Ruhu vardır şehirlerin. Şehirlere bu ruhu kazandıran kimi zaman bir tarihi eserdir. Kimi zaman şehirlere yüklenen özel görevlerdir bu şehrin ruhunu şekillendiren. Şehrin sırtını yasladığı yalçın dağlar, içinden geçtiği yerlere bereket saçan berrak akarsular, şehirlerle özdeşleşen mitolojiler, şehirlerle bütünleşen mabetler hatta şehirler için yakılan türküler bile. En çokta yaşantısıyla, yetiştirdiği insanlarla, ortaya koyduğu ürünlerle ilim irfan sahipleri ruh katar şehirlerin gönül dünyasına. Şehrin neresinde, hangi şekilde olduğunu göremezsiniz elbette. Fakat bir şehre girdiğinizde hissedersiniz farklılığı, diğer şehirlerden ayıran ruhun ayrıcalığını.
Adapazarı’na bu ruhu katan ve çorak toprakları bereketlendirenlerden birisidir Seyyit Osman Adapazari. Anadolu coğrafyasına nefesiyle ruh veren diğer Alperenler gibi çok da bilinmez kendisi. Hayatıyla ilgili sınırlı bilgiye sahibiz maalesef. Günümüzün şaşaasından uzak yaşayıp kendisini göstermedi gelecek nesillere ya da bizim vefasızlığımızdan dolayı manen bu toprakları ısıtan, bereketlendiren, ruh dünyamızı yoğuran gönül insanlarına sırtımızı dönüp unutmak istedik kayıtsız şartsız. Onları unutarak neler kaybedeceğimizi bilerek unutmak istedik belki de.
Ne zaman, nerede doğduğunu bilmiyoruz maalesef. Ne zaman bu dünyadan gerçek âleme göç ettiğini de bilmiyoruz. Fakat Adapazarı’nın Solaklar Köyünde kendisine atfedilen bir türbesi bulunuyor günümüzde. Bu kadar bilinmemezlik içinde başka bir bilinmeyen yönü daha var. Kendisini ziyaret için kalkıp gittim ebedi ziyaretgâhına. Özel bir mülkün arkasında kalmış türbesi. Türbenin etrafındaki hanelerin kapısına vurdum sırayla. Bu kadar bilinmeyenin arasında kendisiyle ilgili bir bilgiye ulaşmak için. Her haneden bilmiyorum cevabı aldım üzüntüyle.
Bildiklerimizi üst üste koysanız kısa bir makaleden öte gitmiyor şüphesiz. 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19. yüzyılın ilk yarısı arasında yaşamış olacağı düşünülüyor. Bu kadar bilinmeyenin içinde günümüze gelen bir divanı var Millet Kütüphanesinde. Divanında geçen şiirlerinden Kadiri meşayihinden olduğu anlaşılıyor.
“Kime mensûbiyyetin var sorar isen ârifâ
Hazret-i Geylânî Pîr’in bir günahkâr kemteri”
Kimilerine göre Anadolu’da Kadiri Tarikatının ilk büyük piri, Müzekkin Nüfus adlı tasavvuf eserinin yazarı Eşrefoğlu Rumi’ye dayandırırlar silsilesini. Fakat burada ada büyük bir bilinmezliğin içinde olduğumuzdan şüphe yoktur. Bildiğimiz bir şey vardır. Ereneler Mezarlığının tepe kısmında metfun bulunan önemli kişilerin Kadiri meşayihinden olduğu ve Seyyit Osman Adapazari ile aynı dönemde yaşadıklarıdır. Bu da gösteriyor ki 18 ve 9. Yüzyıllarda Adapazarı’nda Kadiri meşayihinden gönül erenlerinin ne kadar etkin olduğudur.
Seyyit Osman Adapazari, diğer Kadiri meşayıhları gibi cihat gönü güçlü kimsedir.
“Gam yemem üstüme geldikçe Urûs’un kâfiri
Bir figân etsem yetişir Seyyid Abdülkâdir’i”
Dizelerinde de olduğu gibi Ruslarla mücadelenin içine girdiği ve mensup olduğu tarikatın piri Abdulkadir Geylani’den himmet istediği görülür. Fakat bu savaşın 1806-1812 Osmanlı Rus Savaşını mı, 1828-1829 Osmanlı- Rus Savaşımı ya da başka bir savaş mı olduğu bilinmez.
Geçmiş zamanlarda Serdivan Belediyesi divan üzerinde önemli çalışmalarda bulunmuş. Katkı yapanlara müteşekkiriz. Fakat günümüzde baskısı kalmamış divanın. Yine belediyenin çalışmalarıyla divanın içindeki şiirlerin bir kısmı notaya alınmış. Bu bestelere internetten ulaşmak mümkün.
Seyyit Osman Adapazari’nin geçmiş zamanda şehre ruh kazandıran bir tekkesi varmış Solaklar Köyünde. Köyde yaşayanların ender bildikleri bilgilerden birisidir bu bilgi. Fakat tekkenin ne zamana kadar devam ettiği, son postnişini kim olduğu konusunda bilgiye sahip değiller. Bu bilgide teyide muhtaç diğerleri gibi.
Bugün elimizde devasa bir divan eseri var Seyyit Osman Adapazari’nin. Ziya Paşa’nın “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri kalır” özlü sözünden yola çıkarsak günümüz insanlarına bırakmış bu eserini. Kim bilir, birileri çıkar Seyyit Osman Adapazari’nin divanının okunduğu ilim ve gönül halkaları kurar bir gün. Onun nefesi, onun ilim ve irfanıyla yeniden ruh kazanır betonlarla doldurduğumuz şehirler.
Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi