Bir bahar gecesi İstanbul Mithatpaşa stadyumundaki Beşiktaş Eskişehirspor maçına gitmiştik.Eskişehirin fırtına gibi estiği yıllardı. ”Fethi,Nihat,,Ender-Filelere gönder” ve “Es-Ki-Es” tezahüratı, Amigo Orhan yönetimindeki taraftarlarca mükemmel yapılıyor,diğer kulüpler bu şovları hayranlıkla izliyordu.O gece de Orhan maçtan önce saha içine girip taraftarını yönetti.. Maç başladı,güzel güzel devam ederken birden elektrikler kesildi..Yarım saati aşkın bir süre karanlıkta beklendi.O zamanlar stadlarda jeneratör sistemi yoktu..O geceden hatırımızda kalan en çarpıcı şeylerden biri yaklaşık otuzbin kişinin doldurduğu tribünleri saran karanlıkta 100 metre ilerideki karşı tribünlerde çakan kibrit ve çakmakların oluşturduğu ateşböcekleri görüntüsü olmuştu..O kadar çok ışık çakıyordu, o kadar çok sigara yakılıyordu ki bir saniye dahi boş geçmiyordu..
***
Lâfı bağlıyacağımız yere gidebilmek için biraz fotoğraf makinelerinden sözetmemiz gerekiyor. O senelerde fotoğrafı fotoğrafçılar çekerdi.Halkın kullanacağı amatör işi fotoğraf makineleri yok gibi bir şeydi. Ancak hobi olarak fotoğrafçılığı seçenler, paraya kıyıp bir makine ediniyorlardı. Lisede talebe iken (1963) piyasaya Rus malı Lubitel marka makineler geldi.Fiyat düşüktü.Bu düşük fiyata rağmen sehpası vardı,flâşı vardı,otomatik olarak kurup kendiniz de fotoğrafta yer alabiliyordunuz.O makineler amatörler için iyi oldu.Rulo filmi takıp (galiba) onaltı poz çekiyor,sonra fotoğrafçı dükkânlarına götürüp tab ettiriyorduk.Genellikle bugün verirsek ertesi gün alıyorduk.Siyah beyazdılar..1975 civarı renkli çeken makineler yaygınlaşmaya başladı.Cebe gerecek kadar da küçüldü.. 1983 te bir gezide makinedeki fiim bitip tab ettirmek istediğimizde,bir iki saat içinde tab edip veren makinelerle ilk defa Fransada tanıştık..Sonra o makineler Türkiyeye de geldi.Renkli çekimlerin ilk başladığı zamanlarda Adapazarında tabettiremez İstanbulda Serengil firmasına yollardık,onlar da tab edip geri yollarlardı..O senelerde yurt dışında çok dikkatimizi çeken bir şey her gittiğimiz yerdeki Japon turistlerin bolluğu ve her Japonun boynunda bir fotoğraf makinesi asılı oluşuydı.Bol olmalarının sebebinin Japon hükümetinin aşırı birikmiş Yen’den dolayı yurtdışı seyahatlere uyguladığı teşvikler olduğunu öğrendik.Derken 1979 da araç telefonu olarak başlayan mobil (seyyar) telefon kullanımı 1985 civarında cep telefonu olarak patladı..O telefonlara 2000 yılı civarında kamera da eklediler..
Bunları hatırlamaya ve anlatmaya sebep olan şey, önce Avrupa Futbol Şampiyonası maçları sırasında şimdi de Londra olimpiyatlarında tribünlerde ateşböceği gibi binlercesi hatta on binlercesi yanıp sönen flâşlardır.Elli yıl önce tribünlerde saniyede bir yanıp sönen şeyler sigara yakanların çakmak ve kibritleri iken sigara karşıtı kampanyaların ve herkesin ceptelefonu alıp,fotoğrafa da merak sardırmasının tesiriyle şimdi onların yerini amatörlerin , pekçoğu ceptelefonuyla olmak üzere çektikleri fotoğrafların flâş ışıkları almıştı..

Yüksek Karakter-Alçak Karakter
Yükseklik her zaman iyi değildir.Meselâ deprem bölgesindeki binalar için alçaklık tercih edilir..Tansiyonun,şekerin,nabzın,enflâsyonun yükseği de kötüdür.. Yüksekliğin karşıtı olarak düşük veya alçak tabiri kullanılır..
Yükseklikle alçaklığın çok önemli olduğu bir nokta karakter konusudur.. Yüksekliğe misal olarak Hz. Muhammedin karakteri şöyle anlatılıyor:

* Lüzumsuz yere konusmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı.

* Olur olmaz şeyler için kızmazdı.

* Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

* Kötü söz söylemezdi.

* Affedici idi.

* İntikam almazdı.

* Kendisini üç şeyden alıkoymuştu: kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, boş şeylerle uğraşmazdı.

* Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.

* Hoşlanmadığı birşey hakkinda susardı.

* Hiç kimseyi ne yüzüne karşı ne de arkasından kınar ve ayıplardı.

* Kimsenin kusurunu araştırmazdı.

* Kimseye , hakkinda hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

* Yaninda en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.

* Bir toplulukta bulunduğu zaman birşeye gülerlerse, o da güler, birşeye hayret ederlerse o da onlara uyarak hayret ederdi.Yani kibar bir insandı.

* Gerçege aykırı övgüyü kabul etmezdi.

* Her zaman ağırbaşlıydı

* Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.

* Kelimeleri, parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.

* Yürürken beraberindekilerin az gerisinde yürürdü;.

* Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

* Her zaman vakur ve mütebessim bir haletle dururdu.

* Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.

* Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.

* Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi. Önüne ne konulursa yerdi.

* Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

* Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.

* Sabahları evinden çikarken söyle söylerdi: " doğru yoldan sapmaktan ve saptırmaktan, kanmaktan ve kandırmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızıık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım".

* Siradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşardı.
***
Herkes yüksek karaktere sahibolamaz.Ama hiç değilse alçak karakterli olmaktan sakınılabilir.Nasıl mı ?.Meselâ:
Kurallara uymayanı yakalayan zabıta- asker kaçağını yakalayan inzibat -anarşisti döven,hırpalayan, biber gazı sıkan, veya kendisine silâh çekeni vuran polis - gibi kişileri, yani görevini yapan, devlet düzenini sağlayan insanları kınayanlar, suçluyu elinden almaya çalışanlar,
anarşinin azgın günlerinde can korkusu ile sokağa çıkamaz iken , her yıl 1 Mayıslarda evden çıkmayı bırakın İstanbuldan kaçarken,ordu idareyi ele alsın diye dua eden, ordu idareyi ele alınca bayram yapan, veee
tehlike geçtikten yıllar sonra o zamanlar idareyi alan askerleri kötüleyen- yeren -çekiştirenler
karakterlerini düzeltmeye çalışabilirler..
***

Uludere adındaki bir köyümüzde sınırı kaçak olarak geçmiş bir gurup, havadan tesbit edilince terörist sanılıp bombalandı ve çok yazık oldu ama olay yeri, şehir veya köy meydanı değil, bildiğin sınırboyu.. Adamlar şehir veya köydeki sade vatandaş değil sınırı geçip kaçakçılık yapan kelle koltukta gezen kişiler.. Bunlar bombalandığı zaman ağıt yakanlarla orduyu tenkid edenlere kızsak bile bir şey diyemeyiz. Onlar öbürlerinin taraftarları da olabilirler,o da normaldir. Amaaa bombalanan insanlara ağıt yakıp, orduyu yerden yere vurup, ondan sonra ayni ordu elini tetikten çekip ,kaçakçımıdır teröristmidir derken pusuya düşüp 8 askerini kaybettiği zaman daha iki hafta önce bombalama yaptı diye tenkidettikleri orduyu bu sefer ‘neden bombalama yapmadı’ diye sorumlu tutup şehit edebiyatı yapanlar,yani rengi belli olmayanlar, ikili oynıyan dönekler, işte onlar karakteri alçak olanlardır… Asker ve Polis , vursa kabahat,vurulsa gene kabahat..O zaman onlar da ne yapacaklarını şaşırıyor,eli ayağı tutuluyor..
Uzun lâfın kısası: Eski tabirle “ dandalik gibi dönmemek” gerek..Adama sorarlar, “sen hangi taraftansın hemşerim,dayıdan yanamısın ayıdan yana mı” ?