İnsan sosyal bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren bağ kurmaya, ait olmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyar. Çocukluk döneminde bu ihtiyaç öncelikle aile içinde karşılanırken, okul çağıyla birlikte yeni bir alan devreye girer: akran ilişkileri. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaş çevresi tarafından kabul edilmek, bireyin psikolojik gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Çünkü akran kabulü yalnızca arkadaş edinmek değil; görülmek, değer verilmek ve grubun bir parçası hissedebilmek anlamına gelir.

Psikoloji literatüründe aidiyet ihtiyacı, insanın temel gereksinimlerinden biri olarak kabul edilir. Bir çocuk sınıfta oyunlara davet ediliyorsa, fikirleri dinleniyorsa ve arkadaş grubunda yer bulabiliyorsa kendilik algısı olumlu yönde gelişir. “Ben değerliyim”, “Ben sevilebilir biriyim” düşünceleri güçlenir. Bu durum özgüven, sosyal beceri ve duygusal dayanıklılık üzerinde koruyucu bir etki oluşturur.

Bunun tam tersi durumda ise, yani dışlanan, alay edilen ya da sürekli görmezden gelinen çocuklarda farklı psikolojik sonuçlar ortaya çıkabilir. Araştırmalar, akran reddinin kaygı, içe kapanma, düşük benlik saygısı ve okuldan uzaklaşma riskiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle çocuklukta yaşanan sosyal dışlanma deneyimleri, bireyin ilerleyen yıllarda kuracağı ilişkileri de etkileyebilir. Çünkü kişi zamanla “Nasıl olsa beni istemezler” inancını geliştirebilir.

Ergenlik döneminde akran kabulünün etkisi daha da belirginleşir. Bu yaşlarda birey kimlik arayışı içindedir ve ailesinden çok arkadaş grubunun görüşlerine önem vermeye başlayabilir. Giyim tarzı, konuşma biçimi, ilgi alanları hatta kararlar bile zaman zaman grup normlarına göre şekillenebilir. Burada önemli olan nokta, kabul görme ihtiyacının bireyin kendi benliğini kaybetmesine neden olmamasıdır. Sırf gruba dahil olmak için istemediği davranışlara yönelen gençlerde içsel çatışma artabilir.

Aileler öncelikle çocuklarının sosyal yaşamını merak eden, yargılamadan dinleyen bir tutum sergilemelidir. “Bugün okul nasıldı?” sorusunun yanında “Kiminle oynadın?”, “Seni üzen bir şey oldu mu?” gibi sorular çocuğun duygularını paylaşmasını kolaylaştırır. Çocuğu başka çocuklarla kıyaslamak yerine bireysel güçlü yönlerini desteklemek önemlidir. Sosyal beceriler model alınarak öğrenildiği için ev içinde saygılı iletişim, empati ve problem çözme davranışları sergilenmelidir. Ayrıca çocuğun her anlaşmazlığında hemen müdahale etmek yerine, yaşına uygun şekilde çözüm üretmesine fırsat tanımak da gelişimini destekler.

Öğretmenler sınıf içindeki sosyal dinamikleri dikkatle gözlemlemelidir. Sürekli yalnız kalan, oyunlara alınmayan ya da alay konusu olan öğrenciler erken fark edilmelidir. Grup çalışmalarında kapsayıcı eşleştirmeler yapmak, her öğrencinin güçlü yönünü görünür kılmak ve sınıfta saygı kültürü oluşturmak akran kabulünü artırır. Zorbalık davranışlarına karşı sessiz kalmamak, net sınırlar koymak ve rehberlik servisiyle iş birliği yapmak da oldukça önemlidir. Bazen öğretmenin küçük bir yönlendirmesi, bir öğrencinin sınıfta kendine yer bulmasını sağlayabilir.

Akran kabulü, popüler olmakla karıştırılmamalıdır. Herkes tarafından tanınmak ya da alkışlanmak değil; birkaç güvenli ilişki içinde kendin olabilmektir asıl değerli olan. Sağlıklı psikolojik gelişim için çocukların ihtiyacı kusursuz görünmek değil, oldukları haliyle kabul gördüklerini hissetmektir.

Bir çocuğun hayatında bazen tek bir arkadaş eli, uzun sürecek bir yalnızlık hissini değiştirebilir. Kabul görmek, ruh sağlığını sessizce besleyen güçlü bir psikolojik ihtiyaçtır.

kaynak: yeni sakarya gazetesi