“MEŞRU MAZERETİMİZ YOK: UYUŞTURULMUŞ VİCDANLARIN VE SATILMIŞ RUHLARIN HİKAYESİ

Meşru bir mazeretimiz yok. Nokta.

Bu cümlenin ötesinde kurulacak her kelime, ya bir yalanın cilası ya da bir acizliğin itirafıdır.

Yeryüzünde bir buçuk milyarlık bir enkaz yığınıyız. Tesbihin imameden kopmuş, her biri farklı bir köşeye savrulmuş, ne bir araya gelebilen ne de tek başına bir anlam ifade eden sahipsiz taneleriyiz.

En kolayını yapıyoruz: Sövüyoruz. Sabah kalkıp Amerika’ya, öğlen Rusya’ya, akşam İsrail’e lanet okuyarak günü kurtarıyoruz.

Sanal kahramanlıklarla, klavye başında fetihler yaparak vicdanlarımızı uyuşturuyoruz.

Oysa aynaya bakmaya cesaretimiz yok. Çünkü aynadaki görüntü, lanet okuduğumuz düşmanlardan daha korkunç: Kendi ihanetimiz, kendi pısırıklığımız, kendi iki yüzlülüğümüz.

Allah’ın dini, üç kuruşluk menfaatlere, koltuk hırslarına ve şeyh bozuntularının hezeyanlarına kurban ediliyor.

Her gün yeni bir fırka, yeni bir "kurtuluş reçetesi" pazarlayan tüccarlar çıkıyor.

Biri sakalın boyunu, diğeri cübbenin rengini tartışırken, ümmetin kanı oluk oluk akıyor.

İdlib’deki bir çocuğun feryadı, Doğu Türkistan’daki bir ananın gözyaşı, bu kısır ve ahmakça tartışmaların gürültüsünde boğulup gidiyor.

Unuttuk, çünkü hatırlamak konforumuzu bozuyor.

Kim tarafından yönetiliyoruz? Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan, liyakatsiz, adaletsiz ve vizyonsuz "tağutlar" ve onların yerli işbirlikçileri tarafından.

Müslüman kanı üzerinden iktidar devşiren, Filistin mitinginden çıkıp Siyonistlerle ticaret anlaşması imzalayan riyakârlar tarafından.

Bunlara "lider" demek, liderlik kavramına hakarettir.

Onlar, sadece küresel iblislerin kendilerine biçtiği marabalık rolünü oynayan piyonlardır.

Bize dayatılan hayat tarzına bakın!

Hayalinde bile göremeyeceği arabaların fotoğrafını paylaşıp "hava basan", iki günlük dünya için ebedi hayatını ateşe atan zavallılar güruhu.

Sekülerizm ve konfor, yeni dinimiz olmuş.

Faiz bankaların tabelasında değil, damarlarımızda dolaşıyor.

Rüşvet, yolsuzluk, adam kayırmacılık bir anomali değil, sistemin kendisi haline gelmiş.

"Son kale Türkiye", "Milli ve yerli duruş" gibi afyonu bol sloganlarla, halının altına süpürülen pisliklerin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Ama leş kokusu artık her yeri sardı.

Bir araya gelemiyoruz, çünkü ortak bir derdimiz kalmadı.

Herkes kendi küçük dünyasının, kendi cemaatinin, kendi çıkar ağının kölesi olmuş.

Düşmanın en büyük silahı topu tüfeği değil; bizim bu parçalanmışlığımızdır.

Onlar sadece seyrederken, biz birbirimizi boğazlıyoruz.

Ahireti hatırlatan ne varsa sistematik olarak yok ediliyor.

Ölüm bir "kayıp" olarak görülüyor, bir "kavuşma" olarak değil.

Kariyer planlaması, şeytana sunulan en makbul kurban haline geldi.

İnsanlar, üç günlük makam ve şöhret için ruhlarını pazarlık masasına koyuyor.

Ekin ve nesil, kan emici müfsitler tarafından ifsat ediliyor; GDO'lu gıdalarla bedenlerimiz, zehirli fikirlerle zihinlerimiz kirletiliyor.

Halimize acıyacak kimse kalmadı, çünkü acınacak hale düşmeyi kendimiz seçtik.

Biz nereye mi gidiyoruz?

Cevap basit ve acı: Kendi ellerimizle kazdığımız, içinde ne onur, ne şeref, ne de iman kırıntısı olmayan bir cehenneme doğru son sürat yol alıyoruz.

Ve unutmayın, bu gidişatın sorumlusu sadece "dış mihraklar" ya da "küresel iblisler" değil.

Bu ihanetin baş aktörü, susarak, onaylayarak, görmezden gelerek bu zulüm düzenine ortak olan her birimiziz.

Meşru bir mazeretimiz yoktu, artık konuşacak yüzümüz de kalmadı.” (Gökhan Dihkan paylaşımıdır)

ÇOK AĞIR BİR İTHAM, NEFSİMİZE ÇOK AĞIR GELEN BİR İTHAM AMA NE YAZIK Kİ GERÇEK BU! BU AĞIR KABAHATİMİZİ, SORUMLULUK VE VEBALİMİZİ KABUL ETMELİYİZ VE VAHİM GERÇEĞİMİZLE YÜZLEŞMELİYİZ!

Bundan kaçarak, vurdumduymazlığa vurarak kurtulamayız, kurtulamayacağız!

Devlet ve hükümetlerin yapabileceği, savaşa girmeden bile yapabileceği çok şeyler vardı ama hiçbiri yapılmadı. Hatta kınama dışında, ABD/İzrail, AMEZRAİL yanında yer aldı, direk veya dolaylı her türlü desteği verdiler.

Milletler ve fertler olarak ta çok şeyler yapabileceğimiz halde, göstermelik gaz almaya matuf gösteriler ve cami çıkışlarında ve yardım kuruluşlarına birkaç kuruş vermekle yetindik, vazifemizi yaptık sanarak, vicdanlarımızı rahatlatıp, hiçbir değişiklik yapmadan günlük rutin hayatımıza devam ettik. Festival, şenlik ve eğlencelerden bile vazgeçemedik.

ENSAR-MUHACİR DAYANIŞMASINI GERÇEKLEŞTİREMEDİK.

Sadece Gazze’de değil, bir bütün olarak Filistin, G. Lübnan, Yemen, İran ve öncesinde Afganistan, Irak, Suriye, Libya, D. Türkistan, Arakan, Mısır, Çeçenistan, Bosna ve Afrika mezalim ve soykırımlarında da.

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ