Bazı görüntüler vardır; insanın hafızasına kazınır. Bazı görüntüler ise sadece bugünü değil, yüzyıllar öncesini de hatırlatır. Geçtiğimiz günlerde insan kasabı Ratko Mladiç’in cenazesi etrafında yaşananlar, bana bir kez daha şu soruyu sordurdu.
Acaba tarih gerçekten değişiyor mu, yoksa biz değiştiğini mi sanıyoruz?
Bosna’da binlerce Müslümanın ölümünden sorumlu tutulan, Srebrenitsa katliamının başındaki isimlerden biri olan Ratko Mladiç’in ölümü sonrasında Sırbistan’da yaşananlar, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir manzara ortaya koydu. Mladiç, 82 yaşında, Lahey’deki cezaevinde öldü. Ölüm haberinin ardından cenazesinin Sırbistan’a devlet uçağı ile götürülmesi ve bazı çevrelerde gördüğü ilgi, alkışlar, bayraklar ve sloganlar, insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi. Daha da düşündürücü olanı ise futbol tribünlerinde yaşananlardı. Belgrad derbisi olarak bilinen Kızılyıldız-Partizan karşılaşmasında Mladiç için özel koreografi hazırlanması ve bir savaş suçlusunun kahramanlaştırılması, bize sadece bir futbol tribünü görüntüsü sunmuyor.
Bize bir zihniyetin hâlâ nasıl yaşatıldığını gösteriyor. 1389'dan 1990'lara uzanan bir hat. Tarihin sayfalarını biraz geriye çevirelim.
1389 yılında yapılan I. Kosova Savaşı'nın ardından Osmanlı Sultanı I. Murad şehit edildi. Sırp tarih anlatılarında önemli bir yere sahip olan Miloş Obiliç, yüzyıllar boyunca farklı şekillerde anıldı. Onu ananlar Bosna’da Müslüman katliamını yapan Mladiç’i de isimlerini yan yana koyarak kahraman olarak anıyorlar. Haçlı saldırılarını günümüze taşıyan Mladiç gibiler hala Sırplar tarafından sevgi ile karşılanmaktadır.
1990'lı yıllarda Bosna'da Müslüman Boşnaklara yönelik korkunç katliamlar yaşandı. Srebrenitsa'da 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk öldürüldü. Binlerce insan evinden, yurdundan edildi. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar büyük bir zulümle karşı karşıya kaldı. O katliamın baş sorumlularından biri yine Sırpların sevgiyle gömdüğü Mladiç’ti. Bu cenaze töreni bize şunu gösterdi; Nefret, beslenirse yeniden canlanır. Gördüğümüz kadarıyla cenaze töreni tam bir nefret beslemesi töreniydi. Bir savaş suçlusunun nasıl kahramanlaştırılır?
Bugün bizi asıl düşündürmesi gereken nokta, insan kasabı Mladiç’in ölmüş olması değildir. Asıl mesele, ölümünü bahane edip gelecek nesillerine nefreti yansıtan sevgiden uzak bir insan topluluğudur. Bir savaş suçlusu için sokaklara dökülüyorsanız, onun adına slogan atıyorsanız, tribünlerde resmini taşıyorsanız ve onu bir kahraman gibi sunuyorsanız, geçmişte yaşananları gerçekten sahipleniyorsunuz ve elinize geçen ilk fırsatta tekrar edeceksiniz demektir. İşte bizim üzerinde durmamız gereken mesele budur. Çünkü Srebrenitsa'da öldürülen insanların yakınlarının acısı hâlâ devam ediyor. Toplu mezarlarda bulunan kemikler hâlâ toprağın altından çıkarılıyor. Anneler hâlâ çocuklarının mezarını arıyor. Ve biz hâlâ “Bir daha olmaz” demekle yetiniyoruz.
Oysa tarih bize bunun yeterli olmadığını defalarca gösterdi. “Kaçıncı yüzyıldayız?” diyenlere…
Zaman zaman kendi toplumumuzda da tarihî hafızamızı, millî değerlerimizi ve inançlarımızı küçümseyen bir söylemle karşılaşıyoruz. “Kaçıncı yüzyıldayız?” deniliyor. Evet, 21. yüzyıldayız. Ama 21. yüzyılda Gazze'de çocuklar öldürülüyor. 21. Yüzyılda dünyanın gözü önünde insanlar açlığa ve ölüme terk ediliyor. 21. yüzyılda ırkçılık hâlâ var. 21. yüzyılda İslam düşmanlığı hâlâ var.21. Yüzyıldayız ama obiliç ile Mladiç aynı cümlede kahramanlaştırılarak anılıyor. 21.yüzyılda savaş suçluları, katiller bazı çevrelerde kahramanlaştırılabiliyor. Demek ki teknoloji ilerledi diye insanlık aynı ölçüde ilerlemiyor. Haçlı zihniyeti 1000 yıl önce ne düşünüyorsa bugünde aynı düşüncededir.
Biz ne yapmalıyız? İşte tam burada tarihten ibret alma meselesi karşımıza çıkıyor.
Meşhur bir söz vardır, “Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?” Bu söz, bugün bizim için belki de her zamankinden daha anlamlıdır. Biz kin ve düşmanlık üretmek için değil, gaflete düşmemek için tarihi bilmeliyiz. Barış istiyorsak güçlü olmalıyız. Huzur istiyorsak uyanık olmalıyız. Kardeşlik istiyorsak geçmişimizi unutmamalıyız. Çünkü tarihini unutan milletler, başkalarının yazdığı tarihin figüranı olmaya mahkûmdur. Atalarımız boşuna, “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh" dememiş. Hazırlık önce zihinde başlar. Gençlerimizin tarihini bilmesi gerekir. Çocuklarımız Srebrenitsa'nın ne olduğunu bilmeli. Bosna'nın neden kanadığını bilmeli. Dünyada yaşanan zulümlere karşı duyarlı olmalı. Kendi medeniyetinin, tarihinin ve atalarının değerlerini bilmeli. Ama bütün bunları yaparken başka milletlere karşı nefret değil, adalet duygusu taşımalı. Çünkü bizim medeniyetimiz intikam medeniyeti değildir. Bizim meselemiz bir halka düşman olmak değil, zulme karşı durmaktır.
Mladić'in cenazesinde ortaya çıkan görüntüler bize bir kez daha gösterdi ki; Bazı yaralar zamanla kapanır; fakat bazı zihniyetler, üzerine gidilmediği sürece yaşamaya devam eder. Öyleyse bize düşen hafızamızı diri tutmak, aklımızı diri tutmak, imanımızı diri tutmak ve gerektiğinde her türlü tehdide karşı hazırlıklı olmaktır.
Çünkü barışı korumanın yolu, sadece barış istemekten değil, barışı koruyabilecek kadar güçlü ve uyanık olmaktan geçer. Rabbim bizlere zulmetmeyi de zulme sessiz kalmayı da nasip etmesin.
Tarihi unutmayalım. Yeni nesilleri inancımız doğrultusunda yetiştirelim.
Geçmişten İbret alalım, tedbirli olalım ve gaflete düşmeyelim.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ