Liberal cenahtan Brink Lindsey, “Görünmez El Ölü Ele Karşı” başlıklı makalesinde, piyasa savunusu yapmaya çalışmış. Sermayenin küreselleşmesi olgusuna mesafeli ya da karşı duranların “çok derin bir yanlış içinde” olduklarını belirttikten sonra şunu söylüyor Lindsey:

“Mücadele edilmesi gereken, [Adam Smith’in piyasa olgusuna atfen kullandığı bir kavram olan] “görünmez el” değil, başarısız devletçi geçmişin ölü elidir. Öyle bir geçmiş ki, hayat veren ruhu gitmiş, fakat uğursuz etkisi üstümüze yük bindirmeye devam ediyor.”

Brink Lindsey, küreselleşme eleştirisi yapanların, piyasanın [“görünmez elin”] başarısızlıklarını tarihsel bağlamı içinde tasvir eden Karl Polanyi’den besleniyor olmalarından son derece rahatsız. Lindsey’e göre Polanyi sistem muhaliflerinin “bir tür koruyucu azizi” durumundadır.

***

Bu tanımlama ilgimi çekti ve Polanyi’den etkilenmiş biri olarak dönüp bir kez daha baktım. Liberal kapitalizm eleştirisi yapanların “koruyucu azizi”, daha doğrusu esin kaynağı neler demiş?

1944 yılında yayımlanan Büyük Dönüşüm isimli kitabına [kitabın Türkçe baskısı İletişim Yayınları’ndan çıktı] Karl Polanyi, şu cümle ile başlıyor: “Ondokuzuncu yüzyıl uygarlığı çöktü.” Polanyi’nin çöktüğünü ilan ettiği “ondokuzuncu yüzyıl uygarlığının can damarı, insan doğasına aykırı olan ve kendi kurallarına göre işleyen piyasadır”.

Eminim, farkındasınızdır. Polanyi’nin “insan doğasına aykırı” dediği piyasa sistemi, 1980’lerin başından itibaren, hem de “insanlık tarihinin nihaî aşaması” olarak tüm gezegene dayatılıyor. İktisadi liberalizmi, vaktiyle Polanyi’nin yaptığı gibi eleştirmeye kalkanlar “geri kafalı cahiller” olarak görülüyor.

Şu değerlendirmeleri, genelde liberal cenahın, özelde Lindsey’in, Polanyi’den duyduğu rahatsızlığın sebebini, sanırım yeterince ortaya koyuyor.

Polanyi, “modern toplumu çift yönlü bir hareketin yönetmekte olduğunu” ileri sürüyor. Polanyi’ye göre ilk hareketi yapan piyasadır: Piyasa sürekli genişlemekte ve toplumsal dokuyu tahrip edici bir çözülmeye sebep olmaktadır. Buna mukabil toplum, piyasanın bu hareketini [saldırısını] belli alanlarda kısıtlamayı amaçlayan karşı bir hareket geliştirmektedir. Karşı hareket, toplumun korunması açısından hayatî önem arz ediyor olmakla birlikte, son tahlilde piyasanın işleyişini tehdit etmektedir. Öyle ki, toplumun geliştirdiği cevabî hareket, piyasa merkezli üretim düzenini yok edebilecek kadar güçlüdür.

Polanyi bu değerlendirmeyi, Sanayi Devrimi’nin doğurduğu “büyük dönüşüm” üzerine yapmış. İlginçtir, 1980 sonrasında sermayenin küreselleşme girişimlerine karşı gösterilen tepkiler, Polanyi’nin tasvir etmeye çalıştığı karşı hareketin yeni bir tezahürü gibi.

Polanyi’ye göre piyasanın başat özelliği, toplumsal ve siyasî kurumlardan kopması [görece özerkleşmesi diyebiliriz] yani çözülmesidir. Kurumsal yapıdan kopmuş ve kendi kurallarına göre işleyen bir piyasa, insanları ciddî bir güven bunalımına itmektedir. Tıpkı, hâlen yaşamakta olduğumuz gibi. Bu durumda toplum, “piyasanın kural tanımaz hareketini kısıtlamayı amaçlayan bir karşı hareket geliştirmeli ve çözülmenin zeminin yok edecek tedbirler almalıdır”. Örneğin kurumsal-hukukî yapı “emeğin pi-yasanın yörüngesinden çıkarılmasını” sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmelidir ve bu üretim faktörünün “metalaştırılması” önlenmelidir.

Bana katılır mısınız? Adam Smith’in “görünmez eline” karşı inadına Karl Polanyi okumak gerekmiyor mu?