Teknoloji Bağımlılığı ve Sessiz Çığlıklar...

Telefonlarımız, bilgisayarlarımız ve sosyal medya uygulamalarımız...

Onlar artık sadece birer araç değil; hayatımızın merkezinde konumlanmış, en yakın arkadaşlarımızdan daha fazla vakit geçirdiğimiz dijital dost ve ailemiz...

Teknoloji, hayatımızı inanılmaz derecede kolaylaştırırken, arka planda büyüyen ve ruh sağlığımızı tehdit eden yeni bir sosyal sorun doğurdu: Teknolojik bağımlılık...

Bu, yalnızca uzun saatler ekran başında kalmaktan ibaret değil; bir tür dijital "FOMO" (Fırsatı Kaçırma Korkusu) ile sürekli tetikte olma hali, sanal dünyaya aşırı duygusal yatırım yapma ve gerçek hayattan kopma durumudur.

Sürekli Açık Bir Kapı: Anksiyete ve Uyku Kaosu

Teknolojik bağımlılığın ruh sağlığı üzerindeki en belirgin etkileri kaygı (anksiyete) ve uyku bozuklukları olarak karşımıza çıkıyor.

Bildirim sesine anında tepki verme, e-posta veya mesaj kontrol etme zorunluluğu, beynimizi sürekli bir alarm durumunda tutar.

Bu durum, kronikleşmiş bir düşük seviyeli stres yaratır.

Özellikle yatağa telefonla girmek, beynimizin dinlenme moduna geçmesini engelleyen mavi ışığa maruz bırakır.

Oysa uykusuzluk, depresyon ve anksiyete bozukluklarının en büyük tetikleyicilerinden biridir.

Dijital dünyanın bitmeyen akışına yetişmeye çalışırken, en temel biyolojik ihtiyacımız olan derin uykudan çalıyoruz.

Sanal Mükemmellik ve Düşük Benlik Saygısı

Sosyal medyanın sunduğu "mükemmel" hayatlar ise, özellikle gençlerde benlik saygısı üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor.

Filtrelenmiş, özenle seçilmiş ve sürekli başarı sergileyen sanal profiller, bireylerin kendi gerçekliklerini yetersiz görmelerine neden oluyor.

Sürekli bir kıyaslama döngüsüne girmek, kişinin kendine olan güvenini aşındırır ve depresif eğilimleri artırır.

Başkalarının takdirine bağımlı hale gelmek, beğeniler üzerinden değer tanımlamak, duygusal dayanıklılığımızı zayıflatıyor...

Bağlantı Paradoksu: Yalnızlaşan Toplum

Teknolojinin temel amacı bizi birbirimize bağlamakken, paradoksal bir şekilde bizi yalnızlaştırıyor...

Fiziksel olarak aynı ortamda bulunan insanların bile gözleri ekrana kilitlenmiş durumda.

Yüz yüze, derin ve anlamlı etkileşimlerin azalması, insani duygusal bağların zayıflamasına neden oluyor.

Oysa ruh sağlığımız için en güçlü kalkan, gerçek hayattaki sahici sosyal destek ağlarıdır. Dost meclisleri, akraba ilişkileri...

Oysa,

Sanal arkadaşlıklar, zor zamanlarda ihtiyaç duyduğumuz somut dayanışmanın yerini asla tutamaz.

Çözüm: Dijital Detoks ve Farkındalık

Bu kısır döngüyü kırmak, teknolojiyi düşman ilan etmekten değil, onu bilinçli kullanmayı öğrenmekten geçiyor.

Sınır Koymak

Gün içinde "telefonsuz saatler" veya "ekransız odalar" (özellikle yatak odası ve yemek masası) belirlemek, bu bağımlılığa karşı atılacak ilk ve en önemli adımdır.

Bildirimleri Kısıtlamak

Gerekli olmayan tüm uygulama bildirimlerini kapatarak sürekli uyarılma halinden kurtulmak gerekir.

Unutmayın, acil olan çok az şey gerçekten bir an önce bildirilmek zorundadır.

Gerçek Bağlantıları Önceliklendirmek

Sosyal basında gezinmek yerine, bir arkadaşınızı aramak, kahve içmek veya hobilere vakit ayırmak, sila-ı rahim yapmak.

Rabbimizle başbaşa kalmak zihnimiz ve ruhumuzdaki boşluğu sağlıklı yollarla dolduracaktır.

Teknoloji bağımlılığı, modern çağın en sinsi tehlikelerinden biri. Dijital kelepçeleri çözmek ve ruh sağlığımızı geri kazanmak için, ekranı aşağı indirme cesaretini gösterip, gerçek hayata "merhaba" deme vaktimiz geldi...!

Sahici hayata merhaba demek...

Dostumuz, akrabamızla zaman geçirmek...

Hal hatır sormak ...

Ziyaret etmek...

Ve ekranın mahpusluğundan kurtulmak!

Bir koca dünya insanı, kelepçe ile ekrana bağlanmış...

Yüzümüz, gözümüz insanda olsun! (Doğan Dağ)

kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ