Vaaz dini bir tebliğdir. Vaaz edenler çoğunlukla Kuran ve Hadis merkezli vaaz ederler. Kimisi kaynaklara Arapça aslından vakıftır, kimisi ise az Arapça ve farklı okumalarla yoluna devam eder. Her ikisi de önemli olmakla beraber doğruluk için yeter şart değildir. Siyasi, itikadi ve ameli mezhep ve tasavvuf meşrepleri Arapça bilmelerine rağmen farklı sonuçlar çıkararak hüküm vermişlerdir.
Peki farklılık nedir derseniz, olayları ve nassı farklı yorumlamaktır. Günümüze gelecek olursak hatibin durduğu ve baktığı yeri öncelikle anlamak gerekir. Bu ise meselenin en önemli yönüdür. Vaazın sonunda bizi hangi anlayışa çekçeğine dikkat etmek gerekir. Diyanetin resmi söylemiyle, vaizlerinin söylemi bazen örtüşse de farklılıkları vardır. Mesela Diyanette Atatürkçü, demokrat ve laikliği benimseyen hocaların varlığı aşikardır. Kimi Türkçü ve kimiside Kürtçü de olabiliyor. Yine Diyanette resmen imam kadrosunda olup şeyhlik yapanlar olduğu gibi, tarikat karşıtlığı yapanlar da vardır. Velhasıl Diyanet çok çeşitli bir kurumdur, burada etkin olanlar ise Müftüler, vaizler ve vaaz eden hocalardır. Az sayıda da akademik unvana sahip olanlar vardır.
Sivil olarak Din hizmeti ise genellikle tarikatlar ve onlara bağlı eğitim müesseselerindedir. Bunların merkezinde ise gelenek ve otoriter anlamında şeyhler ve onlara müntesip olan hocalardır. Son olarak ne Diyanete ve ne de tarikatlara bağlı olmayan sivil dini vakıf, dernek ve kurumlar varsa da etkileri çok değildir. Sarıksız, takkesiz ve cübbesiz hutbe okuyanlar da mevcuttur. Sosyal medya ile bu farklılıklar ve tartışmalara daha da çoğalmıştır. Klasik metinleri okuyup ders veren ve tasavvuf bünyesinde yaşadığı halde din benim sorularıma cevap vermiyor diyerek dinden yarılıp irtidat edenlerde vardır. Mealciler, hurafeciler, uydurma sözleri hadis diye anlatanlar ve tecvitle kıraati şirk diyenlere varıncaya kadar pek çok çeşitli insanı bulmak mümkündür.
Bu yazıda siyasi olanları ele almamaktayız, onlar ayrı bir yazının konusudur. Ancak hepsi din ile farklı şekillerde iletişim içindedir. M Kemal dahi cumhuriyetin kuruluş aşamasında İslami söylemlere sahiptir güç eline geçtikçe bundan uzaklaşmıştır. Devletin aklı karışıktır Diyanetin kapatılmasını isteyen partiyi de kapatmış, Laikliği dine genişlik vermeli diye yorumlayan partileri de kapatmıştır. Ne dinli ve ne de dinsiz olmuştur.
Gelelim yazıda ki başlığın içeriğine. Bir vaiz şekilciliği çok öne çıkarırken, diğeri ise önemsizleştirmiştir. Birisi mezhepleri dogma haline getirirken diğeri ise mezhepleri şirk ve bidat olarak görmektedir. Bir tanesi ayet ve hadisleri kendi bağlı olduğu şahsın yorumlarıyla anlarken diğeri ise sadece mealden hüküm çıkarabilmektedir.
Bu vaizlerin eğitime, rejime, iktidara ve günlük hayata bakışları çok farklıdır. Diyanet ve dini okul karşıtı olanlarda farklıdırlar. Kimi okullar karşıyken kimi de sadece kendi izin verdiği okulları kabullenmiştir. Namaz takvimi konusunda resmi takvimin dışında üç çeşit takvim daha güncelde kullanılmaktadır. Güneş ve ay bir hesapla olmasına rağmen bakış açıları ise tamamen farklı ve sahur ile iftarları birlik ve beraberliğe aykırıdır.
Vaizler ne söylerse söylesin etkinliği namaz sonuna kadardır. Zira programsız ve hedefsiz bir kitleye sadece söz söylemekle hedefe ulaşmak mümkün değildir. Cemaat en güzel sözü duysa da ne rejime doğrudan etki edebiliyor ne de siyaseti yönlendirebiliyor. Söylemler ferdi bir dindarlıkta kalmaktadır. Bu konuda söz uzar sonuca ulaşmak zordur. Özellikle meseleyi tedavi etmek daha zordur. Şuna dikkat etmeli ki ayet ve hadis okuyor diye hepsi doğru söylüyor anlamına gelmez sonunda bizi nereye götürecek, kaba tabirle nereye bağlayacağı önemlidir. Zira hatibi dinleyen aklını ve okumasını irfan ve hikmetle kullanmazsa varacağı yer bir yere bağlanmaktır. İnsana ise “bağlanmak” yaraşmaz. En tehlikeli dalalet ve şaşkınlık ise ilim ehli olup ya da olduğunu sanıp da yolunu yitirenlerin söz ve halleridir.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ