Bazen bir haber okursunuz, sadece bugünü değil, yıllar öncesini de hatırlarsınız.

Geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanlığının yeni yapılacak okullarda mescit alanı ayrılması yönünde bir düzenleme hazırladığını, mümkün olan okullarda ise cuma namazı kılmak isteyen öğrenciler ve eğitimciler için uygun bir alan oluşturulmasının istendiğini okuyunca, benim aklıma lise yıllarım geldi.

Lise yıllarında namaz kılmak için nasıl yer aradığımızı hatırlıyorum.

Okulun kalorifer dairesinde, küçük bir kazanın arkasında sakladığımız bir seccademiz vardı. Teneffüs olduğunda birkaç arkadaşımızla birlikte oraya gider, kimse görmesin diye sessizce namazımızı kılardık.

Düşünün…

Bir insanın Rabbine kulluk etmek için kıldığı namazı arkadaşlarından, öğretmenlerinden, hatta okul yönetiminden saklamak zorunda kaldığı yıllardı.

Namaz kıldığımızın görülmesinden çekinirdik. Çünkü yalnızca yanlış anlaşılmaktan değil, baskı görmekten, azar işitmekten, dışlanmaktan korkardık.

Bugün dönüp o günlere baktığımda, insan ister istemez duygulanıyor.

Bir tarafta kalorifer kazanının arkasına saklanmış bir seccade…

Diğer tarafta bugün yeni yapılan okullarda ibadet için mescit alanı ayrılmasının gündeme gelmesi. Bu arada bakanlık herhangi bir talimatla veya yazı ile mescit yapılmasını veya öğrencilerin namaz kılmasını mecbur etmiyor. Herhangi bir zorlama ya da baskı yok. Sadece kendi iradeleriyle namaz kılmak isteyenlere alan açılması konusunda görüş bildiriyor. En azından ben böyle okudum.

Aradan geçen yılların bize ne kadar büyük bir değişim yaşattığını gösteren bundan daha anlamlı bir tablo olabilir mi?

Elbette bugün gelinen noktayı yeterli görmek mümkün değil. Elbette eğitim hayatımızın çözülmesi gereken pek çok meselesi var. Elbette çocuklarımızın ahlaki, kültürel ve manevi eğitimleri konusunda daha yapılacak çok iş bulunuyor. Güzel bir adım atılmışsa onu da görmek gerekir. Çünkü yapılan güzel işleri görmezden gelmek, yanlışları eleştirmenin bir gereği değildir. Bu arada konuyu “artık okullarda daha az eğitim alacaklar veya çocuklarımıza zorla namaz kıldıracaklar” gibi boş laf ile fitne üretmeye, milleti bölmeye çalışanlara da inanmamak gerekiyor.

Tam tersine, doğru yapılanı takdir etmek toplum olarak hepimizin sorumluluğudur.

Bir güzel haber de İstanbul’dan. Tam da bu güzel gelişmenin ardından İstanbul Valiliğinden gelen başka bir haber de dikkatimi çekti. Medya aracılığıyla hepimiz takip ettik. “Anyma” isimli, kamuoyunda satanist semboller ve tartışmalı içerikleriyle eleştirilen konserin iptal edildiği açıklandı. Şimdi bazıları çıkıp, “Bunlar çok mu önemli?” diyebilir. Evet, bence önemli.

Çünkü devletin ve yerel yönetimlerin toplumun değerlerini, çocukların ve gençlerin karşı karşıya kaldığı kültürel etkileri dikkate alması önemlidir. Bir tarafta okullarımızda çocuklarımızın ibadetlerini rahatça yerine getirebilmeleri için alan oluşturulması, diğer tarafta toplumun hassasiyetlerini dikkate almayan, özellikle gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği düşünülen bir organizasyona karşı kamu otoritesinin refleks göstermesi… Bunların ikisi de aynı noktada buluşuyor. Toplumun kendi değerleriyle barışık bir hayat sürme hakkı.

Bu ülkenin insanının inancı, kültürü, aile yapısı, ahlaki değerleri ve medeniyet birikimi vardır. Türkiye, yıllarca kendi değerleriyle arasında mesafe koymaya zorlanan bir toplumun hikâyesini yaşadı. Şimdi ise yavaş yavaş, kendi kimliğini ve değerlerini daha rahat ifade edebilen bir toplumun işaretlerini görüyoruz. Bunlar belki tek başına büyük dönüşümler değildir. Ama bazen büyük değişimler, küçük görünen adımlarla başlar. Bir okulun köşesinde ayrılan mescit alanı da bunun işaretidir. Bir konserle ilgili toplumun hassasiyetlerinin dikkate alınması da. İyi olanı da söylemek zorundayız. Elbette ülkemizde her şey güllük gülistanlık değil. Bugün bizi üzen, düşündüren, hatta zaman zaman öfkelendiren pek çok gelişme yaşanıyor. Gençlerimizin karşı karşıya olduğu kültürel yozlaşma, aile yapımızdaki değişimler, sosyal medyanın çocuklarımız üzerindeki etkileri, ahlaki değerlerin zayıflaması gibi daha konuşmamız gereken çok konu var. Bunları elbette söylemeye devam edeceğiz. Yanlış gördüğümüzü eleştireceğiz, eksikleri dile getireceğiz. Ancak sürekli eleştirmek, güzel yapılan işleri görmemize engel olmamalı. Bir şey doğru yapıldığında onu da söylemek gerekir. Çünkü adalet yalnızca yanlışı göstermek değildir. İşte bu iki haber bana bu açıdan önemli geldi. Değişimin daha da güzelleşmesi, toplumun bütün değerlerini kuşatması ve çocuklarımızın geleceğine daha güçlü şekilde yansıması dileğiyle.

Bu iki güzel gelişmede emeği geçenleri de gönülden tebrik ediyorum.

Çünkü güzel olanı söylemek, güzel olana sahip çıkmanın ilk adımıdır.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ