Giriş: Bir Başkalaşım Süreci Olarak "Modernleşme"
Türkiye’nin son çeyrek asrında yaşanan toplumsal dönüşüm, literatürde sıklıkla "ÇEVRE"nin "MERKEZ"e taşınması olarak okunsa da, bugün gelinen nokta, merkeze taşınan değerlerin merkezdeki hakim kültür tarafından yutulduğu, dönüştürüldüğü ve nihayetinde bir "KARİKATÜRE" indirgendiği trajik bir başkalaşım hikayesine dönüşmüştür.
Geleneksel İslami hassasiyetlerin, küresel kapitalizmin tüketim kalıplarıyla girdiği reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bu yeni kimlik; NE tam anlamıyla DİNDAR NE DE tam anlamıyla SEKÜLERDİR. Bu, SURETİ (dış görünüşü) "BİZDEN" olan, ancak SİRETİ (iç dünyası ve yaşantısı) tamamen "ÖTEKİ"ne benzeyen HİBRİT bir sosyolojidir.
Bugün karşımızda duran tablo, bir zamanlar "BAŞKALARINA BENZEMEMEK" (teşebbüh etmemek) ilkesi üzerine kurulu bir kimliğin, AŞAĞILIK KOMPLEKSLERİYLE malul bir TAKLİTÇİLİK TUZAĞINA düşüşüdür.
Bu yazı, muhafazakar kesimde yaşanan bu ahlaki ve kültürel erozyonu; TÜKETİM KÜLTÜRÜ, RİYA ve KİMLİKSİZLEŞME ekseninde irdeleyecektir.
1. Kutsalın Metalaşması: "Helal" Etiketli Hedonizm
“Kapitalizmin en büyük başarısı, kendisine muhalif olan her şeyi yutup, onu bir pazar ürününe dönüştürebilme yeteneğidir.” İslam’ın ZÜHD (dünyaya mesafe), TEVAZU ve İSRAF karşıtlığı üzerine kurulu ahlak nizamı, bugün "İSLAMİ BURJUVAZİ"nintalepleri doğrultusunda yeniden formatlanmaktadır.
"HELAL" kavramı, artık Allah’ın sınırlarını belirleyen fıkhi bir terim olmaktan çıkmış, bir pazarlama stratejisine dönüşmüştür. "HELAL ŞAMPANYA", "ABDEST GEÇİREN OJE", "ALKÖLSÜZ LİKÖR" gibi oksimoron(tezat) kavramlar; haramın kendisine değil, sadece ismine karşı olan “SIĞ bir DİNDARLIĞIN” tezahürüdür.
Bu durum, “ARZULARIN (nefsin) TATMİNİ için DİNİ KILIFLAR UYDURMA” çabasıdır.
Amaç, batılı yaşam tarzının sunduğu “HAZLARDAN MAHRUM KALMADAN, VİCDANI” "HELAL SERTİFİKASI" ile susturmaktır.
Bu, fıkhın ruhunu öldürüp lafzını (şeklini) putlaştırmaktır.
İÇKİ İÇİLMİYOR olması, o masadaki İSRAFI, KİBRİ ve ŞATAFATI meşrulaştırmaz.
Ancak modern MUHAFAZAKAR zihin, GÜNAHI sadece "DOMUZ ETİ" ve "ALKOL"e indirgediği için, geri kalan tüm ahlaki sapmaları (israf, gösteriş, lüks tutkusu) "NİMETİN ŞÜKRÜ KILIFI” altında meşrulaştırabilmektedir.
2. İbadetin İfşası: Mahremiyetin Kaybı ve Gösteri Dindarlığı
Guy Debord’un "GÖSTERİ TOPLUMU" tezi, bugün en çok “MUHAFAZAKAR” pratiklerde karşılık bulmaktadır. Eskiden bir arınma, içe dönüş ve mahremiyet alanı olan ibadetler ve özel anlar, artık sosyal medyanın "BEĞENİ" ekonomisine kurban edilmektedir.
Haccın Turizme Dönüşümü: “KUTSAL TOPRAKLARA” yapılan yolculuklar, bir "HİÇLİK" provası olması gerekirken, “KABE MANZARALI” lüks otellerden paylaşılan "SELFİE"lerle bir “SITATÜ GÖSTERİSİNE” dönüşmüştür. "Umre dönüşü partileri", ibadetin manevi hazzının yetmediği, bunun toplumsal bir onaya (like/alkış) dönüştürülmek istendiği “NARSİSTİK bir AYİNDİR.”
Ritüellerin Karnavallaşması: Bebek cinsiyet partileri (Baby Shower), mevlid adı altında düzenlenen rock konserini andıran "ZİKİR PARTY"ler veya yatlarda yapılan tesettürlü kutlamalar; batılı formların içinin boşaltılarak "İSLAMİ SOSLA” sosla servis edilmesidir.
Bu etkinliklerdeki temel motivasyon "ALLAH RIZASI" değil, "Bakın, biz de eğlenebiliyoruz, biz de lüks yaşayabiliyoruz, biz de sınıf atladık" mesajını vermektir. Bu, derin bir AŞAĞILIK KOMLELKSİNİN dışavurumudur.
3. Şekilcilik Tuzağı: Aksesuara Dönüşen Semboller
Toplumsal çürümenin en bariz göstergesi, “SEMBOLLERİN (başörtüsü, sakal, cübbe) KORUNMASINA” rağmen, bu sembollerin temsil ettiği “DEĞERLERİN BUHARLAŞMASIDIR.” BAŞÖRTÜSÜ, bir "TAKVA" ve "MAHREMİYET" örtüsü olmaktan çıkıp, moda endüstrisinin bir nesnesine, bir "KOMBİN TAMAMLAYICISINA" dönüştüğünde, tesettürün ontolojik anlamı kaybolur.
"NAMAZIN SIPORA, ORUCUN DİYETE" dönüşmesi, ibadetlerin seküler bir mantıkla rasyonelize edilmesidir. “DİNİ PIRATİKLER”, “AHİRET İNANCI” ekseninden koparılıp, bu dünyadaki "WELLERS" (iyi yaşam) trendlerinin bir parçası haline getirilmiştir. “SAKALLI ve TESETTÜRLÜ” bedenlerin, “SEKÜLER MUADİLLERİYLE” birebir aynı mekanlarda, aynı lüks tüketim alışkanlıklarıyla, aynı dili konuşarak var olması; “İSLAMCILIĞIN KÜLTÜREL İKTİDARI KAZANMADAN, KÜLTÜREWL HEGOMONYA TARAFINDAN ASSİMİLE EDİLDİĞİNİN” kanıtıdır. “ŞEKİL BAKİDİR, ancak RUH TERK-İ DİYAR” eylemiştir.
4. Ahlaki Zafiyet ve Sistemsel Çürüme
Bu yozlaşmanın sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda “SİSTEMSEL bir ÇÜRÜME” olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Siyaset ve bürokrasi çarkları arasında, "HARAM PARA"nın sağladığı konfor, vicdanları körleştirmektedir. “HAKSIZ KAZANÇ, İLTİMAS veya LİYAKATSİZLİK yoluyla ELDE EDİLEN SERVETİN, "HAYIR HASENAT" veya "GÖSTERİŞLİ UMRELER" ile aklanmaya çalışılması, tarihteki "Endüljans" (cennet tapusu satma) yanılgısının modern bir versiyonudur.
"Siyasilerin, bürokratların yakınları" ifadesiyle betimlenen zümre, aslında toplumun önünde "ÖRNEK" olması beklenen, ancak yaşam tarzlarıyla toplumu "İFSAT" eden bir elitizme işaret eder. Lüks ve şatafat, bir zamanlar "Müslümanlar eziliyor, fakir kalıyor" mağduriyetiyle açıklanırken, bugün güç ve iktidar elde edildiğinde ortaya çıkan "görgüsüzlük", davanın aslında bir "HAKİKAT DAVASI" değil, bir "SINIF ATLAMA KAVGASI" olduğu şüphesini doğurmaktadır.
Sonuç: Kendi "Öteki"ne Dönüşmek
Gelinen noktada, modern “MUHAFAZAKARLIK, ELEŞTİRDİĞİ ŞEYE DÖNÜŞMENİN TIRAJEDİSİNİ” yaşamaktadır. Batı’nın ahlaki çöküşü, maddeciliği ve tüketim çılgınlığı yıllarca kürsülerden eleştirilirken; bugün aynı yaşam tarzı, başına bir "HELAL" kelimesi eklenerek taklit edilmektedir.
Bu gidişat, sadece bir neslin kaybı değil, İslam’ın sunduğu "ALTERNATİF MEDENİYET" iddiasının da zayıflaması anlamına gelmektedir.
Piercingli imamlar veya yatlarda konken oynayan tesettürlüler, bireysel özgürlük alanı olarak savunulabilir; ancak bu, temsil ettikleri "İSLAMİ KİMLİK İDDİASININ İFLASIDIR.”
Çözüm, “ŞEKİLCİLİĞE HAPSOLMUŞ, İÇİ BOŞALTILMIŞ”, "ajanslar" tarafından kurgulanan bir “DİNDARLIKTA DEĞİL;” "EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL" ayetinin ifade ettiği, gösterişten uzak, sade, samimi ve ahlaklı bir öze dönüşte yatmaktadır. Aksi takdirde, "gay dergahlarınaaz kaldı" uyarısı, bir mübalağa olmaktan çıkıp, distopik bir kehanetin gerçekleşmesi olarak tarihe geçecektir. ( G.Dihkan)
Ek Not: Bazı yabancı kelimelerde iki sessiz arasına “ı, i” koyma, esas metinde olmayıp, şahsımıza aittir.
Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi