Temiz olmanın, İMAN meselesi olduğu bir medeniyetten, tarih ve kültürden gelmemize rağmen, bir türlü beceremediğimiz meselelerden biri de ÇEVRE TEMİZLİĞİDİR.
Gerçekte, asla temiz olamayacak, olmayan Batı’nın, çevre temizliğinde bizden ileri, hem de çok ileri olması, bizim için büyük bir garabet ve utanç vesilesidir.
Hayatım boyunca anlayamadığım, hazmedemediğim, asla algılayamadığım bir k onudur. İçimde bir sızı, kocaman bir yaradır.
Öyle ya; temiz olmak için İNSAN olmak yeter iken, bir de MÜSLÜMAN olacak ama temiz olmayacaksın! Temizliğin zirvesi bir medeniyetten, inançtan ve kültürden gelecek, ama, sokaklarını, caddelerini, parklarını, dere, göl ve denizlerini pervasızca kirleteceksin.
Bu durum; hem insanlık, hele hele MÜSLÜMANLIK açısından anlaşılır, algılanır, kabul edilebilir, insanlık ve hususen Müslümanlıkla yan yana getirilebilir bir olgu asla ve kata değildir.
Ülkemizin her tarafında belediyelerimiz, temizlik için çok çaba sarf etmekte, milyonları ( eski para ile trilyonları ) harcamakta, bütçelerinin büyük bir kısmını bu hizmete ayırmaktadırlar.
Zira temiz olmadan, yapılacak diğer hizmetlerin hiçbir anlamı, geçerliliği yoktur.
Her zaman söyler, sıkça dillendiririm. Şehri altınla döşeseniz, tüm sokak, cadde ve kaldırımlarını ya da parklarını altınla kaplasanız, eğer temiz değilse, üstü çöple kaplı ise, hiçbir kıymeti yoktur, olmayacaktır.
Onun için, İLLA TEMİZLİK, İLLA DA TEMİZLİK diyorum ve demek zorundayız.
Belediyelerimizin bunca çaba ve mali harcamalarına rağmen netice alınabiliyor mu? Elbette hayır. En azından beklenen, olması gereken ölçüde değil.
Şüphesiz eskiye nazaran ilerlemeler var. Ama, olması gerekenin, hala çok gerisindeyiz. Özellikle Sakarya’mızda daha da gerilerdeyiz.
Çünkü KİRLETEREK TEMİZLİYORUZ.
Yani, önce kirletiyor, sonra temizliyor, temizlemeye çalışıyoruz.
Bu anlayışla başaramıyoruz, asla başaramayacağız. Zira, KİRLETEREK TEMİZLİK OLMAZ. Asıl olan, KİRLETMEDEN TEMİZLEMEKTİR. Kirletmemeyi öğrenmek, yani, işin tabiatına uygun olanı, fıtri ve tabii olanı yapmaktır. Bir yandan kirletip, diğer yandan temizlemek, boşuna kürek çekmek, bir ileri bir geri adım atmaktır. Yani, YERİNDE SAYMAKTIR.
Yanlış anlaşılmasın. Belediyelerimizin temizlik elemanları vazifelerini olağanüstü çaba ile yapmaya çalışıyorlar. Bu ağır, kirli ve sağlıksız işte, şehirlerin esas EMEKÇİLERİ, hakiki KAHRAMANLARI olarak savaş veriyorlar.
Ama bir yandan temizlerken, arkadan kirletiliyor. Bir caddenin başından temizlemeye başlayıp, sonuna varmadan, arkası kirletiliyor, hiç temizlenmemiş gibi oluyor. Çünkü görevli süpürüyor, vatandaş atıyor. Vatandaş atıyor, personel tutuyor. At ve tut oyunu oynuyoruz. Boşuna uğraşıyoruz. Sen temizleyeceksin, hemen arkandan birileri kirletecek. Sen toplayacaksın, birileri atacak. Böyle bir işten netice alınabilir mi? Bu bir kısır döngüdür. Bu kısırdöngü dönmeye devam edecektir. Ta ki kirletmemeyi becerene kadar...
Maalesef şehrimizde, kahir ekseriyet çöpünü yere atıyor. Biten sigara paketini, yediği çikolatanın ambalajını, arabasının camından sokağa fırlatıyor. Ay çekirdeği kabuğunu, gayet normal ve rutinmiş gibi ata ata yürüyor. SOKAKLARA TÜKÜRÜYOR.
Bu şekilde bir şehir, temiz olabilir mi? Elbette olamaz, olmuyor.
Çözüm, kirletmemeyi öğrenmemiz, bu bilinci, bu duyarlılığı kazanmamız, buna mecbur olmamızdır.
Bunun yolu da, etkin ve yaygın bir eğitimdir. İlk mektepten başlayarak üniversiteye kadar bu bilincin, bu eğitimin verilmesidir. Kent yaşayanlarına yönelikte, her türlü kitle iletişim, eğitim ve öğretim yollarının değerlendirilmesi ile topyekun seferberliktir. Ondan sonra da, ISRARLI TAKİP-İKAZ-UYARI ve MÜEYYİDEDİR. Öyle, bir afiş, bir broşür ile bu iş asla olmaz. Bu işi dert edinmek, ille de olacağına inanmak, ter dökmek, geceyi gündüze katmak, peşinden ısrarla koşmak, zift gibi yapışmakla olur.
Şehirde yaşamanın bir kuralı, bir bedeli vardır. Herkes buna uymak zorundadır. Şehirler dağ başı değildir. Kaldı ki, dağ başını bile kirletemez, rastgele çöp atamazsınız.
Önce kirletip, sonra kendi paramızı harcayarak temizlemek aptallıktır. Keyfince kirlet, sonra da cebindeki parayı harcayarak temizle. Bu nasıl bir akıldır.
Bunları yazarken, bu işin sadece lafını eden bir insan olmadığımı belirtmek isterim. İşin tatbikatından- mutfağından gelen, netice almış bir insanım. En az 40 yıldan beri, elindeki en küçük çöpü çevreye atmayan, Türkiye’nin hiçbir yerinde çevreyi zerre kadar kirletmeyen bir insanım. Çöp kutusu bulana kadar, çöpü elinde tutan-taşıyan bir vatandaşım. Evinin etrafını temizleyen bir insanım. Çünkü bunun aynı zaman da İBADET olduğunu bilen bir Müslümanım. Ayrıca, inanmadığımı ve yapmadığımı yazmam, yazmadım.
Ramazan ne güzel… Ağızlar kapalı, sokaklar tertemiz. Keşke bütün sene Ramazan olsa... Oruç ne güzel ve nelere kadir... Sadece kalp ve beden değil, çevreyi de temizliyor.
Evet. KİRLETREK TEMİZLİK OLMAZ. Kirletmemek esastır ve esas olmalıdır.