Fevzi Hoca, Necati Hafız ve Hoşgörü İklimi

Her mahallenin bir camisi vardı eskiden; adı o mahalle ile özdeş. Meselâ Ozanlar mahallesi demek, Ozanlar Camii demekti. O da Ozan sokağın ortalarında sağdaydı. Hatta söz konusu cami nedeniyle sokağa ‘Cami sokağı’ bile dendiği çok olurdu. Benim sokağa geldiğim 1970’lerin ikinci yarısında betonarme cami inşaatına yeni başlanmıştı; arka tarafta sandalye atölyesi vardı, atölyenin ön tarafında (cami inşaatının sağ arka kısmında) ahşaptan sundurmalı bir bölümde namaz kılınıyordu.
Benim mahalleye gelişim Hafız Fevzi Hocanın (Yıldırım) imam, Hafız Necati Hocanın da müezzin olduğu yıllara rastlar. Fevzi Hoca, irice yapılı, müşekkel (ölçülü, vezinli) pehlivan görünümlü, gür saçlı ve sakallı, güzel giyinen elli beş yaşlarında bir büyüğümüzdü. Aslen Trabzonluydu. Üç sokak arkada (İpkoparan girişinde) oturuyordu. Çok ciddi adamdı; hiç güldüğünü, hatta gülümsediğini gören duyan olmamıştı. Disiplin ve denge adamıydı. Çok gür kalın bir sesi, hoş bir kıraatı vardı. Bir yaz kendisinden Kur’an ta’lim etmiştim; o ciddi disiplinli yüzü gülmeyen hafızla hiç ama hiç sorun yaşamadım. Sanırım bu en çok onun hoşgörüsünden kaynaklanıyordu; talebe de gayretliydi biraz, zannımca. Bu güzel diyaloğumuz (ki mahalleden neredeyse kimseyle selamlaşmanın ötesinde diyaloğu yok gibiydi) senelerce devam etti Fevzi Hocamla. Allah gani gani rahmet eylesin. Oğlu ‘Kesik Fahrettin’ iyi arkadaşımdı; kurduğum Ozansporm Genç Takımı’nda benim en iyi ve en devamlı oyuncularımdan biriydi, hâlâ da iyi görüşürüz, kucaklaşırız. Fevzi Hoca, Sakaryaspor’da başarılı bir şekilde teknik direktörlük yapan Şaban Yıldırım’ın da amcasıydı.
Necati Hafız ise aslen Kaynarca Kızılcaali’den benim baba dostumdu. Ortadan hafif kısaca boylu, hafif tıknazca, mümin yüzlü, sağa sola sallana sallana yürüyen temiz bir insandı. İpkoparan başında, Fevzi Hoca ile karşılıklı oturuyorlardı kendi evlerinde. Zannımca üç kızı vardı. Ondan da hep saygı, sevgi ve hoşgörü görmüşümdür. Hâlâ da her karşılaşmamızda kucaklaşırız.

Abdurrahman Üçkardeşler ve Tarihi Ahşap Konak

Ozan sokağın ortalarında sağdaki camiyi geçince, Üçkardeşler’in avlusu vardı. İkisi sokağa bakan, biri içeride üç evden oluşuyordu bu avlu. Camiden sonra, o zamanlar iki katlı tarihi bir ev, adeta konak gibi güzel bir ev vardı. Abdurrahman Üçkardeşler’in eviydi. Abdurrahman Ağbiyi seyrek de olsa camide görürdük, Uzunçarşı’nın Bankalar caddesine (Yeni Sinema’ya) çıkan sokakta havlucu esnafıydı ve Eskireji Sokağında oturuyordu. Eskireji sokağında evli Necmiye adında bir kız kardeşi olduğunu duyardık. Necmiye Ablanın büyük oğlu Mustafa Ağbi (dört kızından ikisi Hasan Atak’ın iki oğlu Mehmet ve Yusuf’la evli) iyi arkadaşım oldu zamanla; ‘Hane’ kuyumcusuydu uzun yıllar Uzunçarşı’da Mustafa Ağbimiz. Hamza Tekin Hocaefendiyle benim uğrak yerlerimizdendi Hane Kuyumcusu.

Toranağa, Bedirhan, Sırık Ayhan, İyilik Meleği Gülten Yenge

Abdurrahman Üçkardeşler’in tarihi ve güzel evinde o zamanlar kiracılar oturuyordu: Üst katta TRT’nin meşhur Japon dizisinden mülhem ‘Toranaga’ denilen Turan Ağbi ve ailesi otuyordu. Turan İrem taksicilikle evini geçindiriyordu, kızlığı Tekeler’in köklü ailelerinden Dombacıoğlu’lardan olan Kadriye Abla ile evliydi. Üç çocukları vardı. TEK’te (sonraları adı TEİAŞ oldu) çalışan ve başarılı bir amatör futbolcu olan Bedirhan Ağbi. Karizmatik bir delikanlıydı Bedirhan Ağbi, severdik hepimiz. İkincisi ise, belediyede çalışan ve iki metreye yakın boyundan dolayı ‘Sırık’ lakabı alan Ayhan. Ki, o da ağbisi gibi iyi bir insandı. Ayhan, mahallenin iyilik meleği, sarışın bir Muhacir kızı olan Gülten Yenge ile evliydi. Her hastanın iğnesini para pul beklemeden vuran, herkesin sağlığı için gece gündüz çırpınan, çok sevilen örnek bir insandı Gülten Yengemiz. En küçükleri ise –o zamanlar bekar olan- eşimin Ticaret Lisesi’ne gidip gelirken yol arkadaşı Leman’dı. Leman Aralıklı Ersin’le evlendi sonra. Ersin de becerikli, iyi kalpli bir eniştemizdi.

Kuşçu Muammer Ağbi ve Bacanağı Fikri!

Abdurrahman Üçkardeşler’in evinin alt katında ise ‘Kuşçu Muammer’ Ağbi oturuyordu. Benim de öğrencisi olduğum Mühendislik Fakültesi’nin ana kapısının tam karşısında ‘Bahçıvan’ denilen yaklaşık yirmi beş-otuz dönümlük bir tarla ile fakültenin arasından bir dere geçerdi: Kurbağalı Dere. Bu dere üzerinde tekerlekli bir ev vardı: Konyalı Yahya Amcanın evi. İşte Muammer Ağbi, Konyalı Yahya amcanın en büyük oğluydu. İbrahim, Çetin adlı başka çocukları da vardı. Hepsi de iyi insanlardı. Muammer Ağbi, Kaynarca Emirler köyünden evliydi. Belediye fırınında çalışan, herkesle uyumlu, sevilen biriydi ağbimiz. Onun Fikri adında bir bacanağı vardı; eşiyle pek geçinemeyen. Baldızı sık sık Muammer Ağbiye, ablasına sığınırdı. Hiç unutmam; 1981 yılı olmalı veya 1982. Ahali akşam namazından dağılıyor; caminin tam karşısındaki Üçkardeşler’in alt katına cama bir taş atıldı. Bacanak Fikri, yine anlaşmazlığa düştüğü ve ablasına sığınan eşini almaya gelmiş, eşine seslenmiş, o da kapıya çıkmayınca, cama taş atarak kapıya çıkmaya zorluyordu aklınca. Gürültü patırtı sırasında anında mahalleli beş-on genç toplandı. Başlarında da Sami Kaydırak. ‘Ne arıyorsun sen burada?’ diye sordu, sarhoş bir vaziyetteki adama bir meydan dayağı attı ki, sanırım Bacanak Fikri – o gün bugün - bir daha Ozan sokaktan geçmemiştir. Mahalle dayanışması, sahiplenmesi o kadar güçlüydü o zamanlar…

Sıtkı Üçkardeşler, Antrelik Necla, Motorsiklet Profesörü Fikri!

Camiden sonraki ikinci ev, Üçkardeşler’den Sıtkı Ağbinin eviydi. Esmerce, kiloluca, dengeli, ağırbaşlı bir ağbimizdi Sıtkı Üçkardeşler. Kızlığı Karaağaçdibi’nden ‘Antrelik Necla’ lakaplı bir ablamızla evliydi. Hafif bir aristokrat tarafı vardı Necla ablanın; ne de olsa Karaağaçdibi’nden Eski Ozanlar Köyüne gelin gelmiş. Abdurrahan Üçkardeşler’in evi gibi Sıtkı Ağbinin de iki katlı ahşap Osmanlı bir evi varmış zamanında. Zamanla yeniden yapılmış. 6-7 basamakla çıkılan klasik bir Adapazarı (ova) evine dönüştürülmüştü. Mahallede daha kimsenin ‘antre’ kavramını bilmediği o zamanlarda Necla Yengemiz, ev inşa edilirken ustalara ‘benim evimde antre olacak’ diye tutturunca, mahalleli de lakabı yapıştırmış: Antrelik Necla! Beş çocukları vardı: Mualla, Fikri, İbrahim, Saadet, Hakan. Beş çocuk da babaları gibi esmerceydi. Mualla, bizim Burhan Kabukçu’yla evliydi; babası gibi ağırbaşlı, oturaklı, yardımsever, iyilik meleği bir yengemizdi. En büyük kardeşi Fikri, adeta motorsiklet profesörüydü. İbrahim, Saadet, Hakan daha çocuktular o yıllarda.

Hüsamettin Üçkardeşler ve Ünlü TRT Spikeri Erdoğan Arıkan

Sıtkı Ağbinin evinin arkasında (Üçkardeşler avlusunun üçüncü evi) Hüsamettin Üçkardeşler oturuyordu. Şeker Fabrikasında çalışan ve 1970’lerin sonlarında vefat etmişti Hüsamettin Ağbi. İki oğlan iki kızdılar Hüsamettin Ağbiler: Hüsamettin, Behiye, Resmiye ve İbrahim. Behiye Abla Çeşmemeydanı’na evlenmişti, eşi Sümerbank’ta yöneticiydi. İbrahim Ağbi halen baba evinde oturmaya devam etmektedir.
Yıllar sonra TRT’nin başarılı, terbiyeli, güleryüzlü spor spikeri Erdoğan Arıkan’ı ziyaret ettiğimde, bir de ne öğreneyim: ‘-Ben Çeşmemeydanı’nda büyüdüm ağbi. Sonra Gölcük’e taşındık! Babam Sümerbank’ta memurdu, annem Ozanlar’dandır, Üçkardeşler’in kızıdır; Hüsamettin ve İbrahim Üçkardeşler, dayım olur!’

Zağcılar

Sonraki iki evde ise ‘Zağcılar’ denilen iki kardeş, Mustafa ve Lütfü Zacı ağbiler oturuyordu. Mustafa Ağbi Almanya’da çalışıyordu; Emine Abla ile evliydi, iki oğlu vardı İrfan ve Rıdvan. Lütfü Ağbi ise çorapçıydı; el arabasıyla çorap satar geçimini öyle sağlardı. Lütfü Ağbi Muradiye Abla ile evliydi. Hacer ve Recep adlı iki çocuğu vardı. Hafif çakırkeyf gezmeyi severdi akşamları Lütfü Ağbi; hatırnaz, saygılı bir komşuydu.
Lütfü Ağbinin evinin altında Orhan Kabukçu’nun bakkalı vardı. Bakkalda daha çok, Metin adında güleryüzlü, terbiyeli, ufak tefek oğlu dururdu.

Sen Ne İyi Ablamızdın Bizim Mecbure Abla!

Dibektaş’tan kuzeye uzanan sokağın adı Dip sokaktı. Dip sokak, Yorgancı Hamdi Kılıçarslan’ın oradan başlar, Laz Bakkal Ahmet amca ile biterdi. Sağdaki son evde ise İbrahim Alkan otururdu. Ozan sokağın Dip sokakla kesiştiği yerden on metre sonra sola bir çıkmaz daha vardı. Dip sokakla Ozan sokağın kesiştiği yerde, bir diğer ifade ile Ozan sokağın karşısında Mecbure Keni oturdu. Ben tanıdığımda eşi vefat etmişti; üç çocuğu vardı: Yücel, Gülay, Cengiz. Mecbure Abla, zayıf, düşünceli, hasta gibi duran ama pırlanta gibi kalbi olan terbiyeli ve cana yakın bir ablamızdı. Mecbure Ablanın kız kardeşi Rahime Abla, Eski garajlarda keresteci Koçak’larda evliydi. Oğlu Yalçın Koçak, ANAP döneminde milletvekilliği yaptı. Mecbure ve Rahime Ablanın babalarının Şeker Fabrikası eski ortaklarından olduğu, eskiden çok varlıklı oldukları söylenirdi. Büyük kızı Yücel eşimin çocukluk arkadaşıydı; annesi gibi o da çok iyi kalpli, şeker gibi bir kızdı. Daha sonraları da şeker hastası oldu. Çok çaylarını içtik Mecbure Ablanın. Tartışmasız tanıyan herkesin ‘Sen ne iyi ablamızdın bizim Mecbure Abla’ dediği insandı o.

Fikret Öğretmen, Hafız Mehmet

Keni’lerden sonra Fikret Türkyılmaz otururdu. Fikret Ağbi ilkokul öğretmeniydi. Uniroyal’de çalışan Neşet adında oğlu, Neşe adında bir kızı vardı. Keriman Abla ile evliydi; Keriman Ablanın arka bahçedeki erik ağacından düşüp felç olması sonucunda-eşinin rızasıyla- Suna Yenge ile evlenmişti. Fikret Ağbinin Suna Yengeden de Ahmet ve Mürvet adında iki çocuğu vardı. Ahmet beni çok sever, her yerde boynuma kulağıma sarılırdı; ben de çok severdim Ahmet’i.
Bir sonraki evde Hafız Mehmet Ağbi oturuyordu. Hafız Mehmet Ağbi, Ulus caddesindeki Ali Kuzulu Camiinin imamıydı. Aslen Düğmeciler köyündendi. Yerden bir iki basamak yüksekten girilen, tek katlı bir evde otururdu Mehmet Hafız. Zekiye Ablayla evliydi; beş kızı vardı: Nesrin, Fatma, Hüsniye, Fahriye, Şule.
Sonraki evde Cambaz Mehmet Ağbi otururdu. Oğlunun adı da Mehmet’ti. Kayınpederimin ağbisi Süpürgeci Faik Amcanın oğlu Şükrü ile bacanaktı küçük Mehmet.

Hacı Ömer, Aziz Bakkal, Şoför Aziz Ağbi

Dip sokak sola çıkmaza doğru girerdi. Dip sokak çıkmazında solda ilk evde Hacı Ömer Amca otururdu. Hacı Ömer Amca da, şu ana kadar saydığım tüm Ozanlarlılar gini Manav, yani yerli Türkmen’di. Eşinin adı Kadriye, eve damat aldığı kızının adıysa Hatice’ydi. Damadı ise İsmail Hakkı Ağbiydi ve damadını Rize’den içgüveysi aldığı söylenirdi.
Hacı Ömer’den sonraki evde Bakkal Aziz otururdu. 50 metre uzaktaki Adil sokakta bakkallık yapan Aziz Okçu Kaynarca’dan 1950’lerden gelip mahalleye yerleşmişti. Hakime Ana ile evliydi. Karı koca sessiz sedasız,
işlerine (bakkallarına) çok düşkün, iktisat yapmayı seven insanlardı. Nitekim yirmi yıl içerisinde üç ev satın almışlar, dördüncüyü de –oturdukları ev- inşa etmişlerdi. İki çocukları vardı; İzmit Körfez’e evli olan Ruhiye Abla, Ozanlar Lisesi’nde Tarih öğretmeni olan Hilmi Okçu. ‘Baba Hilmi’ lakaplı Hilmi Hoca, gerçek bir denge abidesiydi; ağırbaşlı, tek tek konuşan, düşünmeden tek adım atmayan, fanatik bir BJKlı olmasına rağmen öğrencilerinin ‘hangi takımı tutuyorsunuz hocam?’ sorularına, sınıfta bölünmeye neden olurum endişesiyle ‘Türk milli takımı’ diye cevap veren müstesna bir öğretmendi. Hilmi Ağbi, Adapazarı’nı 21 Haziran 1921 tarihinde, 87 günlük Yunan işgalinden kurtaran kahramanlardan Halit Molla-Zekeriya Akın çetesinden, Zekeriya Akın’ın torunu Leman Akın ile evliydi. Biri Matematik öğretmeni Aykut, diğeri İngilizce öğretmeni Melike olmak üzere iki torunu vardı Aziz Okçu’nun. (Bu kadar detayı nereden bildiğime şaşırmayın lütfen; Aziz Okçu ile büyükbabam Hatipağa, amca çocuklarıydılar; Aziz Bakkal benim amcamdı zahir.)

Meğreliler ve Hayır Çetesinin Kahramanı Osman Ağbi

Aziz bakkalın çaprazında Kamyoncu Aziz Ağbi oturuyordu. Aziz Ağbi de, eşi Şerife Abla da aslen Küçük Kaynarca’dandılar. Uyumlu saygılı insanlar olarak hatırlıyorum onları.
Aziz Bakkalın tam karşısında Hasan Amcaların (Meğreliler) evi vardı. Cevriye Ablaya İzmir Rodos’tan gelip içgüveysi girdiği söylenirdi Hasan Amcanın. Fatma Abla, Amerikalı Mustafa (Donatım’dan emekli), Osman Ağbi (Donatım’dan emekli), Şaban Ağbi (Şeker’den emekli), İhsan (Panko’dan emekli) ve Ekrem adında altı çocukları vardı. Hafif hızlıca konuşan genetik bir yapıları vardı hepsinin de. Hepsi de iyi arkadaşlarımdılar. Amerikalı Mustafa Ağbinin yeri başkaydı bende. Osman Ağbi ise değerlendirme dışıydı; Burhan Kabukçu ve Eyüp Alkan ile birlikte benim ‘en has üç ağbim’den ikincisiydi. Yine Ozanlar’dan kamyoncu Edip Ağbinin kızı Hatice Ablamızla evliydi. Herkese yardımı olan /faydası geçen ‘özel adam’lardan biriydi Osman Meğreli; Adapazarı tarihinin gizli/görünmeyen kahramanlarındandı; Terzi Ali Hayır Çetesi’nin başmuavinlerindendi. Şehrin neresinde bir aç açık meczup varsa sarıp sarmalayan yediren içiren, dikip giydiren bir hayır çetesidir Ali Taşçeken Çetesi. Rahmetli Terzi Ali Amca ile birlikte Osman Meğreli, bu şehrin yüz akı adamlarındandır; pek kimse bilmez! Bilmesin de zaten.

Kara Mehmet, Nigar Abla, Çocukları

Sonraki ev Kara Mehmet Amcanın (Çalışır) eviydi; Araman tarafından Nigar Abla ile evliydi. İsmail, Vedat, Sedat, Nihat ve Özkan adlı beş oğlu vardı. Hemen hepsi de işinde gücünde, sakin, uyumlu, saygılı arkadaşlardı. Nihat Ağbi düğünlerde darbuka bile çalardı. Ama birisine parantez açmak lazım: Kara Vedat.
Kara Vedat Ağbi, Donatım Fabrikasında çalışan, Kaynarca Balcılar köyünden Seher Abla ile evli, iki kız babası bir işçiydi. Yenge namazında niyazında, kızları ise Kur’an Kursu öğrencileriydiler; sonraları Kur’an hocası da oldular.

Yürüyen Korku Filmi: Kara Vedat!

Kara Vedat, doğrunu söylemek gerekirse tam bir film kahramanıydı; sanki o zamanlar moda olan ‘Bruce Lee’ filminden çıkıp gelmişti de sokaklarda öyle geziniyordu. 1.65 boylarında, zayıf, çelimsiz, uzunca esmer yüzlü, hemen daime deri pardüseli gezen bir ağbimizdi. Ayık olduğu sürece dünya tatlısı, cömert, sevecen biriydi. Kendi tabiriyle ‘papik (uyuşturucu hap) patladı mı kendimi Atatürk zannediyorum’ diyordu, öyle cesur, öyle güçlü, her dediğini yapabilecek güçte. İçki, hap ve kötü arkadaşın etkisiyle mahalleli için adeta ‘sokakta dolaşan korku filmi’ gibiydi. Komşusu Hacı Ahmet Amcanın, yüzünü görmemek için 2.20 yüksekliğinde duvar ördürdüğü adamdı Kara Vedat!.. Osman Meğreli’nin kendi çocuklarından çok Kara Vedat’ın üzerine titrediğinin; işte, evde, hapiste, tedavide… onun için ne kadar çırpındığının şahitlerinden biriyim ben. 45 günlüğüne her şeye tövbe etmişti bir ara Vedat Ağbimiz; camide yan yana namaz kılanların bile ürktüğü, çekindiği adamdı o! Böyle hızlı bir yaşama çelimsiz vücudu fazla dayanamadı; kırklı yaşlarında kaybettik Vedat Ağbiyi; Allah taksiratını affetsin.

Hacı Ahmet / Tonoş Ahmet…

Kara Vedat’lardan sonra Hacı Ahmet Amcaların evi vardı. Hacı Ahmet, Kaynarca Konak köyünden damat girmişti o haneye. Önceleri ‘Tonoş Ahmet’ olarak bilinirdi, hacca gidince ‘Hacı Ahmet Amca’ adını aldı. İki kızı vardı; büyüğü Zehra Abla. Zehra Abla’nın çoluk çocuğu olmayınca evlatlık olarak Faize adında dört beş yaşlarında bir çocuk alıp büyütüp evlendirmişti. Dört torunuyla mutlu yaşayıp gidiyor Zehra Ablamız şimdilerde.
Haftaya Kulaksız Saim Amcalardan itibaren devam edeceğiz.