“Kahvaltı günün en önemli öğünüdür.” Bu cümleyi çocukluğumuzdan beri defalarca duyduk. Güne kahvaltı yapmadan başlamanın sağlıksız olduğu, kahvaltının metabolizmayı hızlandırdığı ve mutlaka yapılması gerektiği söylendi.
Peki gerçekten herkes kahvaltı yapmak zorunda mı?
Aslında beslenmede tek bir doğru yoktur. Nasıl ki herkesin uyku ihtiyacı, günlük hareket düzeyi ve yaşam biçimi birbirinden farklıysa, öğün düzeni de kişiden kişiye değişebilir. Kahvaltı konusu da bu nedenle “mutlaka yapılmalı” ya da “kesinlikle gereksiz” şeklinde değerlendirilmemelidir.
Kahvaltının gerekliliğini belirleyen en önemli unsurlardan biri kişinin günlük yaşam düzenidir. Sabah erken saatlerde güne başlayan, öğlene kadar yoğun çalışan ve uzun süre yemek yiyemeyen bir kişi için dengeli bir kahvaltı güne daha rahat başlamasına yardımcı olabilir. Özellikle yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynaklarının; tam tahıllı ekmek, yulaf veya sebze-meyve gibi besinlerle birlikte tüketilmesi daha uzun süre tokluk sağlayabilir.
Buna karşılık sabahları iştahı olmayan, geç saatlerde güne başlayan ve ilk öğününü daha sonra yapmayı tercih eden sağlıklı bir yetişkin için kahvaltıyı sırf “kahvaltı şart” düşüncesiyle zorla yapmak her zaman gerekli değildir. Burada önemli olan, günün tamamında yeterli ve dengeli beslenebilmek, öğünler arasında aşırı açlık yaşamamak ve kişinin kendi bedeninin verdiği sinyalleri dikkate almaktır.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Kahvaltıyı atlamak ile gün boyunca düzensiz ve yetersiz beslenmek aynı şey değildir.
Sabah kahvaltı yapmayan bir kişi, öğle ve akşam öğünlerinde besin çeşitliliğini sağlayabiliyor, yeterli protein ve lif alıyor, sebze ve meyve tüketimini ihmal etmiyor ve gün içerisinde aşırı acıkma yaşamıyorsa farklı bir öğün düzeni kendisi için uygun olabilir. Fakat kahvaltıyı atladıktan sonra öğle saatlerinde kontrolsüz bir açlık yaşayan, hızlı yemek yiyen veya günün ilerleyen saatlerinde sürekli atıştıran bir kişi için durum değişir.
Özellikle kilo kontrolü açısından da kahvaltıya tek başına mucizevi bir rol yüklemek doğru değildir. Kilo yönetiminde yalnızca kahvaltı yapıp yapmamak değil; gün boyunca alınan toplam enerji, besinlerin kalitesi, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve kişinin sürdürebildiği beslenme alışkanlıkları birlikte değerlendirilmelidir.
Bir başka yanlış inanış da kahvaltının metabolizmayı mutlaka hızlandırdığı düşüncesidir. Metabolizma, yalnızca sabah bir öğün tüketip tüketmediğimizle belirlenen basit bir sistem değildir. Vücudun enerji harcamasını yaş, cinsiyet, kas kütlesi, fiziksel aktivite, hormonlar ve genel yaşam tarzı gibi birçok faktör etkiler. Dolayısıyla “Kahvaltı yapmazsam metabolizmam durur” düşüncesi doğru bir yaklaşım değildir.
Peki iyi bir kahvaltı nasıl olmalı?
Öncelikle kahvaltıyı yalnızca çay, simit ve reçelden ibaret düşünmemek gerekir. Dengeli bir kahvaltıda protein, lif ve sağlıklı yağ kaynaklarına yer vermek daha iyi bir seçenek olabilir. Örneğin yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek, domates, salatalık, yeşillik ve bir porsiyon meyveden oluşan bir kahvaltı; hem besin çeşitliliği sağlar hem de güne daha dengeli başlamaya yardımcı olur.
Yoğun sabahlarda ise kahvaltı mutlaka uzun süren bir sofra anlamına gelmez. Yoğurt ve yulafın içerisine meyve ve ceviz eklemek ya da tam tahıllı ekmekle hazırlanmış peynirli bir sandviç tercih etmek pratik alternatifler olabilir.
Çocuklar ve ergenler söz konusu olduğunda ise konu biraz daha farklı değerlendirilmelidir. Büyüme ve gelişme döneminde yeterli enerji ve besin öğelerinin alınması önemlidir. Sabahları kahvaltı yapmadan okula giden ve okul saatlerinde yeterli beslenemeyen çocukların beslenme düzeni bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle özellikle çocuklarda kahvaltı alışkanlığı konusunda ailelerin ve sağlık profesyonellerinin birlikte hareket etmesi faydalı olabilir.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ