Sorunlar içinde en mühimi, en can alıcısıdır, ‘’ziraat arazilerinin amaç dışı kullanımı.’’ Vatan sorunu, hayat memat meselesidir. Var olma ya da yok olma olayıdır.
Beslenme kaynağımız, hayat damarımız, şah damarımızdır. Geleceğimiz, yaşam iksirimiz, soframız, yemeğimiz, aşımızdır. Bu denli öneme haiz topraklarımız, ‘’TOPRAK ANA ’’mız, yok olmayla karşı karşıyadır. Gözümüzün önünde, ölümcül hastalığa yakalanmış insan gibi, günden güne erimekte, bitmektedir topraklarımız. İşgal edilmekte, BETON İSTİLASINA uğramaktadır. Moğol istilası gibi. Ya da, günümüz versiyonu emperyalist ve Siyonist canavarların dünyayı işgali, sömürmesi, yutması gibi.
Şimdilerde tarım arazileri, toprak ana, bu istilayı yaşıyor. Her geçen gün eriyor, azalıyor, tükeniyorlar. Bursa’ya ilk 1970’li yılların başında gitmiştim. Bir mektep gezisi ile. Tophane’ye çıkmış, şehri tepeden seyretmiştik.
30 Nisan idi ve zümrüt yeşili büyüleyici bir ova vardı önümüzde. Uludağ’ın doğal meyli bittiği yerde şehir de bitmişti. Yalnız Reno fabrikası görünüyordu ovada. O tarihten sonra epeyce gitmiştim bu diyara. Ama, o tepeye çıkma imkanı bulamamıştım. 2005 Yılı sonunda gittiğimde çıkma imkanım oldu Tophane’ye. 30 Küsür sene sonra tekrar baktım ovaya. Ama, ova göremedim, beton yığını vardı önümde, BETONOVA. Zümrüt ova gitmiş, beton ova gelmişti.
Yıkılmış, üzülmüştüm. 35 Yıl sonra ovayı, arazileri arıyordum. Uludağ’ın eteği, döşemesi, halısı, obası, ovası yok olmuştu. Sadece BURSA mı? Her yer aynı durumda. Çukurova; Adana- Mersin-Tarsus üçgeninde hızla betonlaşıyor. Mersin’in o muazzam turunçgil bahçeleri, yerini gökdelenlere bırakmış. Antalya ovası hakeza. Bafra ve Çarşamba ovaları; Samsun- Tekkeköy-Atakum-19 Mayıs –Çarşamba ve Bafra yerleşimleri ile hızla küçülüyor.
Şarki Karadeniz kıyı şeritindeki dar ama çok verimli yemyeşil araziler, birbirine eklenmiş lineer şehirlerle Samsun’dan Sarp’a kadar tek bir kent olmuş. Tek tek saymaya gerek yok, 81 ilimizde durum farklı değil. Hepsinde beton canavarı toprak –arazi yutuyor. Örtüyor, işgal ediyor. Güzelim yeşil Sakarya da da kader aynı.
Sakarya ovası-Akova eriyor, tükeniyor, yok oluyor. Serdivan tepelerine çıkın ve şehre bir bakın. Zümrüt gibi, halı gibi ova ne halde? Feyezan gibi , şehir üstüne üstüne geliyor. Arifiye-Hanlı-Nehirkent’e doğru bakın.
Ayrı bir kent gibi ovaya yayılmış. Hendek ve Akyazı’ya doğru yol alıyor. Fabrikalar, organize sanayi bölgeleri hep birinci sınıf ziraat arazileri üzerinde. Eski kent, Yenikent’e doğru helva gibi topraklar üzerinde birbirine koşuyor, kavuşuyor. Yılda üç ürün alınabilecek bu güzel ova, insandan başka her şeyin bitebileceği bu güzel TOPRAK ANA, İstanbul’u tek başına besleyebilecek bu şirin araziler can çekişiyor: Pamukova, Geyve, A.F.Paşa… Hendek,Akyazı, Söğütlü,Ferizli,Karasu… Saymaya gerek yok, 16 ilçe.
Hepsi aynı kader ile karşı karşıya. Giden toprak değil, HAYATIMIZ. Canımız, ciğerimiz. Allah korusun, düşman işgal etse bu kadar yapmaz. Kendine kalacak ümidiyle bu kadar kıymaz. Düşmandan daha beter yaptık, kendi ayağımıza kurşun sıktık. Acımadan kıydık. Kıymaya da devam ediyoruz. Gelecek nesiller, torunlarımız lanet okuyacaklar bize.
Atalarımız, dedelerimiz bize beton yığını bıraktı diyecekler. Bu kıyımdan herkes sorumlu. Başta mahalli ve merkezi idareler. Bu gidişe dur denmeli. Herkes TOPRAK ANAYA sahip çıkmalı, el vermeli, yardım etmeli. En başta yerel idareler, çiftçilerimiz. Toprağın mahsülünü yiyen herkes. Dur demeli bu gidişe. Yemeğimi alıyor, aç bırakıyorsunuz beni demeli. Deprem bu yönüyle bir fırsat idi. Acı külfeti yanında, bu nimeti vardı.
Ova da dondurulnmalıydı imar. Mevcutlar tamam, yeniler tepelere, Yenikent’e. Giden gitti, kalanlara sahip çıkalım. Son damla toprak elimizden gitmeden!!!