Şehir yazılarımıza ve şehrimizi tarihi bilgiler cihetinden yazmaya devam ediyoruz. Birçok münevverimiz tarih içinde yaşadıkları şehirleri anlatma gayretleri içine girmişlerdir. Kimileri ekonomik olarak, kimileri siyasi olarak, kimileri de diğer açılardan şehir analizleri yapmışlar. Biz de içind yaşadığımız, her gün yanından geçtiğimiz fakat nereden hangi tarihi kavramın yanından/içinden geçtiğimizi pek de fark etmediğimiz yönlerinden bahsetmeye devam edeceğiz. Belki de son zamanlarda şehirlerin en çok ihmal edilen yönünün şehrin tarihi yönünün okunmaması ve yazılmamasıdır. Sakarya gibi milletlerin çok yoğun yaşadığı bir şehirde şehir kültürünün verilebilmesi ve o şehre aidiyet duygusunun kazandırılmasının daha çok ihtiyaç olduğu yerlerde şehrin tarihi okumalarının yapılması daha elzem hale geliyor.
Sizlere bu hafta şehrimizde bulunan Unkapanı Semtinin hikâyesinden bahsedeceğim. Osmanlı ve Selçuklular döneminde “kapan” kelimesi belirli gıdaların devlet denetiminde giriş ve çıkışlarının yapıldığı, tartıldığı, dağıtım sisteminin kurulduğu, gerekli gıda izinlerinin verildiği, fiyat belirlemesinin yapıldığı, ürünlerin kalitesi ile ilgili defterlerin tutulduğu (görev çizelgesi daha da uzatılabilir) yer olarak geçer. Kapan ticari olarak büyük tartıların konulduğu yer manasına gelir. Bizim fare kapanlarıyla ilişkisi elbette vardır. Ürünler belli şartlar altında kapana girdiği ve belli şartlarla çıktığı için kapan kelimesi kullanılmıştır. Özellikle ticaretin yoğun yaşandığı ve ticaret yolları üzerinde bulunan kadim şehirlerde “kapan” kelimesiyle çok sık karşılaşabilirsiniz.
Özellikle başkent olması nedeniyle İstanbul bu terimlerle en çok karşılaştığımız yerdir. Bugün yalnızca sent ismiyle tanıdığımız geçmişin en önemli ticaret merkezlerinden birisi olan Unkapanı semti en güzel örneklerindendir. Kapan yalnızca un için kurulmaz elbette. Yağ kapanı, bal kapanı, şeker kapanı, ipek kapanı, sebze kapanı vs. örnek verilebilecek diğer kapanlardır. Kimi küçük şehirlerde kapanlar birden fazla ürün alım-satımının yapıldığı yerler olagelmişlerdir. Bursa, Kütahya, Konya, Çankırı, Antalya önemli ticaret şehirlerindendir. Çankırı da kurulan tuz kapanı ile şehirdeki tuzun nereye ne kadar çıktığı kayıt altına alınmaktaydı.
Adapazarı’nda Unkapanı semtine bu gözle baktığımızda çok önemli bir tarih ve ticaret okuması yapmış olacağız. Unkapanı semtinin çevresindeki semtleri bir okuyalım; Uzun Çarşı, Kömür Pazarı, Pirinç Pazarı, Gümrük Önü, Aynalıkavak (bu bölge ile ilgili yazdığım yazıyı okuyabilirseniz konu kafanızda daha iyi oturacaktır) vs. İpek dokumacılığının en önemli şehirlerinden birisi olan, devletin başkenti ile demir yolu ile bağlanan bir şehre bu gözle bakmak doğru olur kanaatindeyim. Osmanlı Devletinin ilk özel bankasının bu şehirde kurulmuş olması da bizi şehre bu gözle bakmamıza neden oluyor.
Her gün yanından geçtiğimiz, üzerinden yürüdüğümüz Unkapanı aslında ne derin tarihi anlam içeriyormuş. Ümidimiz bu yazıdan sonra semtin yanından geçerken, üzerindeki kaldırımları adımlarken yada semtin üzerine konan bankta oturup simitlerimizi kopartırken bu düşünceler içerisinde olmanızdır. Kim bilir bu yazıyı okuyan okurlarımız; kulaktan kulağa, dilden dile bu bilgiyi yayarlar. Şehrin yetkili mercilerinin de adım atmasına neden olurlar. Unkapanı semtinin gösteren kahverengi bir tabela koyarlar. Belki biraz daha ileri giderek un kapanının ne olduğunu, semtin isminin nereden geldiğini anlatan küçük bir levha asarlar. Bu levhayı okuyan gençlerimizde şehir kültürü, tarih bilincinin oluşmasına katkı sunmuş olurlar. Malum eğitimin yeri ve yaşı yok. Belki bir araştırmacı çıkar daha detaylı bilgilere ulaşır konuyla ilgili küçük bir makale yazar. Güzel olmaz mı dersiniz?
Yaşadığımız şehrimizi birde bu şekilde tanımak iyidir diye düşündük. Bu yazı şehrimizin yetkililerine iyi niyetli bir çağrımız olsun istedik. En çok da siz değerli okuyucularımıza şehri tanıma adına ve tanıyarak gezme adına bir hatırlatmamız olsun.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ