Bütün umut raylarımı söktüler 
Birtakım adamlar gölge gibi sessiz 
Aysız ve yıldızsız bir gecede 
İçime katran ve zift döktüler.

Geçti üstümden ağır silindirleri korkuların
Asfaltlandı içim; 
Kaldırıldı duraklarım
Ben şimdi hiç görülmemiş otobüsler beklerim
Sevinçler ötesi garajlardan.

Yukarıdaki şiir Sedat Umran’ın. Başlığı “Değişme”. Yazılış hikâyesi, şairin kendi ağzından şöyle: “Bir gün yolda geliyorum. Sene 1960. Tramvaylar sökülmüş Haydarpaşa'da. Onlar sökülürken yerine otobüs konacakmış. Geçerken bakıyorum adamlar rayları söküyorlar. Orada sembolü yakalıyorum. Değişme diyorum.Şunları yazıyorum” Ve oturup bu şiiri yazar.

Yalnız insanların yahut çiçeklerin, kuşların değil, etrafımızı saran, bizimle iç içe, birlikte var olan bütün “şey”lerin dünyasını şiirleştiren şairdi Sedat Umran. Eşyanın şairiydi. Zaman zaman eşyanın romantizmini yaptı, onların dilinden konuştu, bazen de eşya üzerinden kendi ruh açmazlarını dile getirdi. Kitaplarından bir tanesinin adıyla söylemek gerekirse, “Şiirde Metafizik Gerçek”i en iyi kavrayan birkaç şairden biridir Türk edebiyatında Sedat Umran. Rahmetli oldu, şiiri ise yaşıyor.

Sedat Umran hakkında daha çok şeyler söylenebilir elbette. Ama bugün konumuz ne şair ne şiir. Konumuz tren. Geçtiğimiz günlerde Adapazarı treninin artık merkezdeki gar yerine Mithatpaşa istasyonundan hareket edeceği haberini okuduğumda aklıma geldi yukarıdaki dizeler. İçim burkuldu. Demek merkezde trenimiz olmayacaktı artık. Demek raylar sökülecekti, tıpkı bu şiirde anlatıldığı gibi. Üzerinden dozerler geçecek, sonra park mı bahçe mi bisiklet yolu mu, bir şeyler yapılacak ve fakat Adapazarı garı da tarihe karışacak, artık oradan trene binip yolculuk etmek hafızalarda bir anı olarak kalacaktı. Biz artık çarşıdan bir telaşla gar meydanını geçip gişeden hızlıca biletimizi aldıktan sonra İstanbul’a doğru hareket eden trenimize binemeyecek yahut keyifli bir İstanbul-Adapazarı yolculuğu sonunda, garda trenden inip kendimizi çarşının içinde bulamayacaktık. Beş yıldır yokluğuna alışamadığımız tren şimdi iyice uzaklaşıyordu bizden.

Sedat Umran’a o şiiri yazdıran bir tür “Değişme” burada da yaşanıyor belli ki, yaşanacak. Ama nasıl bir değişme bu? İyi mi kötü mü? Bana sorarsanız, içinden tren geçmeyen bir şehir yavan; trene yer vermeyen, onu dışlayan bir değişme eksiktir, sakattır! Karmakarışık, içinden çıkılamaz halde bir şehir içi trafiğinin müsebbibi ise tren hiç değildir! Ne olurdu şu Çark Caddesi’nin ortasından bir tramvay geçse; Karaman’a, Korucuk’a hafif raylı sistem inşa edilse diye binlerce Adapazarlı gibi hayaller kurarken elimizdeki treni de göz göre göre kaybetmemiz ne hazin bir durum!

Dile kolay, 113 yıllık bir geçmişe sahip Adapazarı treni. Bu şehrin bir simgesi, değeri! Sosyal medyayı çok verimli ve iletişime açık bir şekilde kullandığını bildiğimdenBüyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeki Toçoğlu’naTwitter’dan yazdım. Tahmin ettiğim gibi, kendisinden cevap da geldi, sağ olsun. Ama bu cevap tatmin edici değildi. Görülen gerçek şu: Raylar yer altına alınmasa da, hemzemin geçitlere battı çıktı veya üst geçit yapılmasa da biliyoruz ki, günde karşılıklı 22 sefer yapan boş Adaray’ın yerine günde 6 sefer yapan Adapazarı Ekspresi geldiğinde trafik bundan daha kötü olmayacak. Buna karşılık, Adapazarlı ise özlediği trenine kavuşmuş olacak. 

Trenin eskisi gibi Adapazarı garından sefer yapmasını hasretle bekleyenler olduğu gibi “Ne fark eder, ha Adapazarı’ndan kalkmış tren ha Mithatpaşa’dan!”diye düşünenler de var mutlaka. Hatta “Arifiye’den kalksın tren, merkezde ne işi var?” diyenler de çıkacaktır. Onların da görüşlerine saygı duymakla beraber şu cevabı vermeden edemem: Treni şehirden dışarı çıkarmakla, ötelemekle bir şey kazanamaz, tersine, kaybederiz. Çünkü tren sadece bir süs değil ihtiyaçtır. Ve neredeyse bütün büyük şehirlerin merkezinde, şehre entegre bir konumdadır tren garları.O şehrin mimari estetiğini, yaşantısını da bütünler. Konuya ilgi duyanlar için http://kentvedemiryolu.com’da devamını bulabileceğiniz şu birkaç önemli bilgiyi okumalarını öneririm. Adapazarı treninin neden yerinde kalması gerektiğini belki böyle daha iyi anlayabiliriz.

Adapazarı Garı’na ilk tren 2 Haziran 1899 tarihinde geldi.

10 Ekim 1923 Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes Adapazarı Şeker Fabrikası açılışını yaptılar. Şeker Fabrikası, Yazlık’tan Atatürk Bulvarı’na kadar 5 km demiryolu hattı yaptı. ( Bu demiryolu zemini hala orada bulunmaktadır)

Ekim 1956 Haydarpaşa-Adapazarı Demiryolu Hattı elektrikli hatta çevrildi. Adapazarı-H.Paşa arası 2,5 saate indi.

1899’de yılında  inşaatı tamamlanan gar binası ile Adapazarı  demiryoluna “merhaba” dedi. Adapazarı Gar’ı 113 yıl yolcularına, seyyar satıcılarına mekân oldu.

6 Şubat 1977 tarihinde ilk sefer ile elektrikli tren Haydarpaşa’ya doğru yola çıkınca kara trene veda eden Adapazarı Gar’ı 1982 yılında da yerini yeni gar binasına bıraktı. 

Eski Gar; yıkıntılarının arasında binlerce hatırayı ve gözyaşını da tarihinin sayfaları arasına alarak “terk-i diyar ediyordu”.

Yakınında ve karşısında kurulu bulunan Arzu Sineması, Feza Sineması ve Fitaş Sineması’nın müşterilerini saat 24.00’de kalkan kara treni ile Mithatpaşa’ya, Arifiye’ye ve Sapanca’ya yolcu eden yine Adapazarı Garı’dır. Bugün sendika binasının bulunduğu yerde kurulu fayton durağından sırasını bekleyen faytonlar ile de binlerce gurbetçiyi ve yolcuyu gidecekleri köylerinin otobüsüne, evine ve oteline uğurlamıştı.

Sedat Umran demiştik yazının başında, eşyanın ruhunu kavramıştı şüphesiz. Ama sırf bu yüzden de yazmadı o şiirini. Bir değişimden endişeliydi. Yoksa niye üzülsün tren raylarının sökülmesine!Biz ne istiyoruz peki?Çok basit. “İzmit, Gebze, Haydarpaşa yönüne gidecek Adapazarı Ekspresi beş dakika sonra ikinci perondan hareket edecektir” anonsunu Adapazarı garında duymak istiyoruz. Mesele salt bir nostalji yahut duygusallıktan ibaret değil. Duygusallığın para etmediğini biliyorum. Üstelik anlaşılan orada, az ötede de olsa duracak trenimiz şimdilik. Ama ne var, tamamen hayatımızdan çıkarmaya yeltensek de çıkaramadığımız fakat bu sefer de her hareketinde suç bulduğumuz bir üvey evlat gibi ötelediğimiz, dışladığımız, kendimizden uzaklaştırdığımız bir şey olup çıktı Adapazarı treni. Bugün Mithatpaşa’dan, yarın belki Arifiye’den de binsek olur düşüncesiyle elimizin altındaki, her şehrin özendiği trenikapı dışarı ediyoruz.Türkiye’nin tek vagon fabrikasının bulunduğu, trenle, demiryoluyla özdeşleşmiş bir yerde, Adapazarı’nda hem de! Yarın çocuklarımıza, “Burada eskiden bir tren vardı” mı diyeceğiz?