Söyleşi: Necla Dursun
Bu söyleşi, Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Şubesi programları çerçevesinde, Balkanlar’daki Gündelik Hayatı konu alan yeni bir söyleşi dizisinin beşincisi olarak gerçekleştirilmiştir.

Boşnak toplumunda Ramazan'ın gelişine dair özel bir hazırlık ya da merasim var mıdır?
Ramazan ayı paylaşmanın ve dayanışmanın kalplerimizi ısıttığı müstesna bir zaman dilimidir. İftar sofralarında bir araya gelen insanlar aynı duaya “amin” derken aralarındaki manevi bağları güçlendirir. Birlikte olmanın ve aynı duyguda buluşmanın anlam kazandığı bu ay toplum hayatında özel bir yere sahiptir. Çocukluğumda on bir ayın sultanını karşılamak için un, şeker ve yağ gibi temel gıdaların tedariki yapılırdı. Evlerde ise adeta bir bayram hazırlığını andıran kapsamlı bir Ramazan temizliği gerçekleştirilirdi. Ramazan’a dair hissedilen bu hazırlık ve heyecan gündelik hayatın her alanına yansırdı. Misafir sayısındaki artış göz önünde bulundurularak çeşitli düzenlemeler de yapılırdı ailemde ve çevremde. Örneğin evde yeni alınmış bir halı varsa konukların olduğu, konukların ağırlanacağı odaya serilirdi. Benzer şekilde toplu kılınan teravih namazları için yeni seccadeler ve namaz örtüleri hazırlanır ya da mevcut olanlara eklemeler yapılırdı.
Ramazan ayının başlamasıyla birlikte evlerde en çok hissedilen değişiklikler nelerdir?
Pek çok evde Ramazan’ın en belirgin şekilde hissedildiği anlardan biri sabah namazının ardından yaşanan sessizlikti. İşe gidecek olanlar ev halkını rahatsız etmemek için sessizce evden ayrılır; geride kalanlar ise oruçlu olmanın verdiği hâl ile dinlenmeye ve uyumaya devam ederdi. Günün ilerleyen saatlerinde her zamankine kıyasla evler daha düzenli, daha sakin ve dingin bir atmosfere bürünürdü. İftar vaktine yaklaşıldığındaysa bu sessizlik yerini yavaş yavaş bir hareketliliğe bırakır; mutfaklarda hazırlıklar başlar, nefis kokular etrafı sarar ev Ramazan’ın o kendine has canlılığını bir elbise gibi üzerine giyinirdi.
Ramazan’a özgü hangi yemekler ve tatlılar ön plandadır?
Ramazan sofralarına özgü olarak öncelikle şunu belirtmek gerekir ki çorba her zaman sofranın başrolündedir. Bunun yanı sıra hurma, zeytin ve sofrayı tamamlayan temel ikramlar mutlaka yer alır. Bizim ailemizde ve genel olarak Balkan coğrafyasında Ramazan pidesi evde pişirilir; “pogaça” olarak adlandırdığımız hamur mahalle veya sokakta fırın olsa dahi tercih edilmez, mutlaka evde hazırlanır. Ana yemeklerde ise mevsimine göre taze veya kuru fasulye ile bezelye sıklıkla yapılır. Sarma ve dolma ise Ramazan sofralarının adeta simgesi gibidir. Biber, pazı, kabak gibi sebzelerle hazırlanan her tür sarma ve dolma sofralarda yerini alır. Küçük bir tepsi de olsa mutlaka börek yapılır. Böreğin türü önemli değildir, ancak sofrada bulunması adeta bir gereklilik olarak görülür. Salata ve özellikle turşu da Ramazan sofralarının vazgeçilmezlerindendir. Oruç süresince tuzlu yiyeceklerin su gereksinimini arttırdığını düşünürsek burada turşu hazırlıklıların bir parçası olarak düşünülebilir. Önceden hazırlanan turşuyla burada kastedilen yalnızca tüketimi değil, hazırlık sürecinin kendisidir. Nitekim Balkan coğrafyasında Ramazan mutfağı büyük ölçüde “elde ne varsa onunla hazırlanır” anlayışına dayanır.
İftar sofraları genellikle nasıl kurulur? Aile ve komşularla birlikte iftar yapma geleneği ne kadar yaygındır?
Eski dönemde Pendik’te geçen çocukluğumun iftar sofraları (babalarımızın çalışmak üzere yurt dışında gurbetçi olarak bulunmaları sebebiyle) büyük ölçüde kadınların ve çocukların bir araya geldiği sofralardan oluşurdu. Bu nedenle ortak iftarlar oldukça yaygındı. Anneler ve çocuklar olarak iki ya da üç komşu, “Allah ne verdiyse” düşüncesine dayanarak hazırlanan sofrayı kurar ve birlikte iftar ederdik. Herkes evinde ne varsa getirir, sofralar paylaşılarak bereketlenirdi. Mahallemizin bahçeli evlerden oluşması iftarların çoğu zaman bahçelerde kurulmasına imkân tanırdı. Özellikle yaz aylarında yapılan bahçe iftarları Ramazan denildiğinde zihnimde canlanan en kıymetli anılar arasında yer alır. Her gece olmasa da Ramazan’ın neredeyse yarısının bu şekilde geçtiğini söylemek mümkün. Bu tür paylaşıma dayalı iftarlar yalnızca bizim evimizle sınırlı değildi. Mahalle genelinde yaygın bir uygulamaydı. Düzenli aralıklarla olmasa da toplu iftarlar yapılır, Ramazan ayı mahalle ölçeğinde birlikte yaşanan bir dayanışma ve paylaşma zamanına dönüşürdü.
Sahurda ne tür yiyecekleri tercih eder? Sahurla ilgili özel bir gelenek var mı?
Bizim orada sahura “suhur” denir. Genellikle sahurda bir çeşit börek bulunurdu ve çorba da böreğe eşlik ederdi. Kış aylarında kabak tatlısı sıkça hazırlanırdı, ancak sahurda sütlacın eksik olması düşünülemezdi. Hatta sahurda yapılan sütlaç iftarda da sofrada yerini alırdı. Günümüzde çay oldukça fazla tüketilse de eskiden sahurlarda süt, yoğurt ve ayran tercih edilirdi. Mevsimine göre bahçeden toplanan sebzelerle salata ve yemekler hazırlanır, sofralar hem sağlıklı hem de taze malzemelerle donatılırdı.
‘Ramazan’ denilince teravih ilk akla gelenlerdendir. Bu konuda neler söylersiniz?
Teravih namazına ailece düzenli bir şekilde gidilirdi. Özellikle Ramazan’ın ikinci haftasından itibaren çoluk çocuk hep birlikte camiye giderdik. Çocukken ben de bu namazlara katılırdım. Namaz kılmayı tam olarak bilmesek de mutlaka camide yerimizi alırdık. Bu açıdan bakıldığında Ramazan’ın ilk haftası adeta bir alışma dönemi gibiydi. Abdest almak için bahçedeki çeşme başındaki sıraya girişimizi hâlâ hatırlıyorum. Hocaların vaazlarını ise büyük bir dikkat ve ilgiyle dinlerdik.
Gençlerin ve çocukların Ramazan’a katılımı nasıldır? Onlara özel etkinlik ya da uygulamalar var mı? Mesela tekne orucu.
Ramazan ayında çocuklar için oruç sadece aç kalmak anlamına gelmezdi. Aynı zamanda kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, küslerin barışması ve büyüklere saygı göstermek demekti. “Oruç tutuyorum” demek bizler için bir gurur kaynağıydı. Büyükler oruç tutarken biz asla yüksek sesle “Bana yemek verin” demezdik. Onların açlığına, susuzluğuna ve Ramazan’daki durumlarına saygı gösterir, yemek yiyeceksek mutfakta onların bizi görmeyeceği şekilde yerdik. Gece sahura kaldırılmak ise çocuklar için ayrı bir gurur meselesiydi. Büyüklerimize “Beni mutlaka sahura kaldırın” diye adeta yalvarır, tembihte bulunurduk. Camide teravih namazına ve mukabelelere çocukların katılımı oldukça yoğundu. Akşamları teravihe gitmek, camiye uygun giyinmek ve öğrenilen duaları camide okumak bizler için istekle yapılırdı asla zorunlu bir görev değildi. “Tekne orucu” olarak adlandırılan uygulama bizde de vardı. Öğlen ezanına kadar çocukların oruç tutmalarına izin verilirdi. Sanki iftar açılıyormuş gibi öğlen yemeği hazırlanır ve tamamen çocukların istekleri doğrultusunda bu durum desteklenirdi. Yetişkinler de buna saygı gösterir ve sürece dahil olurdu.
İftar vaktinde ise minarenin ışıklarının yanması veya top atışıyla iftardan haberdar olunan yerlerde ezanı veya topu ilk duyan olmak adeta bir yarıştı. “İlk ben duydum, ilk ben gördüm” diye ev halkına coşkuyla haber vermek isterdik.
Ramazan boyunca düzenlenen dini sohbet, ilahi meclisleri veya kültürel etkinlikler var mı?
Ramazan boyunca en büyük birlikte olma alanı teravih namazı ve mukabele idi. Bunların yanı sıra teravih dönüşünden sahura kadar geçen zaman diliminde peygamberimizin hayatı, eski dini hikâyeler ve menkıbeler, ayetlerin tefsiri, namaz kılmanın incelikleri ve abdestin doğru alınışı gibi konuları içeren sohbetler düzenlenirdi. Katılım zorunlu olmasa da oldukça yüksek olur, çocuklar da bu sohbetlere katılırdı. Düzenli olmasa da gerçekleşen bu sohbet ortamı gençler arasında büyük ilgi görürdü. Sohbetler esnasında çaylar içilir, tatlılar yenir ve sahur için taze börekler hazırlanırdı. Hayatın akışı bu sohbetlerle birlikte devam eder, dostane ve samimi bir ortamda yapılan bu buluşmalar adeta bir bilgi yuvası işlevi görürdü.
Ramazan ayında yardımlaşma ve zekât verme gibi toplumsal dayanışma örnekleri nasıl yaşanır?
Ramazan’da muhakkak Kadir Gecesi’nden önce fitre (bizim bölgede “vittar” denir) ve zekât verilecek kişiler belirlenirdi. Aile bireylerine tek tek, kimlere fitre verileceği söylenir ve onayları alınırdı. Burada esas olan aile ve akrabalar arasında fitre vermeye uygun kişilerin tespit edilmesiydi. Belirlenen kişilere fitre verilmeden önce hane halkına kişi başı düşen tutar ellerine verilirdi ve üç kez “Helal ediyor musun?” diye sorulurdu. Çocuklar da dahil hane halkının tüm üyelerinin helallikleri alınırdı. Daha sonra anne veya baba, bu paraları toplayarak fitre ve zekâtın ulaştırılacağı kişilere teslim ederdi.
Ramazan Bayramı nasıl karşılanır? Bayram öncesi ve sonrası yapılan geleneksel hazırlıklar nelerdir?
Kadir Gecesi yaklaşırken artık alışılmış kabul edilebilecek iftar ve sahurlar o hafta tamamen bayrama odaklı yaşanırdı. Bayram hazırlıkları gündemin merkezi olur; baklavaların yapımı, bayram yemeklerinin hazırlanması, alışverişler, giyilecek bayramlıklar ve verilecek hediyeler planlanırdı. Bayram ziyaretleri de önceden düzenlenir, eğer dünür ziyareti veya yapılacak bir nişan gibi hayırlı bir iş varsa bunlar bayram kutlamalarıyla birleştirilirdi. Evlerin pırıl pırıl olması için özenli bir temizlik yapılır, ihtiyaç duyulan eşyalar veya ev gereçleri ise bayramdan önce temin edilirdi. Bu dönemde tüm hazırlıklar hem aile hem de mahalle ölçeğinde Ramazan’ın manevi havasıyla iç içe, coşku ve titizlikle yürütülürdü.
Sizce Ramazan gelenekleri bugüne nasıl taşınıyor?
Bence Ramazan gelenekleri hâlâ yaşatılıyor ve biz de aynı heyecanı yaşıyoruz. Günlük şehir hayatı sahura kadar uzun süre oturmayı her zaman mümkün kılmasa da genel olarak iftarlar, bayram ve Ramazan hazırlıkları halen devam ediyor. Komşuluk ilişkilerinde sahur veya iftar sofralarının kurulması sürüyor. Toplu teravih namazına katılıyoruz ve her Ramazan bir hafta öncesinden başlayıp Kadir Gecesi’ne kadar süren mukabele geleneğini sürdürüyoruz. Camimizde mukabeleler devam ediyor; camiye veya toplu mukabeleye gelemeyenler ise evlerinde televizyon aracılığıyla mukabelelerini takip edebiliyor.

Kaynak: yeni sakarya gazetesi