Muhacir ve ensarın ardından gelenler de “Ey rabbimiz” derler, “Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.” Haşr, 10

Bayram yolculuğu sabah namazında cemaate iştirak ile başlar. Namazların mahiyeti farz, vacip, sünnet olsa da asıl olan hepsinin Allah için eda edilmesidir. Namazla başlamayan yaşam, gün, ticaret, siyaset, aile, eğitim ve her ne varsa bereketsizidir. Bu sebeple namazı merkeze alanların hayatı bayram tadındadır. Birde cemaatle eda edilirse nurun ala nur olur. Kur’an’ın ifadesi sabah Kur’an’ı olarak şahitlendirilmiş namaz ise en göz alıcı ve değerli olandır.

Sabah namazı öncesi camilerde genelde ya hatim devam edilir ya da surelerden bazıları okunur. Sabahleyin gönle lezzet veren ses dinlemek ayrı bir inşirahtır. Dünya ve içindekilerinden daha değerli iki rekatlık namaz ise farza ruhen bir hazırlıktır.

Farz namaz için ikamet getirilir ve cemaatle saf olunarak aynı tekbir ile ilahi huzura kıyam edilir. İmam efendi ezberinin vüsatı ve sesinin halevetiyle okuduğu kıraat ile iki rekatlık farz namaz eda edilir. Yaklaşık olarak 5 ila 10 dakika süren bu namaz güneş doğmadan kılınan ve Firdevs cennetinin müjde şartlarından olan sabah namazıdır. Namazdan sonra tilavet, zikir, tesbihat, dua ve haşr suresinin son üç ayetiyle başka bir lezzetin ve ilmin kapıları aralanır.

Evet Allaha kavuşacak olanlara zor gelmeyen bu büyük davetin ardından, imam efendi kürsüye çıkar başta kurban olmak üzere Allaha kulluk şuuru ve görevlerinden gücünün yettiği ve dilinin döndüğü karar nasihat ve irşat ile meşgul olur. Hani Kur’an’ın Türkçesi okunsun derler ya işte ayetler ve sözler yerel dil ile anlam ve değer bulur duymak isteyen gönüllere…

“Kürsü” denen tahtın üstünde konuşmak fazilet ve sorumluluk bakımından namazdan daha aşağı bir husus değildir ki cuma günleri hutbenin anlamı da bunu ihtiva eder. Kürsî; Naslarda ilâhî hükümranlığı ifade eden bir terimdir. Kürsî, Kur’an’da yer aldığı iki âyetin birinde Allah’a nisbet edilmiş ve O’nun kürsîsinin göklerle yeri kuşattığı belirtilmiştir (el-Bakara 2/255). Bu âyete Âyetü’l-kürsî denilmiştir. Diğerinde ise Hz. Süleyman’ın tahtını ifade etmektedir (Sâd 38/34)

“Bil ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile. Ne yapacağınızı ve yerinizin neresi olacağını Allah bilir.” (Muhammed, 19) Bu ayette ki kelimei tevhidi her yönüyle bilmeyi ders edinen ve dinleyenlerin etrafını çevirdikleri kürsi önemli bir merkezdir.

Ve bayram namazı ile tekrar minberin şerefiyle hutbe irat edilir. Namaz, vaaz sonra namaz ve hutbe güzellemesiyle hatip son olarak mihraba oturur ve dua eder. Sonra cemaatle bayramlaşma başlar ve dalga dalga kainata yayılır.

Şimdi evlere revan olunur. Kimi kurban ile ilk lokmayı bekler, kimi ailece sabah kahvaltısını lezzetle eda ederler. Kimi kurbana gider ve gelenleri karşılayıp etler önce taksim edilir ve dağıtım başlar. Yoksul demeye dilim varmıyor bizim gibi insanlara ikram edilir.

Derken aile büyüklerine çocuklar cici elbiseleriyle büyükler hediyeleriyle ziyarete başlarlar. İşte şimdi bayramın farklı bir cephesi yaşanmaktadır. Küçükler büyüklerin ellerinden öperler ve ilk defa ekonomik faaliyet olarak parayla tanışma ve hesap, kasa olarak da genelde annelere emanet başlar. Harçlıklar, yeni elbise ve cüzdanlarla buluşurlar. Çocukların sevinci ve giysileri göz kamaştırır. Çocuk, torun, yeğen, komşu ve bazen tanınmayan bir evlat kapının önünde belirir ve kimi şeker, kimi çikolata ve kimi de harçlığıyla mesrur olur. Tatlılar ve tatlı sözler kalplerdeki kini ve öfkeyi giderir gönüller ihsan ve ihlas ile sevinç ve neşe dolar. Kurban etleri tadılır. Musafaha ile günahlar dökülür.

Beklenip de gelmeyenler ve aramayanlar mahrumdur, gecikenler ise kusurludur. Onlar çizik yemezler ama gönülde akmayan yaş olurlar. Evet bayram bir yanıyla vefat edenler dua, diğer yanıyla yaşayanlara sevgi ve ihsan ameliyesidir. Bayram hissettiğin kadar sevgi çiçeklerinin açıldığı, güllerinin koktuğu bir bahçedir. Yazının kokusu olur mu bilmem ama bayramların kokusunu kalp hisseder. Bir ayette buyrulduğu gibi: Kafile Mısır’dan ayrılınca babaları, “Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum!” dedi. Yusuf, 94.