Haberi manşetten vermiş Radikal (19 Temmuz 2005): Bir Efsanenin Sonu. Manşettin üstünde ise şu ibare yer alıyor: “Memleketi Böler” Denen Kürtçe Kursu Kapandı.
Mâlum, bir önceki hükümet [DSP-MHP-ANAP Koalisyonu], ülkenin siyasi ve kültürel yapısının Avrupa Birliği’ne (AB) uyumlu hale getirilmesi amacına yönelik olarak bir yönetmelik çıkarmıştı. [Not: Yönetmeliğin kerhen çıkarıldığını söylemek daha doğru olur. Çünkü uygulamada ciddi sorunlar yaşanmıştı.] “Türkiye’de Türkçe Dışında Konuşulan Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesine İlişkin” olan bu yönetmelik, bir başka dilin örneğin Kürtçenin ya da Lazcanın öğretileceği kursların açılmasına izin vermektedir.
Kapanan Kürtçe kursu, bu yönetmeliğin getirdiği meşru zemine dayanılarak emekli öğretmen Aydın Üneşi’nin girişimleri sonucu Batman’da açıl-mış. Radikal’in haberinden öğrendiğimize göre müracaat 17 Nisan 2003 tarihinde yapılmış lakin kursun faaliyete geçmesi, yaklaşık bir sene sonra 14 Mart 2004 tarihinde mümkün olmuş. O bir sene boyunca bürokrasi, fiziki “engeller” [yangın merdiveninin olmaması, 90 santimetre olması gereken kapı genişliğinin 85 santimetre olması gibi] koyarak direnmiş.
Kursun kapatılma sebebi, yeterli düzeyde talebin olmayışı. Yaklaşık 500 öğrenciye hizmet verecek biçimde dizayn edilmiş olmasına rağmen kapanmadan önce sadece 61 öğrenci kursa devam ediyormuş. Anladığımız kadarıyla, Özel Batman Kürtçe Kursu ortalama değişir maliyetlerini bile karşılayamayan bir ticari işletme durumuna düşmüş. Daha açık söyleyelim: Bu ülkede, en azından Batman’da Kürtçe öğretme temelinde bir iktisadi faaliyet yürütmek rantabl [kârlı] değil.
***
Derdim Kürtçe kursu açmanın iktisadi getirisini tartışmak değil... Meseleyi politik-ideolojik bağlamı içine oturtarak değerlendirmek istiyorum. Üç dört sene öncesini hatırlayın. Ülke son derece kısır bir münazara’nın içine hapsedilmişti. Papatya falına bakar gibi “Kürtçe eğitim ülkeyi böler mi bölmez mi” ikilemi üzerinden konuşuyorduk. Durduk yerde paranoya üretiyorduk yani. Kürtçe öğretiminin serbest bırakılmasının, türkülerin ana dilden söylenmesine izin verilmesinin ülkeyi bölücü [parçalayıcı] sonuçlar doğuracağından “endişe” edenlerin sesi daha gürdü. Ve izin verildi. Korkulan olmadı, ülke bölünmedi.
Bu ülke daha önce de bölünmemişti [çökmemişti]. Yıllar önce [“soğuk savaş” dönemi boyunca] büyüklerimiz, komünizm propagandasına izin verilir ise, ülkenin [rejimin] çökeceğini söylerdi. Komünizm tehdidi üzerine inşa edilmiş bir paranoya sürekli yeniden üretilerek önümüze konurdu. Bu tehdit karşısında müteyakkız olmamız ve “teşkilatlanmamız” istenirdi.
Sonra dünya değişti ve komünizm insanlığı “tehdit” eden bir unsur olmaktan çıktı [çıkarıldı]. Daha doğrusu, dünyanın egemenlerinin tehdit algılamasında muazzam bir zemin kayması yaşandı. Bu defa “soğuk savaş” dönemi boyunca “komünizm tehdidine” karşı “teşkilatlandırılmış” olanların düşmanlaştırıldığı [ötekileştirildiği] “yeni bir dünya” kuruldu.
Tehdit algısındaki bu değişimin bize yansıması, adı komünist olan partilerin meşru zeminde siyaset yapmalarını, seçimlere katılmalarını engelleyen yasakların kaldırılması biçiminde oldu. Bu bir. İkincisi, çerçevesi “yeni dünya düzeni” tarafından çizilen manevra alanı içinde ve dönemin temel siyasi eğilimlerine uygun olarak yeni paranoyalar oluşturduk. Ve o paranoyaları her gün yeniden üreterek yaşıyoruz ve yaşatıyoruz.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ