Çanakkale Savaşı'nın 100.yılını idrak ederken iki şey yapıyor,harbin iki yönü üzerinde duruyoruz.

          Birincisi; düşmanların ittifakı, gücü, işgali,barbarlığı ve vahşeti.

          İkincisi; savaşta gösterdiğimiz kahramanlıklar,kardeşlik, iman ve azim.

          Elbette bu tesbitler yapılmalı, bunlar üzerinde durulmalı. O gün için, düşmanın ve bizim durumumuz ortaya konulmalı.Törenler yapılmalı ve Çanakkale hep anılmalı.

          Ancak, çok daha mühim olanı, bu savaştan hangi dersleri çıkarabildiğimiz, çıkaracağımız ve harpten bu güne taşıyacaklarımızdır!

          Bu savaşta düşmanların ne yaptıkları, nasıl bir güç oldukları, bir “Haçlı ittifakı” ile Osmanlı’ya nasıl saldırdıkları, harbin dehşeti, kahraman Türk milleti ve ordusunun ne büyük mücadeleler yaptığı ve canlarını, vatanı uğruna gözünü kırpmadan nasıl verdikleri; Mehmet Akif’in ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ve İSTİKLAL MARŞI şiiriyle, en güzel şekilde izah edilmiş, ortaya koyulmuştur. Çanakkale’yi, bu büyük destanı,Akif’den daha güzel, hiçbir kimse anlatamazdı. Bu destanın ebedileştiği,”ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE” adlı efsane şiirinde ki;

         “Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı dünya da eşi?”

          “Bir Hilal uğruna Ya RAB, ne güneşler batıyor.”

          “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtmede yer.”

          “Kafa, göz,gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ,ayak/ Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.”

          “Asim’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek.”

          “Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”

          “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber/ Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber”bu dizeler her şeyi anlatıyor, en mükemmel şekilde ortaya koyuyor.

          Yine Akif’in, İstiklal Marşı’ndaki; “Medeniyet!” dediğin, tek dişi kalmış canavar?” ile Necmettin Halil Onan’ın; "Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir." dizeleri,

          Atatürk’ün; “Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 m, yani ölüm muhakkak. 1.Siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. 2 Siperdekiler, yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyormusunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’an’ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şehadet getiriyor ve Ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak Cehennem gibi kaynıyor. 20 Düşmana karşı, her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu TÜRK ASKERİNDEKİ RUH KUVVETİNİ gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİ KAZANDIRAN BU YÜKSEK RUHTUR.” ifadeleri, savaşın mahiyetini ve ruhunu en güzel şekilde açıklamaktadır.

          Bütün bunlar tamam ve her 18 Mart’ta da, Çanakkale destanı anılmalı, törenler ve etkinlikler yapılmalı.Yapılıyorda. Diyanet teşkilatımızın bu yıl, tüm iller de camilerimizde yaptığı pıroğramlar da çok güzel.Olmalı, yapılmalı ve yapılmaya devam edilmeli.

          Ama, bilmemiz ve anlamamız, ders almamız gereken bir husus var ki; bu zafer,  birinci olarak,“İMAN ve AZMİN” ve o gün sahip olduğumuz “DEĞERLERİN” zaferidir.. İkinci olarak, Çanakkale, Ümmetin, ÜMMET BİLİNCİNİN, bir ve beraber ve omuz omuza düşmana göğüs gerdiği, şehit olduğu yerdir. Yani burada kardeşlik, birlik ve beraberlik, tek millet, tek ÜMMET olma bilinci, imanın ve azmin tatbikatı vardır.

          Bilmemiz ve ders almamız gereken çok mühim bir hususta, Çanakkale savaşlarının bitmediği ve bütün hızıyla ümmetin topraklarında devam ettiğidir. Kıbrıs’ta, Karabağ’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da, Filistin’de, İran’da, Lübnan’da, Sudan, Mali, Somali, Yemen,Tunus, Cezayir, Nijerya ve tüm Afrika, da, Balkanlar ve Kafkaslar da,Ukrayna’da, D.Türkistan’da, Türkiye’de yaşananlar, Çanakkale savaşları ve onların devamıdır.

          Ve biz hala bu savaşları sürdürenlerin, Çanakkale de bizi öldürenlerin,hala da öldürmeye devam edenlerin, “Tek dişi kalmış canavarların” safında, paktında, ittifakında, birliğinde ve bilumum oluşumlarındayız! Onları bugün,ümmet toprağına biz çağırmaktayız!

          Ve yine biz, bu iman ve azmin, değerlerin ve ümmetin, birlik ve beraberliğin, kardeşliğin NERESİNDEYİZ?  O günkü iman, azim, o “yüksek ruh”,kardeşlik, ümmet bilinci bu gün varmıdır? Eğitimimiz,ordumuz, yasalarımız, sosyal ve kültürel politikalarımız, dahili ve harici siyasetimiz bunları içeriyor mu?Biz ve ümmet iktisadi, askeri, siyasi, kültürel ve ictimai alanda BAĞIMSIZMIYIZ? Bunlar yoksa, diğer çabaların netice vermeyeceğini, kuru övünme, havanda su dövme olarak kalacağını bilmemiz gerekmektedir.