Bir yaz daha bitti…
Şimdi yavaş yavaş tatil sezonunun bilançosu ortaya çıkıyor. Hangi ülkeye kaç turist gitti, insanlar tatilde ne kadar para harcadı, hangi şehirler doldu, hangi şehirler boş kaldı. Turizmciler rakamları açıklıyor.
Fakat açıklanan rakamların içinde benim dikkatimi en çok çeken, hatta biraz da içimi acıtan bir başka rakam var. Türk vatandaşlarının Yunan adalarına ilgisi.
Türkiye'nin Adalar denizindeki Yunan adalarına geçen Türk vatandaşlarının sayısı son yıllarda ciddi biçimde arttı. 2025 yılında yalnızca Türkiye'deki limanlardan Yunan adalarına giden yolcu sayısı 1 milyon 119 bin 472 olarak kayıtlara geçti. Yunanistan'a giden toplam Türk ziyaretçi sayısının ise 1,4-1,5 milyon seviyesini aştığı çeşitli kaynaklarda yer aldı. Bu artık sadece bir turizm hareketliliği değildir. Peki rakamlar bize bir şey söylüyor. Hem de çok açık bir şey…
Vatandaşımız kendi ülkesinde tatil yapmanın maliyetini yüksek buluyor. İşte asıl konuşmamız gereken mesele budur.
Yunanistan'ın Türk vatandaşlarına uyguladığı kapıda vize kolaylığı elbette bu hareketliliği artırdı. İnsanlar birkaç saatlik deniz yolculuğuyla Sakız'a, Sisam'a, Midilli'ye, Kos'a, Rodos'a geçebiliyor. Fakat tek sebep vize kolaylığı değil. Fiyatlar da bu tercihte önemli bir rol oynuyor. Nitekim 2026 yılında yayımlanan araştırma ve haberlerde, Türkiye'de tatil maliyetlerinin yükselmesinin Türk vatandaşlarını Yunanistan'a yönelten önemli etkenlerden biri olduğu açıkça ortaya konuyor. Bazı vatandaşlarımız için Yunan adalarında yemek yemek, konaklamak ve birkaç gün geçirmek Türkiye'deki benzer bir tatilden daha hesaplı hale gelebiliyor. Şimdi burada durup kendimize sormamız gerekiyor. Biz nerede yanlış yaptık? Bir Türk vatandaşı neden kendi ülkesinin kıyılarında tatil yapmak yerine karşı kıyıya geçiyor? Neden Ayvalık'tan Midilli'ye, Çeşme'den Sakız'a, Kuşadası'ndan Sisam'a, Bodrum'dan Kos'a gidiyor?
Elbette herkes istediği yerde tatil yapabilir. Elbette vatandaşımızın başka bir ülkeye gitmesinde hukuken veya ahlaken bir problem yoktur. Ama mesele sadece “Nereye gittiler?” meselesi değildir. Bizim vatandaşımız “Türkiye'de tatil yapmak çok pahalı, Yunanistan daha hesaplı” diyorsa, işte burada hepimizin düşünmesi gerekir. Çünkü bu yalnızca turizm sektörünün sorunu değildir. Bu, ekonominin ve fiyat politikasının da aynasıdır. Bir tarafta turizm cenneti olan Türkiye, binlerce kilometrelik sahil ve daha birçok sebep. Diğer tarafta ise birkaç saatlik deniz yolculuğuyla ulaşılabilen Yunan adaları.
Ve vatandaşımız, kendi ülkesindeki fiyatları pahalı bulduğu için karşı kıyıya geçiyorsa burada sadece vatandaşı suçlamak kolaycılık olur. Esnaf da düşünecek, Turizm işletmecisi de düşünecek, Kamu yöneticileri de düşünecek. Çünkü turizm yalnızca “müşteriden bugün ne kadar kazanırım?” hesabı değildir.
Bugün Yunan adalarında Türkçe konuşan insanların sayısının artmasının arkasında biraz da bizim kendi fiyat politikalarımızı sorgulamamız gerekiyor. Bizim insanımız komşu ülkeye gidiyor ekonomi oralara kayıyor.
Peki aynı ekonomik değeri neden kendi ülkemizde üretemiyoruz? İşte benim asıl itirazım burada. Üstelik bu seyahatlerin içerisinde yeşil pasaport kolaylığı ile seyahat eden kamu çalışanları çoğunlukta. Yeşil pasaport sahibi kamu görevlilerimizin de bu kolaylıklardan yararlanarak yurtdışına çıkması elbette onların hakkıdır. Kimseye “Gitme” deme hakkımız yok. Kendi ülkesinde tatil yapmayı daha cazip hale getiremeyen sektör kendini sorgulamalı. Tam bu noktada biraz milli şuur meselesini de konuşmamız gerekiyor. Milli şuur demek, başka ülkeye hiç gitmemek değildir. Milli şuur demek, kendi ülkenin değerini bilmektir. Kendi esnafını yaşatmak, kendi ekonomimize katkı sağlamak öncelik olmalı. Anlaşılan o ki önce Türkiye'de tatili vatandaş için ulaşılabilir hale getirmek gerekiyor. Bir aile, birkaç gün deniz kenarında dinlenmek istediğinde önüne astronomik rakamlar çıkıyorsa, sonra da o aile birkaç saat ötedeki adaya daha uygun maliyetle gidebiliyorsa, burada dönüp vatandaşımızı suçlamak yerine sistemi sorgulamamız gerekir.
Artık bu tabloya bakıp hep birlikte düşünmenin zamanı geldi. Yunan adalarına giden vatandaşımıza kızmadan vatandaşımızı oraya gönderen şartları ortadan kaldırmak çok daha önemlidir. Biraz milli şuur… Biraz sağduyu…Biraz da uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Türkiye'nin denizleri, sahilleri, tarihi ve doğal güzellikleri başka hiçbir ülkeden aşağı değildir. Yani eksik olan güzellik değil. Eksik olan, o güzelliği vatandaşımıza makul bir bedelle sunabilmektir. Milli duruş sadece bayrak asmakla olmaz. Milli duruş, kendi insanını kendi ülkesinde mutlu edebilmekle de olur.
Bir yaz daha bitti. Şimdi elimizde sadece tatil fotoğrafları değil, bir de ekonomik bilanço var. O bilançoya iyi bakalım.
Çünkü bazen bir turistin hangi ülkeye gittiği, aslında bizim ülkemizde neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızın da göstergesidir. Ve belki de artık sormamız gereken en önemli soru şudur. İnsanlarımızı Yunan adalarına gönderen onlar mı, yoksa kendi elimizle biz mi gönderiyoruz?
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ