Devletin koridorlarında yıllardır büyüyen sessiz bir çürüme var.

Masaların, makamların, resmi yazıların arasında ezilen insanlar var.

Ses çıkarmadığı için “uyumlu personel” denilenler…

Hakkını aradığı için fişlenenler…

Sürgünle, sicille, ekmekle tehdit edilenler…

Ve kimsenin açıkça konuşmaya cesaret edemediği büyük gerçek şu;

Mobbing sadece psikolojik baskı değildir.

Bazen düpedüz insanı ölüme götüren bir infaz sürecidir.

Bir müdürün küçümseyen bakışı…

Bir amirin herkesin içinde aşağıladığı bir memur…

Sürekli yer değişikliği tehdidi…

Yetkinin zulüm aracına dönüştürülmesi…

İnsanı itibarsızlaştırıp yalnızlaştırmak…

Bazıları buna “kurum disiplini” diyor.

Hayır!

Bu disiplin değil; güç sarhoşluğudur.

Çünkü o baskıya maruz kalan insan her gün biraz daha tükeniyor.

Sabah işe giderken midesi ağıran memurlar var bu ülkede.

Koridorda amirini görünce elleri titreyen insanlar var.

Eve gidince çocuğunun yüzüne bakamayan anneler, babalar var.

Ve en acısı da şu;

Kimse konuşamıyor.

Çünkü devlet dairelerinde mobbing çoğu zaman korkuyla korunur.

İnsanlar;

“Sicilim bozulur…”

“Sürgün ederler…”

“Ekmeğimden olurum…”

korkusuyla susuyor.

Sustukça baskı büyüyor.

Baskı büyüdükçe insan içine kapanıyor.

Sonra bir gün gazetelerin küçücük bir köşesinde şu haberleri görüyoruz;

“Memur evinde ölü bulundu…”

“Kalp krizi geçirdi…”

“İntihar ettiği değerlendiriliyor…”

Ama o ölümün arkasındaki yıllarca süren psikolojik işkenceyi kimse konuşmuyor.

Oysa insan sadece silahla öldürülmez.

İnsan bazen her gün aşağılanarak öldürülür.

Bazen ekmeğiyle tehdit edilerek öldürülür.

Bazen onuru paramparça edilerek öldürülür.

Bugün mobbing yüzünden depresyona giren, panik atak yaşayan, tansiyon ve kalp hastası olan binlerce insan var.

Özellikle bazı kamu kurumlarında yerleşen “amir her zaman haklıdır” anlayışı, kimi yöneticileri adeta dokunulmaz hâle getiriyor.

Oysa yönetmek başka şeydir…

Korku salmak başka şey…

Devletin makamları insan ezmek için değil, millete hizmet etmek için vardır.

Bugün birçok memur psikolojik destek alıyor ama bunu bile gizlemek zorunda hissediyor.

Çünkü bu toplum hâlâ ruhsal çöküşü “zayıflık” sanıyor.

Oysa insan bazen taşıdığı yükten değil, yalnız bırakılmaktan yorulur.

Artık şu soruyu yüksek sesle sormanın vakti gelmiştir;

Bir insanın ölümüne giden süreçte yıllarca uygulanan psikolojik baskının hiç mi payı yok?

Eğer bir çalışan her gün değersiz hissettiriliyorsa…

Sürekli tehdit altında tutuluyorsa…

İtibarsızlaştırılıyor, yalnızlaştırılıyor ve nefes alamaz hâle getiriliyorsa…

Ortada sadece bir iş sorunu değil; vicdani, ahlaki ve toplumsal bir çöküş vardır.

Çünkü mobbing bazen görünmeyen bir cinayettir.

Faili çoğu zaman bellidir…

Ama ispatı korkuya ve sessizliğe gömülür.

Buradan makam sarhoşu müdürlere ve amirlere de iki çift sözümüz var;

Unutmayın…

O koltuklar babanızın mirası değildir.

Siyasetin gölgesiyle mi, liyakatle mi geldiği tartışmalı makamlarda insanlara zulmetmeyi bırakın.

Çünkü o makamlar bir gün biter.

Geride ise kırdığınız hayatlar, ahını aldığınız insanlar kalır.

Ve unutmayın;

Günün sonunda ne koruma kalır, ne makam kalır, ne unvan…

Ölüm vardır.

Hak vardır.

Hesap vardır.

Mobbing yüzünden hayatını kaybeden, yuvaları dağılan, çocukları yetim kalan herkese Allah’tan rahmet diliyorum.

Selam ve dua ile…

Ne Zaman İnsan Oluruz?

“Yaptıklarımızın mutlaka hesabını vereceğimizi hatırladığımızda…”

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ