İnsan hayatında istikamet çok önemlidir. İstikameti olmayan bir toplum ise zamanla kendi içerisinde çelişkiye düşer, neyi savunduğunu neyi hedeflediğini bilemez hale gelir. Bugün Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri de tam olarak budur. Bir taraftan “Aile yapımız güçlensin”, “Genç nüfusumuz artsın”, “En az üç çocuk” söylemleri dile getirilirken, diğer taraftan hayatın bütün düzeni tam tersine doğru ilerlemektedir. İşte bu tutarsızlık, geleceğimiz adına en büyük tehlikelerden biridir.
Son yıllarda Türkiye’nin nüfus yapısı ciddi anlamda değişmeye başladı. Eskiden genç nüfusuyla övünen Türkiye, artık hızla yaşlanan ülkeler sınıfına doğru ilerliyor. Avrupa ülkelerinde yıllardır görülen yaşlı nüfus problemi bugün bizim de kapımızı çalmış durumda. Doğum oranları her geçen yıl düşüyor, genç nüfus azalıyor ve toplumun yaş ortalaması yükseliyor.
Bu durum sadece ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda kültürel, sosyal ve hatta milli bir meseledir. Çünkü genç nüfusunu kaybeden toplumlar zamanla üretim gücünü, dinamizmini, hatta kültürel devamlılığını da kaybetmeye başlar.
Bugün hükümetin “Aile Yılı” ilan etmesi, üç çocuk çağrıları yapması elbette önemlidir. Bunlar toplumun dikkatini meseleye çekmek açısından kıymetlidir. Ancak burada temel bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan annelik teşvik edilirken diğer taraftan kadınların ağır çalışma hayatına yönlendirilmesi nasıl bir sonuç doğuracaktır?
Bugün bir yetkili çıkıp “Kadın tır şoförü neden olmasın?”, “Otobüslerde daha fazla kadın şoför görmek istiyoruz” dediğinde insan ister istemez düşünüyor. Peki aileyi kim ayakta tutacak? Çocukları kim büyütecek? Bir annenin hem ağır çalışma şartlarında mücadele edip hem de güçlü bir aile düzeni kurması gerçekten kolay mı? Meşhur bir laf vardır “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”. Yetkililer her söylediklerinin insanlarda nasıl karşılık bulduğunu düşünerek konuşmalı. Söylemlerine uygun hareket ederken bir vatandaştan daha da dikkatli olmalıdır.
Elbette kadınlarımız hayatın içerisinde olacaktır, üretime katkı sağlayacaktır. Buna kimsenin itirazı yoktur. Kim bir kadının öğretmen, doktor vs karşı çıkabilir. Ancak annelik gibi kutsal ve ağır bir sorumluluk bazı söylemlerle değersizleştirilmeye başlamıştır. Çünkü mesele sadece bir kadının çalışması değildir; mesele, aile kurumunun giderek zayıflamasıdır. Kadın anne olarak evde de çalışma hayatının bir parçasıdır. Bunu kabul etmemiz lazım
Eskiden geniş aile kültürü vardı. Anneanne, babaanne, hala, teyze, amca aynı hayatın içindeydi. Çocuk sadece anne babanın değil, bütün ailenin ortak değeri olarak büyürdü. Şimdi ise tek çocuklu, yalnızlaştırılmış, apartman dairelerine sıkışmış bir hayat ortaya çıktı. Modernleşme adına kurulan bu düzen, aslında insanı kalabalıklar içerisinde yalnız bıraktı.
Bugün birçok genç evlenmekten korkuyor. Çünkü ekonomik şartlar ağır. Ev kiraları yüksek, düğün dernek işleri ciddi yük, gelecek endişesi büyük. Böyle bir ortamda gençlere sadece “Çocuk yapın” demek ne kadar doğrudur. Devletin çok daha güçlü teşvikler sunması gerekir.
Mesela yeni evlenen gençlere verilen destekler artırılabilir. Çocuk sahibi olan ailelere uzun vadeli ekonomik katkılar sağlanabilir. Ev hanımlığını küçümseyen değil, değer veren politikalar geliştirilebilir. Çünkü annelik sadece bireysel bir tercih değil, toplumun geleceğini inşa eden en önemli görevlerden biridir. (Yazıyı tamamladıktan sonra bir belediye başkanının 10 çocuk yapana araba hediye kampanyasını dinledim. Belki abartı ama böyle teşvikler olmalı)
Bugün Kazakistan ve Kırgızistan gibi bazı ülkelerde belli sayıda çocuk büyüten annelere emeklilik hakkı tanınması dikkat çekici bir uygulamadır. Çocuk yetiştirmenin de bir emek olduğu kabul edilmektedir. Açıkçası bu fikir üzerinde Türkiye’nin de ciddi şekilde düşünmesi gerekir.
Çünkü nüfus meselesi sadece sayı meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda bir medeniyet meselesidir.
Devam edecek…
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ