Son yıllarda kilo vermek isteyen hemen herkesin yolu bir noktada L-karnitinle kesişiyor. Spor salonlarında, sosyal medyada, hatta eczane raflarında “yağ yakıcı” etiketiyle karşımıza çıkan bu takviye, özellikle hızlı kilo vermek isteyenlerin umut bağladığı ürünlerden biri. Pekigerçekten anlatıldığı kadar etkili mi, yoksa kulağa hoş gelen bir biyokimya bilgisinin pazarlama versiyonunu mu dinliyoruz?
L-karnitin, vücudumuzda doğal olarak bulunan ve yağ asitlerinin hücre içinde mitokondriye taşınmasında rol oynayan bir bileşiktir. Yani teoride “yağın yakıldığı yere taşınmasına yardımcı olur.” İşte tam da bu biyolojik görev, L-karnitinin zayıflama ürünü olarak pazarlanmasının temelini oluşturur. Ancak burada kritik bir nokta gözden kaçırılır: bir maddenin vücutta bir görevi olması, dışarıdan ekstra alındığında aynı etkiyi artıracağı anlamına gelmez.
Sağlıklı bireylerde L-karnitin eksikliği oldukça nadirdir. Vücut, ihtiyacı olan L-karnitini hem karaciğer ve böbreklerde sentezler hem de kırmızı et, tavuk, balık gibi hayvansal besinlerden yeterli miktarda alır. Yani çoğu birey için ortada giderilmesi gereken bir “eksiklik” yoktur. Eksiklik yokken yapılan takviye ise genellikle beklenen mucizeyi yaratmaz.
Bilimsel çalışmalara baktığımızda tablo daha da netleşir. L-karnitinin kilo kaybı üzerindeki etkisini inceleyen birçok araştırma, sağlıklı ve fazla kilolu bireylerde anlamlı ve kalıcı bir zayıflama etkisi göstermediğini ortaya koymuştur. Bazı çalışmalarda çok küçük kilo değişimleri rapor edilse de bu farklar çoğu zaman klinik olarak anlamlı kabul edilmez. Üstelik bu değişimlerin, beslenme düzeni ve fiziksel aktiviteden bağımsız olmadığı da açıktır.
Bir diğer yanlış inanış ise L-karnitinin “tek başına yağ yaktığı” düşüncesidir. Yağ yakımı, vücutta karmaşık bir enerji dengesiyle gerçekleşir. Kalori açığı yoksa, yani kişi harcadığından fazla enerji alıyorsa, L-karnitin ne kadar alınırsa alınsın yağ kaybı gerçekleşmez. Takviye, kötü beslenme alışkanlıklarının veya hareketsiz yaşamın telafisi değildir.
Ayrıca her “doğal” ya da “zararsız” denilen ürünün masum olmadığını da hatırlamak gerekir. Yüksek doz L-karnitin kullanımının mide bulantısı, ishal, karın ağrısı gibi sindirim sistemi sorunlarına yol açabildiği; uzun vadede ise bağırsak mikrobiyotası üzerinden kalp-damar sağlığıyla ilişkilendirilen bazı riskleri artırabileceği yönünde çalışmalar bulunmaktadır. Yani “ne olacak ki, vitamin gibi” yaklaşımı bilimsel karşılığı olan bir yaklaşım değildir.
Burada asıl sorgulanması gereken şudur: Neden hâlâ L-karnitinden mucize bekliyoruz?
Cevap basit: Hızlı çözümlere inanmayı seviyoruz. Oysa kilo kaybı; sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları, yeterli protein ve lif alımı, düzenli fiziksel aktivite, uyku ve stres yönetimi gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle mümkün olur. Tek bir kapsülün, bu çok yönlü sürecin yerini almasını beklemek gerçekçi değildir.
Bir diyetisyen olarak danışanlarıma her zaman şunu söylüyorum: Zayıflama bir ürün değil, bir süreçtir. L-karnitin de bu sürecin merkezinde yer alan, vazgeçilmez bir anahtar değildir. Enerjinizi ve bütçenizi, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yöntemlere ayırmak; yani gerçek besine, hareket etmeye ve davranış değişikliğine yatırım yapmak çok daha doğru bir yaklaşımdır.
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ