Günlük hayatın içinde çoğumuz farkında olmadan aynı alışkanlığı sürdürüyoruz. Telefon çaldığında içimiz sıkışıyor, bir mesaj geciktiğinde zihnimiz hemen kötü ihtimallere kayıyor. İşler yolunda giderken bile içten içe “Kesin yakında bir şey olacak” diye düşünüyoruz. Sanki hayatın temel görevi bizi zorlamakmış gibi bir beklentiyle yaşıyoruz. Bu durum zamanla bize gerçekçilik gibi gelse de psikoloji bu noktada durup düşünmemizi öneriyor.

Paranoyada kişi her şeyin kendisini sabote ettiğini düşünürken, pronoyada kişi her şeyin mükemmel olduğuna değil, iyi ihtimallerin de en az kötü ihtimaller kadar mümkün olduğuna inanır.

İnsan zihni doğası gereği paranoyaya daha yatkındır. Çünkü beyin, tehlikeyi önceden fark etmek üzere çalışır. Bu sayede hayatta kalırız. Ancak modern yaşamda bu mekanizma çoğu zaman aşırı çalışır. Mesaj gecikir, kötü bir şey olur sanırız. Bir bakış değişir, arkamızdan konuşulduğunu düşünürüz. İşler yolunda giderken bile içten içe bir tehdit bekleriz. Bu durum bir süre sonra kaygıyı artırır, insanı sürekli tetikte tutar ve yorar.

Pronoya ise bu otomatik düşünce biçimine bir alternatif sunar. “Belki bu sessizlik kötü bir anlama gelmiyordur.” “Belki bu kapı kapanıyorsa, başka bir kapı açılacaktır.” “Belki yaşadığım bu zorluk, beni zayıflatmak için değil, yönümü değiştirmek içindir.” Pronoya, olayları romantize etmez; sadece tek ihtimalin felaket olmadığını hatırlatır.

Psikolojik araştırmalar, olumlu ihtimallere açık bireylerin stresle daha iyi baş ettiğini göstermektedir. Çünkü bu kişiler her kontrol kaybını felaket olarak algılamaz. Hayatın sadece engellerden değil, fırsatlardan da oluşabileceğine dair içsel bir güven geliştirirler. Bu güven, ruhsal dayanıklılığın en önemli yapı taşlarından biridir.

Pronoya, bazen yaşananların bizi cezalandırmak için değil, büyütmek için karşımıza çıktığını fark edebilmektir. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur: Sürekli kötüyü beklemekten vazgeçip, iyinin de mümkün olduğuna alan açmak. Pronoya, hayatın bize karşı değil, zaman zaman bizimle birlikte çalışabileceğini fark etme cesaretidir. Ve bazen bu cesaret, insanın ruhunu ayakta tutan en güçlü dayanak olur.

Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi