Mübarek Ramazan ayı, insanın yalnızca açlık ve susuzlukla imtihan olduğu bir zaman değildir. Aynı zamanda kalplerin tartıldığı, vicdanların kendisiyle yüzleştiği bir muhasebe mevsimidir. Ramazan geldiğinde insan sadece ne kadar sabrettiğini değil, aynı zamanda ne kadar paylaşabildiğini de görür. Çünkü bu ay, insanın kendini ölçtüğü bir aynadır.
Son yıllarda özellikle pandemi sonrasında toplumda sıkça dile getirilen bazı cümleler var. Kahvehanelerde, dükkân önlerinde, esnaf sohbetlerinde aynı sözleri işitiyoruz,
“İşler kötü…” “Piyasa durgun…” “Kimse kimseye yardım etmiyor artık…” geçmiş yıllara bakınca haksızda değiller.
Pandemi gerçekten dünyayı sarstı. Pek çok insanın işi aksadı, ticaretin dengesi bozuldu, hayatın alıştığımız ritmi değişti. Bunun etkileri hâlâ hissediliyor. Bugün birçok esnafımızın işlerin durgunluğundan şikâyet etmesi anlaşılabilir bir durumdur. Hayat pahalılaştı, kazanç zorlaştı. Bu da insanların diline ister istemez serzeniş olarak yansıyor.
Fakat ben, bu cümlelerin yanına eklenen bir başka yargıya katılmıyorum:
“Toplumda yardımlaşma kalmadı.”
Çünkü Ramazan geldiğinde bambaşka bir manzaraya şahit oluyoruz.
Mahallelerimizde, sokaklarımızda, çarşılarda görünmeyen ama hissedilen büyük bir iyilik hareketi başlıyor. Birçok yardım kuruluşu, dernek ve gönüllü ekip adeta seferber oluyor. Kapılar çalınıyor, market çekleri hediye ediliyor, erzak kolileri taşınıyor, iftar sofraları kuruluyor, zekâtlar sadakalar dağıtılırken yetim çocukların başı okşanıyor.Üstelik sadece yurt içinde değil tüm mazlum coğrafyaya yardım eli uzatılıyor.
Bu iyiliğin en sessiz kahramanlarından biri de çoğu zaman esnaf oluyor.
Sabah dükkânını açan esnaf, akşam kepengi indirirken sadece günün kazancını hesaplamıyor. Ramazan ayındayız “Bugün kimin ihtiyacına dokunabildim?” diye de düşünüyor. Kimi zaman veresiye defterinde bir borcun üstü çiziliyor. Kimi zaman kapıdan içeri giren mahcup bir müşterinin poşeti fark ettirmeden dolduruluyor. Bazen de iftar saatine yakın bir fırından çıkan sıcak pideler sessizce bir ihtiyaç sahibinin evine gönderiliyor.
Belki kimse görmüyor. Belki kimse duymuyor. Ama bu şehirlerin vicdanını ayakta tutan şey işte bu küçük ama büyük davranışlar.
Ramazan ayı sanki insanımızın kalbinde ayrı bir kapıyı aralıyor. Çarşıdaki dükkânlar yalnızca alışveriş yapılan yerler olmaktan çıkıyor; adeta birer dayanışma merkezine dönüşüyor.
Hatta zaman zaman öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki insan duygulanmadan edemiyor. Aynı aileye iki farklı derneğin, hatta bazen üç farklı hayır kuruluşunun yardım ulaştırdığı oluyor. Bazen de mahalledeki esnaf kendi aralarında organize oluyor; biri erzağı getiriyor, biri iftarlığı hazırlıyor, biri de sessizce ihtiyaç sahibinin kapısını çalıyor.
Buna şahit olunca insan ister istemez şunu düşünüyor:
Demek ki bu toplumun mayası hâlâ sağlam.
Evet, işler zor olabilir. Ekonomi dalgalanabilir. Esnafın kazancı bazen azalabilir. Ama bütün bunlara rağmen paylaşma duygusu kaybolmamış. Tam tersine, Ramazan geldiğinde bu duygu yeniden filizleniyor.
Çünkü bu toprakların insanı açın halini bilir. Bir lokmanın kıymetini bilir. Kapıyı çalıp “Bir ihtiyacınız var mı?” demenin ne kadar değerli olduğunu bilir.
Belki birbirimizi tanımıyoruz. Belki aynı mahallede yaşasak bile hayatlarımız farklı akıyor. Ama Ramazan geldiğinde görüyoruz ki kalplerimiz aynı yerde buluşuyor.
İşte bu yüzden ben “yardımlaşma kalmadı” sözünün bu toplum için doğru olmadığını düşünüyorum. Aksine, yardımlaşma bu toplumun damarlarında dolaşan bir kan gibi. Bazen görünmez oluyor ama Ramazan gelince yeniden canlanıyor.
Çarşıdaki esnafın sessiz yarışına baktığımda bunu daha net görüyorum. Kim daha fazla yardım edebilir, kim daha fazla gönle dokunabilir diye görünmeyen bir yarış yaşanıyor adeta. Bu yarışın kazananı ise aslında hepimiz oluyoruz.
Çünkü yardımlaşma sadece birinin karnını doyurmak değildir. Aynı zamanda bir toplumun vicdanını diri tutmaktır.
İşte bu yüzden Ramazan bize sadece sabrı öğretmez; aynı zamanda merhameti, paylaşmayı ve kardeşliği de yeniden hatırlatıyor.
Bu vesileyle, bu mübarek ay boyunca bir gönle dokunan, bir sofraya katkı sunan, bir çocuğun yüzünü güldüren herkese gönülden teşekkür etmek gerekir.
Ve özellikle de çarşının görünmeyen kahramanlarına…Sessizce iyilik yapan esnafa…
Şimdiden bu dayanışma halkasına katkı sağlayan veren ellere, alan gönüllere ve bu iyilik köprüsünü kuran herkese hayırlı, bereketli ve huzurlu bayramlar diliyorum.
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ