“Marx, sosyal devrimi, sivil toplumun siyasal toplumu kuşatması, aşağıdan dipten kabaran bir hareketle onu içine alarak eritmesi ve yok etmesi biçiminde görüyor. Bu doğal bir olgudur. Lenin, devrimi devletin bir çeşit askeri hareketle ele geçirilmesi ve sivil toplumun değiştirilmesi için bir levye gibi kullanılması olarak anlıyor. Bu, ister istemez devletin kutsallaştırılmasına yol açacak bir yaklaşımdır ve öyle de olmuştur. Lenin hareketi başlattı, Stalin tamamladı (...) devlet, yâni siyasal güç Stalin’in kişiliğinde kutsallaştırılmıştır. Tabii bu kutsallaştırılan kişinin bir de kutsal kitabı olması gerekirdi. Çarkın işleyişi, dayanılan ilkeler bunu zorunlu kılıyordu. Marksizm-Leninizm icat edildi.”
Bu sözler, her zaman en önde koşmayı becermiş olan Mehmet Ali Aybar tarafından 1980’li yılların başında henüz reel sosyalizm çökmeden söylenmiş [Marksizm ve Sosyalizm Üzerine Düşünceler, İletişim Yayınları, 2002]. Bunun adını, Türkiye Solu’nun [bana göre] en özgün adamının “Marksizm’in dogmatik ve indirgemeci yorumuna” karşı yaptığı kuramsal bir değerlendirme olarak koyabiliriz. Dahası, bu sözlerde ifadesini bulan düşüncelerin, Mehmet Ali Aybar’ın zihninde 1960’ların sonlarına doğru mayalandığı [oluştuğu] biliniyor.
Zaten önemli olan da işin bu tarafı. Neden mi? Biliyorsunuzdur, ülkemizde halen hararetli bir biçimde sürdürülmekte olan Marksizm tartışmaları, Avrupa’da 1960’lı yıllarda sonuçlandırılmış. Demem şu ki, diğer birçok meselede olduğu gibi, düşüncelerde meydana gelen değişimleri zamanında algılamayı ve o değişimlerden kendi tarihsel-toplumsal şartlarımıza uygun bir paradigma oluşturmayı beceremiyoruz. Becerenlerimiz hiç yok değil. Bazıları yeni yeni fark ediyor olsa bile, “mühim bir istisna” olarak Mehmet Ali Aybar, bu işi becerenlerimizden biri. Bakın, Mehmet Ali Aybar üzerine tez çalışması yapmış olan Zafer Doğan ne diyor: “Aybar’ın Marksizm anlayışı kendi yaşadığı dönemin ilerisindedir” [Türkiyeli Bir Sosyalist: Mehmet Ali Aybar, Belge 2005].
***
Mehmet Ali Aybar 1908 yılında İstanbul’da doğmuş. Galatasaray Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş. 1936 yılında, mezun olduğu fakültenin Anayasa Hukuku Kürsüsü’ne asistan olarak girmiş ve altı yıl sonra doçent olmuş.
1960’lı yıllarda hukukçu kimliği ile dünyanın saygı duyduğu isimlerden biridir Aybar. ABD’nin Vietnam’da işlediği savaş suçlarını ve yaptığı insan hakları ihlallerini incelemek üzere 1967’de kurulan Russel Mahkemesi’nin başkanlığına getirilir. Mâlum, Russel Mahkemesi ABD’yi suçlu bularak mahkûm etmiştir.
***
Türkiye Solu’nun “mühim bir istisnası” olan Aybar’ın bir diğer özelliği, 1968’de Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgal etmesini, kesin bir tavır koyarak kınamış olmasıdır. Bilindiği gibi, o yıllarda Çekoslovakyalı Dubçek “güler yüzlü, demokratik sosyalizm” sloganı üzerinden Sovyet tarzı totaliter sosyalizm anlayışını eleştirmektedir ve daha özgürlükçü bir sosyalizm anlayışı geliştirmektedir. Bunun ötesinde Dubçek, sosyalizmin, ülkenin özgün tarihsel-toplumsal koşulları dikkate alınarak inşa edilmesini savunmaktadır [Çekoslovakya’ya özgü sosyalizm]. Dubçek, bir süre sonra partinin [ülkenin] başına geçer ve planladığı reformları başlatır [“Prag Baharı”]. Gelgelelim, Sovyet tankları 1968 Ağustos’unda Çekoslovakya’ya girerek bu süreci durdurur.
Önemli bir not: Aybar’ın “Tanzimat kafalı” olarak nitelediği Türkiyeli Marksistler, bu durum karşısında, bırakın suskun kalmayı, işgali meşrulaştırmaya dönük bir çaba içine girerler.
***
Yaşar Kemal anlatıyor:
“Gorbaçev zamanında iki kez gittim Sovyetler Birliği’ne... Birincisi Yazarlar Birliği konferansına, ikincisi Isıkgöl toplantısına. Isıkgöl’den sonra Gorbaçev bizi çağırdı. Kremlin’de onunla üç saat konuştuk (...) Salondan çıkarken Arthur Miller’le, gözlerimiz yaşarmış, birbirimizi kucakladık. İnsanlık büyük bir diktatoryadan kurtulmuştu. Hepimiz sevinç içindeydik. Türkiye’ye döndüğümde Aybar’la hemen görüştük. Toplantıyı, Gorbaçev’in konuşmasını anlattım. Aybar’ın anlatılamaz bir sevinç içinde olduğunu gördüm. Tanıştığımız günden bu yana Aybar’ı böylesine bir sevinç içinde, bu kadar mutlu görmemiştim. Ve Sovyetler Birliği çöktü. Ve Aybar sustu, “ben size demedim mi” lafı bir kezcik olsun ağzından çıkmadı.”
***
Mehmet Ali Aybar, on sene önce böyle bir Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Hatırlatalım istedik.
kaynak: yeni sakarya gazetesi