Öğretmen sınıfa girer,dersi başlatır;
“Evet çocuklar;bugünkü konumuz Fener...Fener konusunu işleyeceğiz.
Fener; yağmurlu veya rüzgârlı havalarda kullanılan, her tarafı camla kapatılmış mum veya lâmbalı aydınlatma aracıdır.. Avrupa’da 16. yüzyıldan itibaren evlerin merdivenleri, sofalar, odalar, güzel fenerlerle donatılmış, daha sonraları özel binaların bahçe ve içleri bunlarla süslenmiştir. Fenerlerin içinde,önceleri mum yakılırdı, petrolün bulunması gazyağı kullanılmasına sebeb oldu.
 

Anadolu’da fenerin çeşitli tipleri kullanılmıştır. Bekçilerin, yatsı namazına gidenlerin, gezmek için çıkanların, yangına koşanların kullandıkları lâmbalar, yüzyıllarca insanlara faydalı olmuştur. Ramazan günlerinde, bayramlarda ve mühim günlerde önemli yerler geceleri fenerlerle süslenirdi. İstanbul’un fethinde, gemilerde ve surların etrafında fenerlerle yapılan şenlikler Bizanslıları dehşete düşürmüş, gece yarısında hepsinin aniden aynı anda söndürülmesi halkı panik içinde kiliselere koşturmuştur.
Elektriğin köylere kadar yayılması, fenerlerin önemini oldukça kaybettirdi. Bugün daha çok gemici feneri ismiyle anılan tipleri bazı yerlerde kullanılmaya devam edilmektedir. Günümüzdeki pilli el fenerlerinde; önde küçük bir ampul ve arkasında pil bulunur, gelişmesini, Leclanhés’in kuru pili (1866) ve Thomas Edison’un ampulü bulmasına borçludur.İlk defa 1890’da piyasaya çıkarılmıştır.

Modern cep tipi elfenerleri dolmakalem büyüklüğünden, 60 cm’ e kadar değişik boyutlara sahiptir. Evler ile otomobil sürücüleri, sporcular ve kampçılar tarafından yaygın bir şekilde kullanılır.”
***
“Evet çocuklar, Fener’in ne olduğunun ansiklopedik olarak anlatımı böyledir,içinde fener kelimesi geçen’ Fener Balığı,Fener iskelesi, Rumelifeneri,Anadolufeneri,Ahırkapı feneri ,Fenerbahçe’ gibi isimler de duymuşsunuzdur...
Bunlardan Fenerbalığını ,ustası pişirirse çok lezzetli bir yemek olur.Fener iskelesi,haliçte bir kıyı köyüdür..Diğer dört ismin hepsi denizfeneri kökenlidir ve hepsi İstanbuldadır.
Hepsinde geçtiğine göre denizfenerinin ne olduğuna da bir bakalım mı çocuklar ? ..

Bu fener , gemilerin rotalarını bulmaları ve denizin altındaki görünmeyen kayalarden haberdar olmaları amacıyla kullanılan kule şeklinde yapılardır.Kıyılardaki ya da açık denizlerdeki fenerlerin çalışmasını gözetmede fener bekçilerinden yararlanılır,gemicilerin en yakın dostudurlar.
Deniz fenerlerinin yağ ve sonra da gazla çalıştığı dönemlerde büyük iş düşen bekçiler her gece lâmbanın yanışını kontrol eder. yanıp sönme süresini ayarlar, böylece de gemileri batma tehlikesinden kurtarırdı. Günümüzdeki deniz fenerlerinin genellikle ya otomatik olarak gazla çalışması yada elektrikle işlemesi sonucu fener bekçisinin işi hafiflemiştir. Açık denizlerdeki fenerlerde çalışan bekçiler. karadan uzun sürelerle ayrılırlar, uçsuz bucaksız denizle baş başa kalırlar.Günlerini. kayanın üzerine dikili kulede. radyo dinleyerek geçiren fener bekçileri bir yandan da. erzak getirecek olan gemi yada helikopterin yolunu gözlerler.
***
Yukarıda saydığımız fenerlerden bazıları, başka şeylere -meselâ bir yardım derneği ile bir futbol kulübüne- ‘de isim olmuşlardır. Bu kuruluşların başında bugünlere kadar resimlerdeki kişiler var idi”

***
“Dersimizin başında öğrenmiştik ki Fatih’in askerleri fenerlerin hepsini birden söndürünce Bizanslı halk korkuya kapılmış ve kiliselere koşmuştur..Demek ki fenerlerin birden fazlasının sönüvermesi hayra alâmet sayılmamıştır..

Ne tesadüftür ki resimdeki kişilerin yönettiği fenerlerin ikisi birden sönmüştür. Bunlardan birincisi milyonlarca yoksul insanın bel bağladığı, ve o insanlara verilmek istenen yardımların-itimadedilerek- yollandığı bir dernek.Bir şube Almanyada diğeri Türkiyede..Almanyadaki şube,Alman mahkemeleri tarafından üç yıl önce ne yazık ki yardım paralarının yoksullara değil yardım dışı yerlere verildiğine karar verilerek mahkûm edildi..Şu günlerde de Türkiye ayağı soruşturuluyor..Yani insanlık için çok önemli bir görev üstlenmiş olan bu fenerin bekçileri,etrafı aydınlatma görevini yapmadıkları (daha doğrusu fenerde yakılacak gazyağını gaspettikleri) iddiasıyla suçlanıyorlar..
İkinci resimdeki şahıs ise 1907 yılında kurulmuş bir İstanbul kulübünün , yani o Fenerin başındadır..Futbola meraklı olan herkesin tanıdığı Lefter,Can,Basri,Ogün,Naci,kaleci Şükrü , Şeref gibi eski futbol yıldızları o kulübün futbol takımında oynamışlardır.Ayni takımda son yıllarda oynayan en önemli isimlerden ikisi de,hemşerimiz olan Tuncay Şanlı’ ve Oğuz Çetin’dir...Bu fenerin başındaki fener bekçisi yani başkanı da maçları sahada kol bacak kuvvetiyle değil de anlaşmalarla kazandığı iddiasıyla suçlanmaktadır”
Uzun lâfın kısası : Fenerlerin kararması hayra alâmet sayılmadığı için herkes merak içinde ve huzursuz.. Bizim temennimiz;takipteki iki kişiden birinci’nin,topladığı ‘vebali çok’ emanetler olan zekât,sadaka gibi yardım paralarını ,hem ahlâka hem dine uygun olarak ,yoksullara ulaştırdığını isbat ederek beraat etmesi,ve bu sayede ,yoksulların yolunu aydınlatan o Denizfenerinin sönmesine sebebolmamasıdır. Aksi halde hem dolandırıcılıktan ceza yer, hem de emanet sadaka parası gibi kutsal bir parayı zimmetine geçirmekten dolayı Allah cezasını verir,onlar kendi problemidir,ama o derneğe artık kimse bağış yapmaz. İkincisi’nin ise milyonlarca kişinin gönül bağladığı Feneri karanlık ilişkilerle karartmadığını ispat edip, halkımızın en büyük zevklerinden biri olan futbolu iyice berbat etmemesi,bu suretle hemşerimiz Aykut Kocaman’ın ilk hocalık kupasına leke getirmemesi ve zaten yaygın olan, maçlarda dalavere yapıldığı fikrinin iyice yerleşmesine sebep olmamasıdır..”