Herkesin küçüklüğünden kalma, büyüyünce özlemini duyduğu bir veya iki anısı var. Hatırlayınca o anıları, lavantanın buram buram keskin kokusu burun direğini sızlatarak gözden yaş getirir.

Öyle özlenir ki o anılar, ‘keşke’ dedirtir. ‘Keşke o ana dönebilsem,’ diye düşündürür ama maalesef o ana bir daha geri dönülmüyor, sadece anı olarak kalıyor. Çocukluğumuzda yaşadıklarımız ile büyüyünce yaşadıklarımızı aynı kefeye konulsa sizce hangi taraf ağır gelir değerli okurlarım?

Bu konuda sizlerin yorumunu merak ediyorum. Benim fikrim ise çocuklukta yaşanılanlardır. Çünkü çocuksun ve hiçbir şey umurunda değil. Ne annenle babanın hayat mücadelesi, ne hayatın getirdiği zorluklar. Senin tek derdin sokakta oyun oynamaktır. Mesela ben bir anımı yazayım…

Biz o zamanlar üç kardeştik; iki kız, bir erkek. Kız kardeşim arkadaşlarıyla evcilik oynuyordu, ben de tekerlekli sandalyemde başım sağ omzuma yıkık bir şekilde onlara bakıyordum. Başımı dâhi bedenim dik tutmuyordu. Başım, ‘Sol Ayağım’ isimli kitabın yazarı Christy Brown'un başını andırıyordu. Tıpkı bir çuval misali başımı kaldırıyorlar, o yine sağ omzuma doğru düşüyordu. O zamanlar henüz keşfetmemiştik ne ailem ne de ben yataklı tekerlekli sandalyeyi.

Kardeşim yalnız sıkılmayayım diye, nereye gitse tekerlekli sandalyemin arkasına geçer beni de yanında götürürdü. Şimdi o anı gözlerimin sahnesinde canlandıkça; anıların lavanta kokusu keskinleşerek genzimi yakar da gözlerimden yaşlar getirir.

Çocukluğumuzda yaşadıklarımızı, çocuk olduğumuz için o günlerin değerini anlayamıyor, büyüdüğümüzde de unutamıyoruz maalesef. Özellikle de kötü bir evlilik yapmış isek çocukluğumuzda yaşadığımız anıların değeri daha çok artıyor kalbimizde.

Günümüz çocuklarının anıları yok, telefonları var sadece. Ve o telefonlarda yaşayamadığı nice eşsiz anıları gömülü. Tıpkı akılları, algıları gibi. Telefon bir bağımlılık haline geldi artık. Çok üzücü...

Mesela çocuk kalkıp oynayacağı sırada, oyun oynarken yaramazlık yapmasın diye telefon eline veriliyor. Ya da misafirler geldiği zaman misafirlerin çocukları varsa hep beraber ses yapmasınlar diye, telefon verilip devekuşu misali boyunları ekrana gömülüyor ebeveynleri sayesinde.

Eski dönem çocuklarının, kendi çocuklarına veya torunlarına anlatacakları bir anısı olurdu. Günümüz çocuklarının ise dede, nine olunca torunlarına ne anlatacağını tahmin edebiliyoruz.

Teknoloji çocuklarıyla ilgili geniş çaplı araştırarak yazı yazacağım en kısa zamanda.

Değerli sanatçı Coşkun Sabah’ın bir şarkısı vardı, ‘Anılar” diye, o şarkıyı her dinlediğimde gözlerimin önüne gelir, siz değerli okurlarıma yukarıda bahsettiğim anım ve daha fazlası.

Güzel anılar, her zaman derin iç çekişler arasında hatırlanır. Güzel anılar biriktirmek dileğiyle.