Yazın sıcak ve uzun günlerinin ardından sonbaharın serin havasını hissetmeye başladığımız günlerde yalnızca gardırobumuz değil, beslenme alışkanlıklarımız da değişmeye başlıyor. Yaz aylarında daha hafif öğünler, bol su, salatalar ve meyveler ön plandayken; havaların serinlemesiyle birlikte sıcak yemeklere, hamur işlerine, tatlılara ve daha kalorili besinlere olan isteğimiz artabiliyor.

Peki gerçekten sonbaharda vücudumuz daha fazla enerjiye mi ihtiyaç duyuyor?

Aslında burada önemli olan nokta, mevsim değişti diye ihtiyaçlarımızın tamamen değişmediğini, ancak günlük rutinimizin değişebildiğini unutmamak. Havaların serinlemesiyle açık havada geçirilen zaman azalabiliyor, fiziksel aktivite düşebiliyor ve evde geçirilen süre artabiliyor. Özellikle akşamların uzamasıyla televizyon karşısında atıştırmalık tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında da sonbahar-kış döneminde fiziksel aktivitenin azalması ve atıştırmaların artmasının vücut ağırlığında istenmeyen değişikliklere katkıda bulunabileceği belirtiliyor.

“Havalar soğudu, metabolizmam yavaşladı.”

Danışanlarımdan özellikle bu cümleyi çok sık duyuyorum. Oysa tek başına havaların serinlemesi “metabolizmam yavaşladı” demek için yeterli değildir. Günlük hareketimizin azalması, öğün düzenimizin değişmesi, porsiyonların büyümesi ve özellikle akşam atıştırmalarının artması tartıdaki değişimin çok daha önemli nedenleri olabilir.

Bu nedenle sonbaharda yapılması gereken ilk şey kendimizi kısıtlamak değil, rutini yeniden düzenlemek.

Mevsim sebze ve meyvelerinden yararlanın

Sonbahar, sofralarımızı çeşitlendirmek için oldukça güzel bir dönemdir. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek hem beslenmenin çeşitliliğini artırır hem de günlük vitamin, mineral ve lif alımına katkı sağlar.

Kabak, brokoli, karnabahar, pırasa, havuç, ıspanak gibi sebzeler sofralarda daha fazla yer alabilir. Meyve tüketiminde ise porsiyon kontrolünü unutmadan elma, armut, nar, mandalina gibi mevsim seçeneklerinden yararlanılabilir.

Burada önemli bir ayrıntı var: “Meyve sağlıklı, istediğim kadar yiyebilirim” düşüncesi doğru değildir. Meyve vitamin, mineral ve lif açısından değerli olsa da doğal olarak şeker içerir. Sağlıklı beslenmede önemli olan herhangi bir besini tamamen yasaklamak değil, miktarını ve gün içerisindeki yerini doğru ayarlamaktır.

Bağışıklık için tek bir mucize besin yok

Sonbahar geldiğinde “bağışıklığımı güçlendirecek tek bir besin var mı?” sorusuyla da sık karşılaşıyoruz.

Aslında bağışıklık sistemi tek bir besinle güçlenmez. Yeterli ve dengeli beslenme, yeterli protein tüketimi, sebze ve meyve çeşitliliği, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve kişiye uygun yaşam alışkanlıkları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle soframızda yalnızca “bağışıklık shotları” veya vitamin takviyelerine odaklanmak yerine; yumurta, yoğurt/kefir, balık, kuru baklagiller, sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve yağlı tohumlar gibi farklı besin gruplarına yer vermek daha doğru bir yaklaşımdır.

Su içmeyi havalar soğudu diye bırakmayın

Yaz aylarında elimizden düşürmediğimiz su şişesi, havalar serinleyince maalesef çoğu kişinin aklına daha az geliyor.

“Terlemiyorum, suya ihtiyacım yok” düşüncesi doğru değil. Vücudumuzun sıvı ihtiyacı yalnızca sıcak havalarda ortaya çıkmaz. Gün boyunca yeterli sıvı tüketmek; normal vücut fonksiyonlarının devamı açısından önemlidir.

Bu nedenle havalar serinlediğinde su tüketimini tamamen unutmamak, gün içerisinde düzenli aralıklarla su içmek gerekir.

Hareketi de sonbahara bırakmayın

Havanın serinlemesi yürüyüşleri bırakmak için bir bahane olmamalı. Açık havada yürümek mümkün değilse evde, spor salonunda veya kişinin yaşam koşullarına uygun başka bir ortamda hareket sürdürülebilir.

Çünkü sağlıklı beslenme yalnızca tabağımızdan ibaret değildir. Ne yediğimiz kadar ne kadar hareket ettiğimiz, nasıl uyuduğumuz ve günlük yaşamımızdaki alışkanlıklarımız da önemlidir.

Sonbahar aslında bir “diyete başlama mevsimi” olmak zorunda değil. Tam tersine, yaz boyunca bozulan düzeni yeniden oluşturmak için güzel bir başlangıç olabilir.

Kendimize katı yasaklar koymadan, sevdiğimiz yiyecekleri tamamen hayatımızdan çıkarmadan, porsiyonlarımızı ve öğün dengemizi gözeterek ilerleyebiliriz.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ