Uzandığım yatağımdan şöyle bir baktım da etrafıma; ev benim. Ama ben ona mı aidim, onu bilmiyorum. Kiracı olduğumuz evlerde adım atamamanın yükü omuzlarıma binmiyordu da yeni ev, yeni umutlar derken her adım atamayışım omuzlarıma yük bindirmeye başlamıştı.

Bu evi yeni almıştık. Aynı öteki evler gibi, evimin zemini adımlarımdan eksik kalacaktı.

Duvarlar ise yeni doğmuş bir çocuk gibiydi; ne dokunabiliyordum onlara ne de sırtımı yaslayabiliyordum. Annem bana hiçbir zaman “Kızım, duvara yaslanma, üşüteceksin.” diyemeyecekti. Ben kim miyim? Kim olduğumu hikâyemizin sonunda söyleyeceğim.

Şimdilik bana alev yürekli diyebilirsiniz; çünkü yüreğim alev alevdi benim.

Üzüntümü, küskünlüğümü, kırgınlığımı kimsecikler bilsin istemedim hiç. Hem bilselerdi ne olacaktı ki? Yanan yüreğime merhem mi süreceklerdi? Bu dünyalık hiçbir merhem, alev topuna dönmüş yüreğime iyi gelmezdi. İnançlıydım ve şunu iyi biliyordum ki yüceler yücesi Allah bir gün yanan yüreğime ya bu dünyada ya da ahirette kudret eliyle merhemlerin en güzelini sürecektir.

Ben bu dünyaya gelirken sınavımla beraber gelmişim. Doğarken elimde sınav kâğıdım yoktu ama alnımda bir tek Allah’ımızın yazdığı, gördüğü ve bildiği yazıyla doğmuşum.

Benim iyileşme umudum var mı, bilmiyorum; onu da Allah bilir. Ama yaşamla umut el ele yürürler. O yüzden umutsuz değilim. Ayrıca umudu da severim.

İsterdim topuklarımın zeminin soğukluğuyla buluşmasını. O soğukluk topuklarımdan bağıra çağıra yukarılara tırmanıp yüreğimin alevini alıp götürmesini.

İnsan bir betonun soğukluğunu arzular mı? Ben delicesine arzuluyordum.

Adım atabilseydim evimin parkelerinde hiç oturmazdım ya da hiç uzanmazdım yatağa, diyorum kendi kendime. Ayaklarımın üzerinde duramayan biri olarak böyle düşünüyorumdur belki de, kim bilir. Bazı insanlar kalkıp su içmeye bile üşenirken hiç mi düşünmezler adım atmaya hasret kalanları? Hiç mi görmezler daha yeni yeni adım atan bebekleri kıskanan bizleri? İnsan neye hasretse onun eksikliğini duyuyor. Biz sağlığından yoksun bireyler de yürümek nedir, nasıl olur, onun özlemini çekiyoruz. Belki de o yüzden sağlıklı insanların sağlığın kıymetini bilmemelerine şaşırıyoruz ve bazen de kızıyoruz. “Çünkü ah, keşke o sağlık bizde olsaydı.” dedirtiyorlar. Ama öyle bir gün gelecek ki sağlıklı insanlar biz sağlığından yoksun bireylere özenerek bakacaklar. Bizler zaten bunca derdi, kederi Allah rızası için çekiyoruz. Çünkü yürüyememek, başkasına muhtaç olmak çok zor. Toplum tarafından yok sayılmak, zaten zor olan kaderi daha da zorluyor. Ama güzel Rabbimin rızasını kazanma isteği her zorluğu yıkıp geçiyor. Öte âlemde yürüyeceğimi bilmek içimi heyecanla dolduruyor.

Bir de Allah’ımın rızasını kazanarak cennete girersem, değmeyin keyfime.

Bu dünyada “Bir isteğin yok mu?” derseniz; sağlıklı bir birey olsaydım polis olmak isterdim. O da kısmet olmadı. Şimdi tek istediğim Allah’ımın affını ve rızasını kazanmak. Umarım onu da hak ediyorumdur. Yeni evimin zemininde ayak izlerim olmasa da bu dünyadan göçüp giderken bir iz bırakmak istesem, o da parmak izim olurdu… Onu da kitap çıkararak başardığıma inanıyorum. Kitabımı her elinize aldığınızda, üzerinde yazan ismimi her gördüğünüzde birer Fatiha okumanızı isterim. Neden parmak izi dediğimi hemen açıklayayım değerli okurlar. Daha bebekken bu dünyadaki sınavım başlamış. Henüz üç aylıkken geçirdiğim menenjit hastalığı nedeniyle beden sağlığımı kaybetmiş bir bireyim. Bedenim dâhil ellerimi kullanamıyorum. Bir tek sol elimin işaret parmağını rahatlıkla kullanıyorum. Onunla yazılarımı yazıyorum. O parmağımı kullanamasaydım ne yapardım, bilemiyorum. Kanatları yaralı bir kuşum ben. Kanadımın bir parçasıyla uçmaya çalışıyorum işte.

Ben kim miyim?
İsmim Rukiye… Yani alev yürekli kadın.

Rukiye Türeyen

Engelsiz Dizeler

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ