Fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” mânasına gelen fetn (fütûn) kökünden türemiştir. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de “ateşe atma, ateşle azap etme” anlamında geçmektedir.
“Allahım, fitnelerden sana sığınırım!” diyen birine Hz. Ömer’in, “Rabbinin sana mal ve evlât vermesini istemiyor musun?” dediğini hatırlatır ve onun bu sözüyle, “Mallarınız ve evlâtlarınız sizin için birer fitnedir” meâlindeki âyeti kastettiğini belirtir.
“İnsana bir hayır dokunursa pek memnun olur; bir de fitneye mâruz kalırsa çehresi değişir -dinden yüz çevirir-” mealindeki âyette ise fitnenin hayrın zıddı olarak kullanıldığı görülür.
Allah, insanların iman ve ahlâktaki samimiyetlerini kanıtlamaları için bir imtihan olmak üzere onları hayırla da şerle de deneyip sınar. İnsanlar dünya hayatının geçici güzellikleriyle imtihan edilirler. Mal ve evlât birer imtihan vasıtasıdır. Bol rızık veya genel olarak bir nimet de fitnedir. Buna karşılık insanlar kederle, çeşitli belâlarla da imtihan edilirler. Fitne insanların karşılıklı münasebetleri için de söz konusu olabilir. İnkârcıların müslümanlara karşı olumsuz tavırları müslümanlar için bir fitnedir; zira böylece onların sabırları ve İslâm’a bağlılıkları denemeden geçirilmiş olur.
Öte yandan müslümanların mâruz kalacakları herhangi bir sıkıntı da kâfirlerin bundan yanlış sonuçlar çıkarmasına yol açan bir fitne olabilir. Nitekim müfessirler, “Rabbimiz! Bizi inkâr edenler için bir fitne konusu yapma” meâlindeki âyeti, “Bizi onların eliyle veya başka bir şekilde ezâ ve cefaya uğratma; aksi halde inkârcılar bizim hakkımızda, ‘Eğer bunlar doğru yolda olsalardı böyle sıkıntılara mâruz kalmazlardı’ diyerek yanlış düşüncelere kapılırlar” tarzında açıklamışlardır. Kur’an’a göre insan inkârcılık, münafıklık gibi yanlış inançları veya kötü davranışları sebebiyle kendi kendisinin de fitnesi olabilir. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de şeytanın hile ve tuzağı, şeytandan gelen bâtıl inanç ve kuruntu, Firavun’un Mûsâ’nın dinine girmelerini önlemek için kavmine işkence etmesi, düşmanın müslümanlara saldırarak onları öldürmesi veya esir alması, yahudilerin, Hz. Peygamber’i Allah’a kulluktan uzaklaştırıp kendi isteklerine boyun eğdirmeye kalkışmaları gibi olaylar fitne kelimesiyle ifade edilmiştir. Kalplerinde eğrilik bulunanların Kur’an’daki müteşâbih âyetleri dillerine dolamalarının hedefi fitne çıkarmak, yani inananların zihninde şüphe ve tereddütler meydana getirmektir. Kur’an’da “ashâbü’l-uhdûd” diye anılan müminler de inkârcılar tarafından ateşe atılmak suretiyle işkenceye tâbi tutulmuş ve fitneye mâruz bırakılmıştır.
Medine döneminde nâzil olan bazı âyetlerde, “Fitne öldürmekten daha şiddetli bir suçtur” “Fitne öldürmekten daha büyük bir suçtur”
Hadislerde, “Zaman yaklaşacak (zamanın bereketi kalmayacak), ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler açığa çıkacak ve adam öldürme olayları artacak” denilmektedir.“Yakında fitneler meydana gelecektir. O zaman oturan ayakta durandan, ayaktaki yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlıdır”
İbn Sîrîn’in bir açıklaması şöyledir: “Müslümanlar hadis dinlerken isnad sormuyorlardı. Ancak fitne zuhur edince, ‘Bize râvilerin isimlerini söyleyin’ demeye başladılar. Böylece râvilerin sünnet ehli olduğu anlaşılınca bunların hadisi alınıyor, bid‘at ehli olduğu görülünce de hadisleri terkediliyordu”
Ebû Hanîfe, “Fitneye düşmekten korktuğu için fitnenin bulunmadığı başka bir yere göç eden kimseye Allah yetmiş sıddîkın ecrini verir” meâlinde bir hadis nakleder ve toplumun bütünüyle isyana kalkışması halinde onlardan uzaklaşmayı öğütler.
Fitne insan için bitip tükenmeyen bir imtihandır.
Resulullah (asm.) in sırdaşı olan Huzeyfe b. el-Yeman (ra.) bir gün kendisine ulaşmasından korktuğu şer konusunda Resulullaha şöyle demişti:
“Ey Allah’ın Resulü, mutlaka bizler (İslam'dan önce) cahiliyyede şerler içinde idik. Derken Allah bize hayrı getirdi. Acaba bu hayırdan (menfeatten, güzellikten) sonra kötülükler var mı?" Bunun üzerine Allah Resulü
“Evet!..” buyurdu. O:
“Peki, bu şerden sonra hayırdan bir şey var mı?" Resulullah (yine)
“Evet!..” buyurdu...
(Hadis-i şerifte Resulullah (asm.) yine şerlerden söz etti.) sonunda Huzeyfe (ra.) yine sordu:
“Bu şerlerden sonra da hayır var mı?” Resulullah (asm.)
“Evet” buyurdu. “(Bir kısım) çağırıcılar cehennem kapılarına çağıracaklar, kendilerine icabet eden oraya yönelecektir. Onu oraya atacaklar.”
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ