Hatm ve hıtâm sözlükte “örtmek, mühürlemek, bir şeyi tamamlayıp sonuna ulaşmak” gibi mânalara gelir. Terim olarak ise Kur'ân-ı Kerim'i, Fatiha suresinden Nâs suresine kadar tamamını yüzünden veya ezbere okuyarak bitirmeye "hatim" denir.
Kur’ân’ın tamamı kaç günde okunmalı yani kaç günde bir hatim yapılmalıdır? Bu sorunun cevabını şu hadis-i şerif’te bulabiliyoruz:
Peygamberimiz (s.a.s), sahabeden Abdullah ibn Amr’a,
-“Kur’ân’ı bir ayda oku” buyurmuş, Abdullah,
-“(Ya Resûlüllah!) Daha kısa sürede okumaya gücüm yeter” demiştir.
Peygamberimiz (s.a.s) öyleyse,
-“Yirmi günde oku” buyurmuştur. Abdullah,
-“(Ya Resûlellah!) Daha kısa sürede okumaya gücüm yeter” demiştir.
Peygamberimiz (s.a.s) o zaman,
-“On günde oku” buyurmuştur. Abdullah,
-“(Ya Resûlüllah!) bundan Daha kısa sürede okumaya gücüm yeter” demiştir.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s),
-“Yedi günde oku, bundan daha kısa sürede okuma” buyurmuştur.
Evet, lafzen Kuranı hatmetmek mümkündür ancak yaşam olarak hatim ne bir gün de biter, ne bir ayda ve ne de sayılı yıllarda biter belki bazımıza bir ömür gerekir.
İbn Mesûd ve Übey b. Ka’bın rivayetlerine göre Resûlullah (s.a.v.), onlara on âyet okuturdu. Onlar, bu on âyetin içinde bulunan hükümlerle amel etmeyi öğrenmeden diğer on âyete geçmezlerdi. Resûlullah (s.a.v.), onlara Kur’ân’ı ve Kur’ân’la amel etmeyi birlikte öğretirdi.
Abdurrahman es-Sülemî şöyle bildirir: “Biz Kur’ân’dan on âyet öğrenince, bu âyetlerin ihtivâ ettiği emir, yasak, helal ve haramı bilinceye kadar diğer on âyeti öğrenmezdik.”
İmam Malik Muvatta’ında şöyle demektedir: “Bana ulaşan habere göre Abdullah b. Ömer, öğrenmek amacıyla Bakara Sûresi’nin üzerinde sekiz sene durmuştur.” Yine İmam Malik’in rivayetine göre Hz. Ömer, Bakara Sûresi’ni on iki senede öğrenmiş, bitirince (sevincinden) de bir deve kesmiştir.
Abdullah b. Mesud ise şöyle demiştir: “Bize, Kur’ân’ın lafızlarını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay geliyordu. Bizden sonra gelenlere ise, Kur’ân’ı ezberlemek kolay, onunla amel etme ise zor gelir.”
Mücahid, İbn Ömer’den şöyle rivâyet eder: “Bu ümmetin başlangıcında Resûlullah (s.a.v.)’ın ashabından fâdıl kimseler, Kur’ân’ın ancak bir sûre veya benzerini ezberliyorlardı. Ama onlar, Kur’ân’la amel etmeye muvaffak kılınırlardı. Bu ümmetin sonunda ise onların aması (görme özürlüsü) ve çocukları dahi Kur’ân okurlar fakat onunla amel etmeye muvaffak kılınmazlar.”
Hz. Ömer’in, Bakara Sûresi’ni on sene içinde ezberlediği ve ezberlemeyi bitirince de Allah’a şükretmek için bir deve kestiği söylenir.
Gazâlî’in bildirdiğine göre Ebu Süleyman ed-Dârânî Kur’ân’ı anlama konusunda “Ben bir ayeti okurum, dört veya beş gece onların üzerinde iyice düşünürüm. Onları tam anlamadan ve haklarında tam bir fikir edinmeden başka âyetlere geçmem” demiştir. Bütün bu açıklamalardan ashâb-ı kirâmın ve daha sonraki âlimlerin Kur’ân okuma ve ezberleme konusunda asıl amaçlarının, “Kur’ân’ı mümkün olan en kısa zamanda okuyup bitirmek değil, onu anlayarak, kavrayarak, üzerinde düşünerek okumak” olduğu anlaşılmaktadır.
BİZ KURANI OKUMAK VE AMEL ETMEK DEYİNCE NE ANLAMALIYIZ?
Kuranda çocuk emzirmekle ilgili ayetler, evli ve bebek sahibi olanların amel etmesi içindir. Bu durumda olmayanlar için amel bakımından ayetlerin o kişiye bir bağlayıcılığı yoktur.
Boşanma ayetleri evli olanlar için hüküm vericidir. Ki boşanma da kerih görülmüştür yani ihtiyaç yoksa teşvik edilmemiştir.
Harb ve kıtal ayetleri sıcak savaş içindir. Bu durumda olmayanların yapacağı bir şey yoktur.
Kadınlar için olan tesettür ayetlerinin erkekler için uygulama alanı yoktur. Erkeğin ailesini öğretmek konusu müstesnadır.
Evlilik ahkamı ise bekar olanları kapsayıcı değildir.
Zekât ve hac ayetleri ise fakir olanlar için uygulama alanı değildir.
Bu ve benzeri ayetler bilgi bakımından gerekli olması farzı kifaye desek de uygulama sadece muhataplarına farzı ayndır.
Şunu arz etmek isterim ki her birimize zamanı ve imkânı nispetinde uygulama gereklidir. Yoksa toptan olarak her bir amelle sorumlu değiliz.
Bu durumda Kuranı lafzen hatim etsek de amelen zamana ve zemine ihtiyaç vardır.
Bundan dolayı Kuran kolaylık kitabıdır. Zorluğu emretmez.
Kuranın lafzını okumak ve öğrenmek, ihtiyaç olduğunda da amel etmek içindir. Öğrenmek kısa zamanda mümkünken uygulamak geniş zaman istemektedir.
Örnek olarak Ramazan iki şeyi öğretmektedir.
1. Helal olana dokunmamak ve yememek.
2.Birbirimizin mallarını batıl sebeplerle elinden alıp yememektir.
Birincisi kolay gelirken ikincisi se büyük bir imtihandır. Ramazan güler yüzlü, kolaylıkla, merhametle, infak ve hak ve ödevlere riayet etmeği bizden istemektedir. Aslında isteyen Ramazan değil onu bize ihsan eden Rabbimizdir. Ramazanımız mübarek olsun.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ