Eski istihbaratçılardan Mahir Kaynak, bir mülakatında [Radikal, 1 Ağustos 2005] El Kaide adında bir terör örgütü olmadığını söylüyor: “El Kaide, bir istihbarat servisinin yaptığı operasyonun kod adıdır”.

Bu, üzerinde düşünmeye değer bir iddia. Son birkaç yıl içinde [İstanbul dâhil] bazı metropolleri kana bulayan ve mâsum insanların ölmesine sebep olan çatışma [terör], Mahir Kaynak’ın iddia ettiği gibi, finansal sermayenin ana mümessilleri yâni Soros, Rochild, Rockefeller ile ABD yönetimi arasında mı cereyan ediyor?

Şayet öyle ise, finansal sermayenin, kapitalist dünya sisteminin en güçlü aktörü olan ABD’den görece bağımsız olarak örgütlendiğini ve ulusal devlet yapısını aşan bir güce sahip olduğunu kabul etmiş olmaz mıyız? Suali şöyle de sorabiliriz: Küreselleşen kapitalizm ve tezahür etme biçimi olarak finansal sermaye, esasen üzerinde filizlendiği ve çok şeyini borçlu olduğu ulus devlet yapısını, artık aşılması hatta tasfiye edilmesi gereken ciddi bir engel gibi mi görmektedir?

***

Küreselleşme olarak isimlendirilen dönüşüm, ulusal devletin tarihsel olarak elinde bulundurduğu bir hakkı yitirmekte olduğunun kanıtlarını sunuyor aslında. Yitirilen, “ulusal devletin iktisadi faaliyetleri ve dolayısıyla siyasal ve toplumsal alanı yönetme hakkıdır”. Hirst ve Thompson’dan [Küreselleşme Sorgulanıyor, Dost Yayınları] istifade ederek şunu söyleyebiliriz: Küreselleşme eğilimleri ile birlikte, ulusal devlet yapısının belli bir toprak parçası üzerinde kendi otoritesini kullanarak iktisadi, siyasi ve toplumsal sonuçlar yaratmaya muktedir yâni “yöneten bir güç” olma özelliği gittikçe zayıflıyor.

Ulus devlete iktisadi faaliyetleri ve dolayısıyla siyasal ve toplumsal alanı yönetme hakkını veren unsurlar, “askeri gücün denetimi başta olmak üzere, doğal kaynakların ve sömürgelerin denetimi, toprağın denetimi ve siyasal bağımsızlıktır”. Kenichi Ohmae [Ulus Devletin Sonu: Bölgesel Ekonomilerin Yükselişi, Türk Henkel Yayınları], 1970’lerin ikinci yarısından itibaren bu unsurların etkinliğinin zayıfladığını, bir başka ifade ile ulusal devletin yönetme hakkının dayandığı zeminin çürümeye başladığını söylüyor.

Aktaralım. Bir: Genellikle iktidar koltuğunu tahkim etmenin bir aracı olarak kullanılan askeri gücü ayakta tutmanın topluma yüklediği maliyet her geçen gün ağırlaşmaktadır. İki: Bilgi toplumu doğal kaynakların önemini azaltmaktadır. Sömürgeler ise hammadde deposu olmaktan çok ulusal devletin hazinesini boşaltan birer kara delik haline gelmiştir. Üç: Ulusal devlet egemenliği, biçimsel [coğrafi] bölünmelere ihtiyaç duyulmaksızın diğer bölgelere taşınabildiği için, toprak önemsizleşmiştir. Dört: Ulusal sınırları pek dikkate almayan küresel bir ekonominin hâkim olmaya başlaması, ulusal devletin siyasi bağımsızlığını da anlamlı olmaktan çıkarmıştır.

***

Şimdi Mahir Kaynak’ın spekülatif analizine geri dönelim:

“Küresel sermayenin bir “ılımlı İslam” politikası var. İslam’ın kapitalizmle uzlaşmazlıklarının kaldırılması ve piyasa ekonomisine sokulması politikası bu. Küresel sermaye, “İslam dünyasını Batı sisteminin ve pazarının içine sokarız ve böylece sorun biter” diyor. El Kaide ise küresel sermayenin ılımlı İslam’ından tamamen farklı bir hedefi devreye sokuyor. “Müslümanlar dünyadaki düşman [öteki] olsun” diyor. Nitekim El Kaide’nin eylemleri sonucunda dünyada öyle bir İslam karşıtı cephe oluşuyor ki, ılımlı ya da radikal ayrımı yapılmadan bütün İslam “terörist” kabul ediliyor. Böyle bir sonucu İslami bir odağın yaratmasının mantığı yok. Bunu batılı bir odak yapıyor. Küresel sermayenin “ılımlı İslam” modelini (...) tasfiye etmek için yapıyor bunu...”

Bu analiz, son birkaç yıl içinde yaşadıklarımızı, sermayenin fraksiyonları arasında cereyan etmekte olan bir mücadeleye indirgiyor olması itibariyle son derece ilginç. Anladığım kadarıyla, bir tarafta ulusal devletler paravanı arkasında mevzilenmiş olan reel sermaye var, diğer tarafta ise velinimetine [devletine] başkaldırmış ve mutlaka cezalandırılması gereken finansal sermaye yer alıyor.

Ulusal devletin finansal sermayenin manevraları karşısında güç yitirdiğini ve savrulmakta olduğunu vurgulayan Ohmaeci yaklaşım, işi buraya kadar uzatır mı? Merak ediyorum.

Dahası, şu sorunun da cevabı verilmeli: ABD merkezli ulusal devletler sisteminin, başkaldırı halindeki finansal sermayeyi cezalandırmak için, terörün yani El Kaide’nin dışında bir araç üretme imkânı yok mudur?

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ