En Acı Veda Ölümdür Ölüm
Ölümle yaşam arasında ince bir çizgi vardır; kalem bile çizemez o çizgiyi.
Bu gece biraz duygusalım, o yüzden duygularımı kâğıda dökmek istedim; yazmak beni rahatlatıyor çünkü.
Ölüm… Onu anmak, hatırlamak istemeyiz. Tıpkı havanın soğukluğu gibi ölümün adı içimizi titretir. Kimi zaman ona kızarız; hatta yanımızda konuşulmasına tahammül bile edemeyiz.
Fakat ne kadar kaçsak da, ona kızsak da o hep gelir, bizi bulur. Bazen de en yakınlarımızı alır götürür yanımızdan.
Ben çoğu zaman ölümün varlığına şükür ederim. Hani büyüklerimiz derler ya, “Allah’ım ele avuca düşmeden emanetini al.” O yüzden ölüme kızmak yerine onunla yaşamayı bilmeliyiz.
Ölümün acıtan tarafı nedir biliyor musunuz değerli okurlarım? Kadın veya adam ağır hastadır. Her tarafında bası yarası çıkmıştır. Üstelik bakım veren tarafından şiddet görüyordur. Hasta, hastalığından dolayı öldüğü zaman “Kadın veya adam öldü, kurtuldu.” deriz. Ölen adına kurtuldu diye seviniriz. Ölüm böyledir işte; “öldü de kurtuldu” dedirtebiliyor.
Bu dünyada ne yaptıysak, nasıl yaşıyorsak öte âleme de o yansır. Bu dünya öteki dünyanın yansımasıdır aslında. Ölüm kimine bal kaymak gelir, kimine acı biber gelir. Bal kaymak cennet, acı biber ise cehennemdir. Yani değerli okurlarım, bu dünyada günah işliyorsak ve tövbe etmeden öldüysek vay bizim hâlimize.
Ölüm ansızın gelebilir, o yüzden tövbeyi ağzımızdan düşürmeyelim. Çünkü tövbe dilin suyu sabunudur. “Tövbe etmek için hangi duayı okuyalım?” diye sorabilirsiniz. Ama “Allah’ım beni bağışla, ne günah işlediysem sen affet.” demek de bir tövbedir. Yüzeysel değil ama kalbimizin en derininden gelecek bir bağışlanma isteği ve bir daha aynı günahları işlememe niyetiyle.
Eğer aynı günahları bir daha işlersek bağışlanma isteğinin samimiyeti kalmaz. Yine de tövbe edelim. Çünkü Allah’ımız büyüktür, affetmeyi sever. Ona ne kadar şükür etsek azdır. Her seferinde bizlere kapısını sonuna kadar açıyor. Ta ki ölüm gelip bizi götürene kadar…
Ölürken hangi hâl üzere öleceğimiz belli değil; o yüzden tövbemizi son tövbemizmiş gibi yapmamız gerekiyor. Ölümün zamanı yok çünkü. Buna inanarak ve bilerek tövbe etmeliyiz ki bir daha günah işlemeye yeltenmeyelim.
Bu gece neden duygusal olduğuma gelince… 2015 yılında babamı akciğer kanserinden kaybettim. Zaman zaman duygusallaştığım oluyor. Bir an babam aklıma geliyor; hani burun direği diye bir yer var ya, işte tam orası sızlıyor.
Babamla yaşadığım bir anımı paylaşmak isterim sizlerle değerli okurlarım. Her bayram sabahı babam ve iki erkek kardeşim namaza giderlerdi. Döndüklerinde birlikte güzel bir kahvaltı yapardık. Dört kardeşim babamla annemin elini öperdi.
Ben ise çekyatta yattığım yerde onları izlerdim. Engelimden dolayı yanlarına gidip hiçbir zaman ellerini öpemedim. Annemle rahmetli babam gelip öper, benimle bayramlaşırlardı.
Babam gelir, elini dudaklarıma getirir, öptürürdü. Harçlığımı da unutmaz, yastığımın altına koyuverirdi. O günler, her hatırladığımda kalbimi yakıp kavuran bir anı şimdi.
Ölmeden veya sevdiklerimizi kaybetmeden önce onların değerini bilelim ve bol bol anı biriktirelim. Canımızı yaksa da bizi anılar avutuyor.
Rukiye Türeyen
Engelsiz Dizeler
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ