Toplum içinde güçlü, üretken, neşeli… Sosyal medyada aktif, işinde başarılı, ailesine karşı sorumluluk sahibi... Dışarıdan bakıldığında “iyi” görünen pek çok insanın içinde ise tarif edemediği bir yorgunluk, anlamsızlık ve içsel boşluk olabilir. Psikoloji literatüründe bu tablo çoğu zaman maskeli depresyon olarak adlandırılır.
Maskeli depresyon, klasik depresyon belirtilerinin (çökkün duygu durum, ağlama, umutsuzluk ifadeleri gibi) görünür olmaması; bunun yerine bedensel şikâyetler, irritabilite, aşırı çalışma, mükemmeliyetçilik ya da sosyal rol performansıyla örtülmesi durumudur. Kişi “depresif” görünmez. Hatta çoğu zaman en çok o motive eder, en çok o gülümser. Fakat bu gülümseme bir savunmadır.
Psikodinamik açıdan bakıldığında maske, benliğin kırılgan yönlerini koruma çabasıdır. Erken dönem yaşantılarında duygularına alan açılmamış, “güçlü olmalısın”, “ağlamak zayıflıktır” mesajlarıyla büyümüş bireyler, üzüntü ve çaresizlik gibi duyguları bilinçdışına iter. Bu bastırma mekanizması kısa vadede işlevseldir; kişi hayatına devam eder. Ancak bastırılan duygu ortadan kaybolmaz, yalnızca biçim değiştirir. Baş ağrıları, mide problemleri, kronik yorgunluk, ani öfke patlamaları ya da anlamsız bir huzursuzluk olarak geri dönebilir.
Bilişsel kuramlar ise maskeli depresyonu, katı ve cezalandırıcı iç konuşmalarla açıklar. “Yeterince iyi değilim”, “Hata yaparsam sevilmem”, “Durursam düşerim” gibi otomatik düşünceler kişiyi sürekli performans halinde tutar. Dışarıdan bakıldığında başarıdır; içeride ise tükenmişlik. Kişi hissetmek yerine yapmayı seçer. Duygularla temas etmek yerine ajandasını doldurur.
Toplumsal bağlam da bu maskeyi besler. Özellikle yardım eden mesleklerde, ebeveynlik rollerinde ya da lider pozisyonlarında “herkese iyi gelen kişi” olma beklentisi yüksektir. Oysa sürekli güçlü kalmaya çalışmak, insanın kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmesine yol açar. Bir noktadan sonra beden “dur” der.
Maskeli depresyonun en zor yanı, kişinin kendi durumunu fark etmekte güçlük çekmesidir. “Benim neyim var ki?” cümlesi sık duyulur. Çünkü ortada dramatik bir çöküş yoktur. Ancak hayattan alınan haz azalmıştır. Eskiden keyif veren şeyler artık nötrdür. İçeride bir boşluk hissi vardır ama adı konamaz.
Bu noktada farkındalık önemlidir. Sürekli yorgunluk, anlamsız ağrılar, sebepsiz irritabilite, içsel boşluk ve yoğun performans baskısı bir aradaysa; mesele yalnızca “stres” olmayabilir. Duygularla yeniden temas etmek, bastırılanı güvenli bir ilişkide ifade edebilmek iyileştiricidir. Psikoterapi, maskenin işlevini anlamaya ve yavaşça indirmeye alan açar. Çünkü maske bir düşman değil, zamanında işe yaramış bir savunmadır.
Gerçek güç; kırılganlığını inkâr etmekte değil, onu fark edip sahiplenebilmekte saklıdır. “İyi değilim” diyebilmek bir zayıflık değil, psikolojik olgunluğun işaretidir. Maskeyi indirmek bir anda olmaz; ama insan kendi iç sesini duymaya cesaret ettiğinde iyileşme başlar. Çünkü görülmeyen acı derinleşir, paylaşılan acı ise dönüşür. Gülümseyen yüzlerin ardındaki sessizliği duymak hem kendimiz hem de çevremiz için atılabilecek en insani adımdır.
kaynak: yeni sakarya gazetesi