadar Adapazarı âşığı bir şehir büyüğüydü. 2002 yılında kaybolmaya yüz tutmuş Adapazarı kültürünü ayağa kaldırmak için Sakarya Yerel Kültür Derneği’ni kurma çalışmalarını başlatan Fahri Tuna’nın da ilk başvurduğu, akıl danıştığı büyüklerin başında geliyordu Mustafa Amca. Mustafa Pekşen, SYKD’nin de temelinde harcı olan bilgelerdendi.
Mustafa Pekşen, Adapazarı’nın son yarım asrında, önünde ceket iliklenen, her Adapazarlının ellerini öpmek için sıraya girdiği, şehrin birleştirici çimentolarından biriydi. Daima da böyle oldu, böyle kaldı.
Evet; Mustafa Pekşen; Adapazarı’nın beş eşraf kişisinden biriydi hiç kuşkusuz. Belki de en birincisi.
Oğlu Ahmet Pekşen’e gelince.
Armut dibine düşer veya ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek de oraya gider, gibi çok güzel atasözlerimiz var bizim. Sosyolojik ve psikolojik nice analizleri içeren kanun hükümde kararnameler adeta. Altına imza atmamak ne mümkün. Ahmet Pekşen de bu iki atasözünü tümüyle doğrulayan bir hayr’ul halef. Hayırlı ve örnek evlat.
Üç Mustafa’nın izindeyim ben bir ömür, diye özetliyor hayat felsefesini. Hazreti Muhammed Mustafa’nın, Gazi Mustafa Kemal’in ve babam Mustafa Pekşen’in diyor Ahmet.
İstanbul Kabataş Liselidir bizim Ahmet. Yani gençliği 1970’lerin İstanbul’unda geçmiştir. İstanbul’un İstanbul olduğu devirlerde. Her yüz metrekareye bir yazar, iki şarkıcı, üç sinema oyuncusunun düştüğü masalsı şehir İstanbul’da. Üniversiteyi ise Mustafa Pekşen Ticaret ve Sanayi Fakültesi’nde okumuştur Ahmet kardeşimiz. Babasının yanında yüksek lisansını sızdızmarlık elemanları üzerine yapmıştır. Sonrasında ise dış ticaret doktorası. Alanının doktorudur hiç şüphesiz Ahmet Pekşen.
Fevkalade atik, fevkalade cevval, fevkalade analitik bir karakterin sahibidir. Yahya Kemal’in kökü mâzide olan âti diye tanımladığı kişilerdendir Ahmet Pekşen. Maziyi yani dünü, ülkesinin, şehrinin, ailesinin dününü çok iyi bilirken, yüzü daima âtiye yani geleceğe dönük, daima yenlikler peşinde bir akılcı/realist adamdır.
Babasının devamı olan bir sanayicidir. Tüccardır. Babasının onu çekirdekten eğittiği gibi o da üç oğlunu (İlker, Alper, Ömer) eğitmiş, yarınlara hazırlamıştır.
Ülkesi ve şehriyle ilgili her türlü siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, ticari gelişimi yakından takip eder; bir milletvekili, bir oda başkanı, bir dernek başkanı kadar müdahil ve mukayyet olur. Kısacası bizim Ahmet Pekşen, tek başına parti, tek başına, milletvekili, tek başına oda, tek başına belediye, tek başına dernek, tek başına oluşum, tek başına muhalefettir.
Görür düşünür eleştirir. Dürüsttür, adildir, analitiktir. Mücadelecidir, enerjiktir, duyarlıdır. Fedakârdır, takipçidir, kuşatıcıdır. Üç üçlü ile yaşar yirmi dört saatini: Dünya, ülke, Adapazarı; dün, bugün, yarın; merhamet, adalet, sahiplenme.
Babası gibi, babası kadar, babası ölçüsünde Adapazarı âşığıdır.
Bu şehrin her şeyi Ahmet’i ilgilendirir. Yapısı gereği hiçbir şeye ilgisiz kalmaz, kalamaz. Kaba, dar, kısır muhalif değildir ama. Eleştirirken yol da gösterir. Akıllı olmak lâzım Sebastian, mottosu, düsturu da ona aittir.
Yerel Kültür Derneğini 2003’te birlikte kurmuştuk, şehir sevdamızdan. 54 arkadaş. Bakıyorum da son yıllarda Yerel Kültür’ün kültür ayağını tek başına omuzlamış götürüyor. Helal sana be Ahmet Pekşen. Vallahi helal. Sabır metanet ve gayretine yüz kere bin kere helâl olsun.
Samimiyet, cömertlik ve şehrini sahiplenme dışında bir şey görmedim ben Ahmet Pekşen’den geçen çeyrek asırlık dostluğumuzda. Tevazu ve gösterişsiz hayırseverlikten başka bir şeye şahit olmadım, evet.
Babasının izinde bir delikanlıdır Ahmet. Tam da budur. En son Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Prof. Dr. Alaattin Yavaşça Konser Salonu’nu yaptırıp hediye etmiştir. Şahidiz. Tüm Adapazarı şahit buna.
Hiçbir hayrını söylemez, adını yazdırmaz, babacığı gibi Allah biliyor ya, der geçer. Onlarcasına şahidim. (İvi İlyadis’in Çark’ın 100’üncü yılında Adapazarı ziyaretini maddi yönden sahiplenişini, Bulgaristan Kırcaali Yeni Camii’nin ses sistemini kurmasını, Bulgaristan Filibe Kadir Gecesi iftarına on altı yıldır ciddi katkı sunduğunu burada söylememiş olayım. Söz verdim, yazmayacağım diye zira.)
Mustafa ve Ahmet Pekşen; yani baba-oğul, Adapazarı’nda son yarım asırdır, eşraf olmanın kitabını yazanlardır. Şeksiz, şüphesiz böyledir.
Böyle gördük, böyle biliriz.



KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ