İlimbey.
Benim köyüm.
İlim Bey.
Sabahları ferahfeza ayini.
Akşamları pastoral senfoni.
Babamın alın teri düşmüş bahçeye.
El emeği, kalp ışığı...
Narçiçekleri.
Herbirinde bir arı.
Ballar balı için işte.
Çiçekler nara dönüşecek...
Mürekkep yalamış ortancalar.
Sabah namazı vaktinde öten
serçeler, sakalar, kırlangıçlar...
Akşamları gelen incirkuşları.
Kırmızıya çalan erikler.
Can erikleri...
Bahçenin kızıl küpeli kızı vişne.
Dut ağacı; zamanı dut ağacı gibi
silkelemek için...
Ve akşamsefaları.
İkindinin gagasındaki deliklerden
geçen rüzgâr.
Uzaklardan gelen çıngırak sesleri.
Domatesler, biberler, salatalıklar...
'Olma'ya durmuş Santa Maria armutları
Hanımeli kokusu, câna şifa.
Kara lahanalar.
Ihlamurların parmaklarımda bıraktığı iz,
Tenime sinen kokusu.
Meyve vermeyen kayısı ağacı.
Eğrelti otlarının salınışı.
Boy boy mısırlar.
Bellenen toprak.
Serin üzüm çardağı.
Hâşim'in iri gülleri.
Zamanı geçmiş zambaklar.
Fasulyeler, kabaklar...
Harman kirazı, sert.
Kirazları kuşlarca yenmiş ağaçlar.
Kalbi kararmışlara, canı sıkkınlara,
ümitsizlere, şükürden uzak kalanlara,
küskünlere, kendini unutanlara,
aşktan beri olanlara
iyi gelen bir bahçe...
Dağlara bakmakla geçirilecek
bir yaz için...
İlimbey, dedem Murat Yılmaz'dır
benim için büyük ölçüde.
Teymî ve Dedem şiiri
omzundaki kuş için yazılmıştır
Murat Dedem'in:
Teymî'nin rüyâsından çıkan
kuş desenli son gömlekmiş Dedem
yaz, heveskâr terzisi iken
tenin.. bir aşkı giymişti madem
Dil'in kirazlarını kızartmalıydı
küçük güneşi yanaklarının
sanki o düzenli yokluğa değdi
bir ceylânın sürtündüğü yakın
uzak ne varsa sözlerden başka
top top ipeklilerle Teymî
geldi cân pazarına, âh şaka
ve muâşaka olsun diye mi
Dedem omzunda kuş, Dil'i mahmûr
gitti, gitti, gitti... peşinde yağmur