Son dönemde en çok karşılaştığım sorulardan biri şu:

“Evlilikten önce aldığım evi boşanırken paylaşmak zorunda kalır mıyım?”

Toplumda bu konuda ciddi bir bilgi kirliliği var. Kimisi “evlendikten sonra her şey ortaktır” derken, kimisi de “kim aldıysa onundur” diyerek konuyu fazla basite indiriyor. Oysa gerçek, bu iki yaklaşımın ortasında ve biraz daha teknik.

Türk Medeni Kanunu’na göre evlilikten önce edinilen mallar “kişisel mal” sayılır. Yani evlilikten önce alınan bir konut, boşanma halinde doğrudan paylaşıma girmez. Tapu kimin üzerindeyse, mülkiyet de onda kalır.

Ancak iş burada bitmiyor.

Asıl kritik nokta, evlilik sürecinde o taşınmaza yapılan katkılardır. Eğer evlilik devam ederken o ev için kredi ödemesi yapıldıysa, tadilat masrafları karşılandıysa ya da evin değeri ortak katkılarla arttıysa, işin rengi değişir. Bu durumda diğer eş, “ben bu mala katkı sağladım” diyerek değer artış payı talep edebilir.

Özellikle krediyle alınan konutlarda bu durum çok daha belirgin hale gelir. Evlilik öncesinde alınmış olsa bile, kredi taksitlerinin evlilik sürecinde ödenen kısmı artık “edinilmiş mal” kapsamına girer. Bu da boşanma halinde hesaplaşma anlamına gelir.

Bir diğer gözden kaçan konu ise kira gelirleridir. Evin kendisi kişisel mal olabilir; ancak evlilik süresince elde edilen kira gelirleri ortak kabul edilir ve paylaşılır. Yani taşınmaz size ait olsa bile, getirisi evlilik birliği içinde değerlendirilir.

Özetle şunu net bir şekilde söylemek gerekir:

Evlilik öncesi alınan ev çoğu zaman paylaşılmaz; ancak o evin evlilik sürecindeki hikâyesi, boşanma masasında yeniden yazılır.

Bu yüzden özellikle yatırım amacıyla konut alanların ve evlilik planı yapanların bu konuyu hafife almaması gerekir. Gerekirse bir mal rejimi sözleşmesiyle süreci en baştan netleştirmek, ileride yaşanabilecek büyük anlaşmazlıkların önüne geçebilir.

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ