Hiçbir millet, kendisine yaşatılan acıları unutmamalıdır. Çünkü tarihini unutan milletler, geleceğe sağlam bir rota çizemez. Tripoliçe Katliamı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değil, bugün bile hatırlanması ve gelecek nesillere aktarılması gereken insanlık dramıdır.

Her toplumun bir hafızası vardır. Bu hafıza, milletlerin kimliğini, kültürünü ve geleceğe dair yürüyüşünü şekillendirir. Hafızasına sahip çıkmayan milletler, geçmişinden ders çıkaramaz, geleceğe sağlam adımlarla yürüyemez ve yeni nesillere doğru bir rota çizemez.

Tarih ilmi üzerine akademik bir eğitim almamış, ancak tarihe meraklı bir Türk vatandaşı olarak geçmişte yaşanan acıları öğrenmenin, milletime yapılan zulümleri bilmenin ve bunları gelecek nesillere aktarmanın en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum.

Peki, neden kendi tarihimizde yaşanan bazı büyük acıları bilmiyoruz? Neden bize yapılan katliamlar yeterince anlatılmıyor? Neden kendi hafızamıza sahip çıkmakta bu kadar ihmalkâr davranıyoruz? Daha da düşündürücü olanı, bize yaşatılanları unutarak o acıları yaşatanları kardeş olarak görmemiz yönünde bir anlayışın zaman zaman karşımıza çıkmasıdır. Elbette halklar arasında barış, dostluk ve kardeşlik kurulmalıdır. Ancak dostluk, geçmişi inkâr etmekle değil, geçmişin gerçekleriyle yüzleşmekle mümkündür.

Bugünlerde yıl dönümü vesilesiyle hatırlamamız gereken, fakat ne yazık ki yeterince gündemimize taşımadığımız büyük bir katliam var; Tripoliçe Katliamı.

Tarihin karanlık sayfalarından biri: 1821 Tripoliçe Katliamı

1821 yılında, Mora Yarımadası'nda bulunan Tripoliçe şehrinin Yunan isyancıların eline geçmesinin ardından Müslüman ve Yahudi sivillere yönelik büyük bir katliam yaşandı. Kadın, çocuk ve yaşlıların da hedef alındığı bu olayda binlerce insan hayatını kaybetti. Katliamın kurbanlarının sayısı konusunda tarihçiler arasında farklı tahminler bulunuyor. İngiliz tarihçi William St Clair'in aktardığı rakam 10 binin üzerindeyken, dönemin bazı anlatılarında daha yüksek sayılar yer alıyor. Yunan komutan Theodoros Kolokotronis'in hatıratında ise 32 bin kişinin öldürüldüğü belirtiliyor. Bu rakamların kesinliği tartışmalı olsa da binlerce sivilin katledildiği tarihsel kaynaklarda yer alıyor. Bu nasıl bir acıdır ki üzerinden iki asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ hatırlanması gereken bir insanlık dramıdır.

Ancak biz, kendi tarihimizde yaşanan bu büyük acıyı ne kadar biliyoruz? Çocuklarımıza ne kadar anlatıyoruz? Okullarımızda, tarih kitaplarımızda, kültürel hafızamızda bu katliama ne kadar yer veriyoruz? Son günlerde Milli Eğitimde bu yönde yapılan çalışmalar sevindiricidir.

Geçmişte yaşananları hatırlamak, başka milletlere düşmanlık beslemek değildir. Bir halkın acısını anarken başka bir halkın acısını küçümsememek, insanlığın ortak sorumluluğudur. Fakat kendi acılarımızı da yok sayamayız.

Unutulan acılar, hatırlanan zaferler

Geçtiğimiz günlerde Tripoliçe'nin ele geçirilmesinin yıl dönümünde Yunanistan'da düzenlenen anma etkinliklerini ve yürüyüşleri gördük. Yunan toplumunda bu tarih, bağımsızlık mücadelesinin bir parçası olarak anılıyor.

Bir milletin kendi tarihini anması doğaldır. Fakat bir şehrin ele geçirilmesini kutlarken orada hayatını kaybeden binlerce masum insanın acısını görmezden gelmek, tarihin yalnızca bir yüzünü hatırlamaktır. Bizim sorumluluğumuz da tam burada başlıyor.

Kendi tarihimize sahip çıkmak, yaşananları unutmamak ve yeni nesillere aktarmak zorundayız. Çünkü hafızası olmayan bir toplum, başkalarının yazdığı tarih anlatılarının içinde kendi geçmişini kaybedebilir. Kurumlarımız halkımıza bu gibi olayları hatırlatmalıdır.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Bu kadar büyük bir katliamı hatırlatmak için ne yapıyoruz? Mesela Diyanet hutbelerinde bu olaylar anlatılabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, cuma hutbelerinde Tripoliçe Katliamı gibi tarihimizde derin izler bırakan acıları insanlık ve adalet çerçevesinde anamaz mı? Tarihî olayların yıl dönümlerinde okullarımızda bilgilendirme programları düzenlenemez mi? Gençlerimize bu acılar anlatılamaz mı? Şehitlerimizin, mazlumların ve katledilen sivillerin hatırası yaşatılamaz mı? Bunlar yapılması imkânsız işler değil.

Bir milletin geçmişine sahip çıkması, yalnızca geçmişe dönük bir hesaplaşma değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı bir sorumluluktur. Biz unutursak, gelecek nesiller nasıl hatırlayacak?

Bugün 21. yüzyılda, insan haklarının ve evrensel değerlerin konuşulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ancak geçmişte yaşanan katliamların hatırlanması ve kurbanlarının anılması konusunda hâlâ büyük eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Tripoliçe'de hayatını kaybeden masum insanların acısı, yalnızca bir milletin değil, insanlığın hafızasında yer bulmalıdır. Bizim istediğimiz düşmanlık değil, tarihî hakikatin tanınmasıdır. Bizim istediğimiz intikam değil, adalet ve hafızadır. Bizim istediğimiz, geçmişte yaşananların üzerinin örtülmemesi ve çocuklarımızın kendi tarihlerini öğrenmesidir.

Unutmayalım ki tarihini unutan milletler, yalnızca geçmişlerini değil, geleceklerini de başkalarının insafına bırakırlar. Tripoliçe'yi unutmayalım. Orada katledilen masumları unutmayalım. Ve bu acıyı gelecek nesillere aktaralım.

Çünkü hafızasını kaybeden bir millet, geleceğe hangi yoldan yürüyeceğini de şaşırır.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ