İnsanın olduğu her yerde hata, yanılma ve yanlış vardır. Çünkü insan BEŞERDİR. Nefsi, egoları, kaprisleri, doyumsuz arzuları, bitmek tükenmek bilmeyen istekleri vardır. Zaten İSLAM da bunun için vardır. İnsanı dizginlemek, hizaya sokmak, nefsin esiri olmaktan kurtarmak, en az hata yapmasını sağlamak, yani, cehenneme değil, cennete yaklaştırmak için. İslam; uyarıcı, yol gösterici, her insanın kendi muhalefetini, muhasebesini kendisinin yapmasını sağlayıcı, rehber ve reçetedir.
İnsan; sürekli nefis muhasebesi yapacak, kendi kendine muhalefet edecek, kendi muhalefetini kendi içinde, gurubunda, partisinde, cemaatinde yapacak, kendini- gurubunu-cemaatini MUTLAK ÖLÇÜYE göre TEST edecektir. Günümüzde maalesef bunlardan, bu olgunluktan, bu kabiliyetten, bu kemalden çok çok uzağız. Gerek fertler olarak, gerekse cemaat, parti, dernek, vakıf, gurup ya da her türlü klik olarak, kendi muhalefetimizi, eleştirimizi yapmaktan, oluşturmaktan yoksunuz. İçimizden birileri bunu yapınca, en ağır yafta ile yaftalıyor, dışlıyor, düşman safına itiyor, karşı safta olmakla itham ediyoruz.
Bizim dışımızdakiler muhalefet edince de, kızıyor, küplere biniyor, baştan reddediyoruz. Karşı muhalefet ne söylerse söylesin YANLIŞ diyor, altında bir ‘’hinoğlu hinlik’’ arıyor, geçmiş de ki hataları yüzünden, doğrularını da siliyor, kabul etmiyoruz. Onlar ne söylerse söylesin, ‘’KÖTÜ’’ diyoruz.
Karşımızdaki muhalefeti toptan reddederken, ne derse yanlış deyip, düşman ilan ederken, kendi muhalefetimize, özeleştirimize de imkan tanımıyor, BİZİM Kİ NE YAPARSA DOĞRUDUR, ‘’VARDIR BİR HİKMETİ’’ diyor, kapıları tümüyle kapatıyoruz. Hatta, muhalefet yapınca, en ağır sözleri söylediğimiz icraatları, bizimkiler daha fazla yaptığında bile susuyor, ‘’ne yapsın, mecburdur, vardır bir sebebi veya o yapmaz’’ gibi savunmalarla, aynı eylemleri temize çıkarıyoruz.
Muhalefet, tenkid(eleştiri), şikayet, talep(istek), teklif(öneri) ve benzeri tüm yolları tıkıyoruz. İnsanlara, derdini anlatacak, ‘’ yahu yanlış yapıyorsunuz’’ diyebilecek, bunu derken de düşman ilan edilmeyecek ortam ve platform bırakmıyoruz. Zorla, karşı muhalefet saflarına itiliyor, konuşamıyor, gördüğü yanlışı dillendiremiyor, dışlanmaktan, yanlış anlaşılmaktan çekiniyor, endişe ediyor, başına geleceklerden emin kılmıyoruz.
Günümüz de, tüm partiler de, cemaatler de, aynı kulvar da koşan tüm oluşumlarda, iç muhalefet-özeleştiri yolları tıkanmış, kapatılmıştır. Yüzde yüz yanlışı bile söyleyebilecek ortam bırakılmamıştır. Herkese, sadece, ‘’güzel yaptın, iyi yaptın’’ deme, gösterileni konuşma, ondan yana olma, onu alkışlama yolundan başka yol bırakılmamakta, arka planı konuşma, alternatif ve muhalif söz söyleme, düşünme, farklı argümanlar ileri sürme imkanı sağlanmamaktadır. Sadece gösterileni görme, sürü ile hareket etme, sürünün dışına çıkmama, yapılan her şeye EYVALLAH deme, kafa sallama yolu bırakılmaktadır.
Hal böyle olunca da, iş karşı tarafa ve karşı muhalefete kalmakta, sesini duyurma yolu, sadece öteki basın ve partiye, cemaate, cemiyete bırakılmakta, içimizden bir muhalefete, tenkide, teklife, farklı söyleme imkan verilmemektedir. Karşı parti, basın, cemaat ya da herhangi bir oluşum söyleyince de, toptan reddedilmektedir. Kısmen dikkate alınacaksa da, içerden söylenirse değil, dışarıya bakılmaktadır. Yani karşı basın ya da partiden gelirse dikkate alınmakta, karşıdakinden çekinilmektedir.
Karşıdakinin yanında bulunmak, aynı şeyi söylemek şöyle dursun, benzerini söylemek bile, düşman ilan edilmeye yetmektedir. Hem de baş düşman. Özellikle kendini Müslüman görenler!, Müslüman olarak tanımlayanlar!, ekseriyetle kendi iç muhalefetini oluşturmaktan, özeleştirisini yapmaktan, buna yol vermekten çok uzaktırlar. Tam tersi olmaları gerekirken. Koro halinde aynı şeyi söylemekte, aynı şeyi tekrarlamaktadırlar. Kendilerine gösterilenden başkasına akılları ermemekte, ya da dünyevi kazançları için bunlara göz yummaktadırlar. Kendi dava arkadaşı, kardeşi bile muhalefet ettiğinde, ‘’sen de beyaz Türk, derin devletin adamısın, onlardansın’’diyecek kadar ileriye gidilebilmektedirler.
Dün yapanlara kızdıklarını, şimdi kendileri yapmakta, tam bir çifte standart sergilenmektedirler. Ele geçirdikleri makam, mevki, ticaret ya da sosyal statülerini kaybetmemek için HAK’kı örtmekte, gizlemekte, menfaatlerini, HAK’kın önüne geçirmektedirler. Dünyalıklarının kaybetmemek ve hep kazanmak uğruna.. Bunun sonucu da, her türlü yanlış, hukuksuzluk ve haksızlık alıp başını gitmekte, insanlar patlama noktasına gelmekte veya karşı safa zorla itilmektedir. İnsanlar kendilerini ifade edecek yer aramakta, bir gün gelip patlamaktadır.
Çözüm ise; kendi muhalefetimizi oluşturmada, muhalefet-eleştiri yollarını, müesseselerini sonuna kadar açık tutmakta, ŞURA ve İSTİŞAREYİ sürekli işler kılmaktadır. ‘’BİR KAVME OLAN DÜŞMANLIĞINIZ SİZİ ADALETTEN AYIRMASIN’’ ilahi buyruğuna sarılmaktadır. Hz. Ömer misali, cemaate: ‘’ yoldan çıkarsam ne yaparsınız’’ sorusuna: ‘’seni kılıcımızla düzeltiriz’’ erdemini, kabiliyetini, kemalini yakalamakta, bu müesseseleşmeyi sağlamaktadır.