Ebeveyn olarak çocuklarımızın oyunlarını çoğu zaman yalnızca keyifli bir vakit geçirme anı olarak görürüz. Oysa oyun, çocuk için yalnızca eğlence değil; duygularını ifade ettiği, yaşantılarını işlediği ve dünyayı anlamlandırdığı en doğal dildir. Psikolojik açıdan bakıldığında, çocuğun oyunu onun iç dünyasına açılan güçlü bir penceredir. Bu nedenle ebeveynlerin oyunu dikkatle ama yargısız bir gözle incelemesi, çocuğun gelişimini anlamada önemli ipuçları sunar.
Oyun sırasında çocuğun seçtiği roller, kullandığı oyuncaklar ve kurduğu senaryolar rastlantısal değildir. Örneğin sürekli bakım veren rolüne giren bir çocuk, sorumluluk duygusunun erken geliştiğini ya da çevresindeki yetişkin rollerini içselleştirdiğini gösterebilir. Buna karşılık sık sık kurtarıcı, kahraman ya da güçlü figürleri canlandıran çocuklar; güç, kontrol ve güvenlik ihtiyacını oyun yoluyla dengelemeye çalışıyor olabilir. Psikanalitik kurama göre çocuk, oyun aracılığıyla bastırdığı ya da ifade etmekte zorlandığı duyguları sembolik olarak dışa vurur.
Tekrarlayan oyunlar ebeveynler için özellikle dikkat çekicidir. Aynı sahnenin defalarca oynanması, çocuğun zihnini meşgul eden bir durumu anlamlandırma çabası olarak değerlendirilir. Örneğin düşme, kaybolma, ayrılık ya da kavga temalı tekrarlar; çocuğun yaşadığı bir stresin ya da değişimin oyuna yansıması olabilir. Bu noktada ebeveynin görevi oyunu durdurmak değil, çocuğun bu süreci tamamlamasına alan açmaktır. Gelişimsel psikoloji, çocuğun zorlayıcı deneyimleri oyunla “tamir etme” eğiliminde olduğunu vurgular.
Oyunda saldırgan davranışlar da sıkça ebeveynleri endişelendirir. Vurma, kırma, bağırma gibi davranışlar her zaman olumsuz bir kişilik özelliğine işaret etmez. Çocuklar öfke, hayal kırıklığı ve kıskançlık gibi duyguları yönetmeyi öğrenirken, bu duygular oyunda daha görünür hale gelebilir. Burada önemli olan saldırganlığın süresi, yoğunluğu ve günlük yaşama taşınıp taşınmadığıdır. Süreklilik gösteren ve sosyal ilişkileri bozan oyun örüntülerinde profesyonel destek düşünülmelidir.
Sessiz ve yapılandırılmış oyunlar ise çocuğun içe dönük yapısını ya da düzen ihtiyacını yansıtabilir. Oyuncakları belirli bir sıraya dizme, kurallı senaryolar kurma gibi davranışlar, çocuğun kontrol ve güven arayışının bir göstergesi olabilir. Bağlanma kuramı, çocuğun oyun tarzının bakım verenle kurduğu ilişkiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koyar. Güvenli bağlanan çocuklar, oyunlarında daha esnek ve yaratıcı olma eğilimindedir.
Ebeveynler için en temel nokta, oyunu yorumlarken etiketleyici olmamaktır. “Çok agresif”, “çok pasif” gibi tanımlamalar yerine, oyunun ne anlatıyor olabileceğini merak etmek daha sağlıklıdır. Çocuğa eşlik eden, onu yönlendirmeden izleyen ve gerektiğinde duygularını söze dökmesine yardımcı olan ebeveyn tutumu, çocuğun psikolojik sağlamlığını destekler.
Sonuç olarak oyun, çocuğun dili ve duygusal pusulasıdır. Ebeveynler bu dili çözmeye çalışırken sakin, ilgili ve açık bir tutum sergilediklerin de hem çocuklarını daha yakından tanır hem de sağlıklı bir duygusal bağ kurma fırsatı yakalar.
Psikolojik Danışman Erva Nur İris
İris Psikoloji
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ