Milli Mücadele yıllarında Maraş’ta Fransız askerlerine karşı koymasından dolayı tarihi kayıtlara geçen Sütçü İmam’ı bilmeyenimiz yoktur herhalde. Sütçü İmamla ilgili kimimiz birkaç kelam edebilir kimilerimiz ize daha fazlasını söyleyebiliriz. Bu konuda bir sorun yok elbette. Hepimiz, bizlere bu vatanı emanet eden kahramanlarımızı belli miktarda bilmek zorundayız. Bu bizim onlara karşı bir vefa borcumuzdur.
Kahramanmaraşlılar, Sütçü İmam’ın adını yaşatmak için ellerinden gelenin fazlasını yapmış olmalılar ki bugün adını duymayanımız kalmamış. Kahramanmaraş’a gittiğinizde bu vefa duygusunun ne kadar kuvvetli olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz. Sütçü İmam’ın adını şehrin her yerinde görmeniz mümkün. Sütçü İmam Üniversitesi, İmam Hatip Lisesi, mahallesi, sağlık ocağı, caddesi, anıtı, çeşmesi ve daha niceleri. Şehir sanki sütçü imamla özdeşleşmiş. Buraya kadar bence her şey doğru. Yanlış olan bir şey yok. Yanlış olan bizim şehrimizde yaşadıklarımız daha doğrusu yaşayamadıklarımız.
Sakarya şehrine geldiğimizde sokağına, caddesine, okuluna, parkına vs. diğer alanlarına ve kurumlarına bakıyorsunuz onun adını görmeniz mümkün değil. Sanki bu şehirde hiç yaşamamış, bu şehir adına hiçbir şey yapmamış gibi. Kimden bahsettiğimi bile anlamadınız eminim. Çünkü şehir onun adıyla özdeşleşmemiş. Kahramanmaraş’ın Sütçü İmama, Kastamonu’nun Şerife Bacıya, Çankırı’nın Emir Karatekin’e Bolu’nun Köroğlu’na (bu örnekleri uzatabiliriz) göstermiş olduğu ahde vefa duygusunu gösterememişiz kendisine. Adını şehrin çıkmaz bir sokağına, çeşmesine, parkına bile vermekten çekinmişiz. Birkaç yıl önce şehrimizde yeni açılan bir anadolu lisesine isim olarak Halit Molla’nın isminin verilmesi gündeme getirilmişti. Fakat ne oldu, nasıl oldu bilemiyorum Halit Molla’nın ismi okula verilemedi. Efendim Halit Molladan bahsediyorum elbette. Birçoğumuz Halit Molla ismini ilk defa duyuyordur belki de.
O halde kimdir Halit Mola? Halit Molla, Sakarya İlinin Kaynarca İlçesinin Sıraköyü’nde doğmuş Türkmen bir aileye mensuptur. Dedeleri Safranbolu tarafından göç edip Kaynarcaya yerleşmişler. Halit Molla, İstanbul’da medrese eğitimi aldığı için köyünde Molla olarak anılmış çocukluğundan beri. Osmanlının en ağır imtihanı olan Birinci Cihan Savaşında Irak Cephesinde savaşmış kahramanca. Esir düşmüş İngiliz küffarına. İki ay boyunca esir kampında sürdürmüş hayatını. Savaştan sonra herkes gibi tezkeresini alıp köyüne gelmiş. Fakat melun düşman bu milletin yakasını bırakmamış bir türlü. Ermeni Çeteleri, Rum Çeteleri ve Yunan askeri musallat olmuş bu memleketin temiz topraklarına. Kirli postallarıyla bu temiz toprakları işgale yeltenmişler fütursuzca. Başarılı da olmuşlar Halit Molla ve arkadaşları ortaya çıkana kadar.
Halit Molla, başlangıçta üç beş kişi ve birkaç silahla başlamış mücadeleye. Zaman içinde üçler beş olmuş, on olmuş, yüz olmuş derken altı yüz kadar vatansever kuvvacıya ulaşmış Halit Molla. Seyifler Köyü yakınlarındaki Yunan Kuvvetleriyle girdiği çatışmada en sevdiklerinden birisini, abisi Aşır Ali’yi şehit vermiş vatan toprakları için. Umut olmuş kan ve gözyaşıyla yoğrulan, acılarla pişen vatan toprakları için. Nihayetinde belki burada üç beş kelimeyle anlattığımız fakat acıların yüreklerde biriktiği, umutların yeniden yeşerdiği hürriyet nidaları çınlamış camilerin minarelerinden. Düşman ülkeden temiz topraklarından temizlenirken 21 Haziran günü Orhan Camisinin minaresinden gür bir seda yükselmiş. Halit Molla’nın sedası. Allahu Ekber, Allahu Ekber sedaları çınlamış kulaklarda. Bu ses tıpkı eskiden olduğu gibi toprakların hürriyete kavuşma sedasıymış.
Buraya kadar yüzlerce binlerce kahramanımızın hikâyesine benzer bir hikâyesi olduğunu gördük Halit Mollanın. Bundan sonrası belki de daha kahramanca. Adapazarı kurtulunca devlet ileri gelenleri toprak ve dükkânlar vadetmişler kendisine. Benim yeterince toprağım var diyerek kabul etmemiş vaat edilen arazileri, dükkânları. Halit Mollayı büyük ve kahraman yapan belki de düşmana karşı mücadeleden daha çok dünyalıklara karşı verdiği mücadelesidir. Mütevazı bir hayat yaşamış milli mücadeleden sonra. Kendi halince köyünde çiftçilikle uğraşmış. Ziyaretine gelenlerden tek talebi olmuş kendisinin. Ölünce mütevazı bir cenaze merasimiyle gömülmek. Öylede olmuş. Gönlünden geçtiği gibi cenaze merasimiyle defnetmişler Sıraköy’de ki sıradan köy mezarlığına.
Sormadan geçemiyorum kendi kendime. Yahu vefa duygumuzu biz ne ara kaybettik? Kahramanlarımızı ne çabuk silip attık zihnimizden? Unutmayın! Kaybedilen her kahramanın yerine sahte kahramanlar üretiyor elin oğlu. Bizim çocuklarımız kendi kahramanları yerine olmayan kahramanları örnek alıyor kendilerine. Ardından pusulasını şaşırmış gemi gibi yanlış limanlara demir atıyor gençliğimiz. Sahte kahramanların yerine Halit Mollaların yüreklerde, zihinlerde ilelebet yaşaması temennisiyle. Ruhu şad olsun.
Recep SARIHAN
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ